Stephen Frears, 20 Haziran 1941 tarihinde İngiltere'nin Leicester şehrinde Anglikan bir baba ve Yahudi bir annenin oglu olarak dünyaya gelmiş, hem düşük bütçeli bağımsız Avrupa sinemasında hem de görkemli Hollywood yapımlarında büyük başarılar kazanmış saygın bir yönetmendir. Hukuk eğitimini yarıda bırakarak BBC çatısı altında adım attığı görsel dünyada, toplumsal duyarlılığı yüksek yapıtları ve keskin anlatım tarzıyla dünya genelinde geniş kitlelere ulaştı. Kariyeri boyunca tiyatro kökenli asistanlıklardan Oscar adaylıklarına uzanan bu başarı dolu yolculuk, sinemaseverler için eşsiz bir filmografi ortaya koydu.
Hukuk sıralından set arkasına uzanan serüven
Gelişim yıllarında Norfolk bölgesindeki Gresham's School'da eğitim alan Frears, 1954 ile 1959 yılları arasında bu okulda bulundu. Ailesinin ticari başarıları da o dönem biliniyordu. Amcalarından biri ünlü unlu mamul markası Frears Biscuits'in sahibiydi. Diğer amcası ise fırıncılıkla uğraşıyordu. Frears, 1960'ta hukuk eğitimi hedefiyle Cambridge'teki Trinity College'a kaydolarak akademik hayatına devam etti. 1963 yılındaki mezuniyetinin hemen ardından, hukuk alanında bir kariyer inşa etmek yerine sinema dünyasının büyülü kapılarını aralamayı tercih etti.
Sektöre ilk olarak BBC televizyonunda yayınlanan Plays For Today gibi yüksek bütçeli yapımların hazırlık gruplarında çalışarak başladı. Tiyatroya duyduğu yoğun ilgi, onun kaderini Kraliyet Tiyatrosu'nda yönetmen Karel Reisz ile karşılaştırarak tamamen değiştirdi. Reisz, ona Morgan filminde yardımcı yönetmenlik teklif etti. Bu teklif sayesinde profesyonel sinema dünyasına adım atan Frears, süreç içerisinde Lindsay Anderson ve ünlü aktör Albert Finney gibi dev isimlerle tanışma fırsatı buldu. 1968 yılında Tom Grattan's War isimli televizyon dizisinde yönetmenlik koltuğuna oturdu. Aynı zamanda Anderson'un E.B adlı yapımında asistan olarak görev aldı. Aynı yıl ilk kısa metrajlı filmi olan The Burning'i yönetti. 1972 yılında tamamladığı ilk uzun metrajlı sinema filmi Gumshoe, yönetmene sektörde saygın bir başarı kazandırdı. Bu dönemde Mary-Kay Wilmers ile hayatını birleştiren ve iki çocuk sahibi olan yönetmen, 1984 yılına kadar televizyon odaklı projelere yoğunlaşmaya devam etti.
Uluslararası arenalarda yükseliş ve Hollywood dönemi
Uzun bir aranın ardından 1984'te İspanya'da geçen bir gangster öyküsünü temel alan The Hit filmini çekerek küresel çapta tanınırlık kazandı. Hemen sonrasında başrolünde Daniel Day Lewis'in oynadığı ve bu genç aktörün de dünya sahnesine çıkmasını sağlayan My Beautiful Laundrette (Benim Güzel Çamaşırhanem) filmi geldi. Yapım, Hanif Kureishi tarafından kaleme alınmıştı. Aslında televizyon için 16 mm. formatta çekilen film, büyük ilgi görünce beyaz perdede de gösterime girdi. Film, en iyi senaryo dalında Oscar adaylığı almasının yanı sıra beş ayrı festivalden de ödüllerle döndü. 1987 yılında ise Joe Orton'un fırtınalı eşcinsel yaşantısını aktaran Prick Up Your Ears filmi eleştirmenlerin beğenisini topladı. Aynı yıl içerisinde İngiliz toplumunun çöküşünü odağına alan Sammy and Rosie Get Laid'i çekerek sinemasında sıradan konular yerine tüm toplumu ilgilendiren meseleleri keskin bir üslupla aktarma kararlılığını gösterdi.
Stephen Frears, 1988'de Glenn Close, John Malkovich ve Michelle Pfeiffer gibi önemli yıldızların paylaştığı Dangerous Liaisons (Tehlikeli İlişkiler) filmiyle ilk Hollywood deneyimini gerçekleştirdi. Bu yapıt yedi dalda Oscar'a aday gösterilip en iyi senaryo, en iyi sanat yönetimi ve en iyi kostüm dallarında üç heykelciğin sahibi oldu. 1990'da neo-noir tarzındaki The Grifters (Yasak İlişkiler) filmini çeken yönetmen, dört dalda Oscar adayı olan bu filmle kendisi de en iyi yönetmen adaylığı kazandı. 1992'de Dustin Hoffman, Andy Garcia ve Geena Davis'in rol aldığı Zoraki Kahraman filmini yönetti. Gişede beklediğini alamayınca İngiltere'ye geri döndü. Orada İrlandalı bir ailenin hikayesini anlatan The Snapper televizyon filmini çekti. Aynı yıl içerisinde Anne Rothenstein ile ikinci evliliğini gerçekleştiren Frears'ın bu evlilikten de iki çocuğu oldu. Ardından Julia Roberts ve John Malkovich ile Mary Reilly denemesini yapsa da gişede başarılı olamadı. 1996'da çektiği düşük bütçeli The Van ise Cannes'da Altın Palmiye için yarışarak yönetmenin şanssız gidişatını kırdı. 1998 yapımı The Hi-Lo Country (İhtiras Tomurcukları) sinemaseverlerin beğenisine sunuldu. Bu film ona Berlin'de Gümüş Ayı ödülü kazandırdı.
Kült lezzetler ve güncel sinema zaferleri
2000 yılında John Cusack ve Catherine Zeta-Jones'un başrollerini paylaştığı High Fidelity (Sensiz Olmaz) filmiyle Amerika'da yeniden büyük bir ilgi uyandırdı ve bu yapım kısa sürede kült filmler arasına girdi. Aynı yıl çektiği Liam, Venedik'te Altın Aslan için yarıştı. 2002'de çok ses getiren Dirty Pretty Things (Kirli Tatlı Şeyler) filminin kamera arkasındaydı. Başrolde Amelie ile tanınan Audrey Tautou, İngiltere'de kaçak bir göçmen olarak tutunmaya çalışan Türk kızı Şenay karakterine hayat veriyordu. Nijeryalı bir göçmenin perspektifinden Londra'nın görünmeyen yüzünü anlatan yapıt, en iyi senaryo dalında Oscar adayı olup festivallerden toplam 14 ödül kazandı. Frears, son dönemde 2007 Altın Küre Ödülleri'nde en iyi yönetmen adaylığı alan ve başrol oyuncusu Helen Mirren'a en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandıran The Queen (Kraliçe) filmini yönetti. Uluslararası festivallerden tam 38 ödül toplayan yapıt, aynı sene 79. Oscar Ödülleri'nde altı farkli dalda rekabet etmek üzere aday gösterildi.
- My Beautiful Laundrette (Benim Güzel Çamaşırhanem) — Oscar adaylığı elde eden ve beş festivalden ödül kazanan ünlü yapıt.
- Dangerous Liaisons (Tehlikeli İlişkiler) — Hollywood'da yedi dalda Oscar adaylığı kazanan büyük bütçeli şaşeser.
- Dirty Pretty Things (Kirli Tatlı Şeyler) — İngiltere'deki kaçak göçmenlerin yaşamını ele alan 14 ödüllü film.
- The Queen (Kraliçe) — Helen Mirren'a Oscar kazandıran ve 38 uluslararası festivalden ödül toplayan biyografik yapıt.
.jpg?width=640)