Edebiyat dünyasında kadın haklarının tavizsiz savunucusu olarak tanınan Bangladeşli yazar, şair ve jinekolog doktor Teslime Nesrin, 1962 yılında o dönem Pakistan sınırları içinde yer alan topraklarda dünyaya gözlerini açtı. Kalemini baskıcı kültürlere, dini dogmalara ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı bir kalkan gibi kullanan yazar, kaleme aldığı radikal yazılar ve kadın özgürlüğü savunuculuğu sebebiyle radikal çevrelerin hedefi haline gelerek hayatını sürgünde geçirmek zorunda kaldı. Yazgısına boyun eğmeyen kadınların çığlığını dünyaya duyuran Nesrin, günümüzde insan hakları mücadelesine İsveç'te devam etmektedir.
Tıp Eğitiminden Edebiyat Dünyasına Uzanan Yol
Kücük yaşlarda şiir ve öyküler karalayarak yazarlık serüvenine ilk adımı atan Teslime Nesrin, edebiyat dünyasına yerel mecmualarda ve kücük ölçekli gazetelerde yayımlanan eserleriyle giriş yaptı. Yazma tutkusu zamanla ulusal basına taşınan Nesrin, tıp fakültesinde öğrenim gördüğü 1979-1983 yılları arasında da üretkenliğini sürdürdü. Gençlik yıllarında hem yoğun bir tıp eğitimi alđyor hem de 'Senjuti-Karanlıktaki Işık' isimli edebiyat dergisinin editörlüğünü üstleniyordu. Eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra jinekolog doktor olarak göreve başlayan yazar, mesleğini icra ederken binlerce bebeğin dünyaya gözlerini açmasına vesile oldu.
Yoğun tıp pratiğine rağmen edebiyatla bağını hiçbir zaman koparmadı. Taşrada doktorluk yaptığı dönemde, henüz yirmi dört yaşındayken ilk şiir kitabını okurlarla buluşturmayı başardı. İlk eserinden üç yıl sonra ikinci kitabı çıktı. Bu eserle ünü tüm dünyaya yayıldı. Böylece ulusal düzeyde köşe yazarlığı yapmaya başladı.
Toplumsal Tepkiler, Ölüm Fetvaları ve Zorunlu Sürgün
Teslime Nesrin'in dini kurumlara, baskıcı geleneksel kültürlere ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığına yönelttiği cesur eleştiriler, kısa sürede büyük bir kutuplaşmaya yol açtı. Kaleme aldığı metinler toplumun belirli kesimleri tarafından büyük takdir toplarken, muhafazakar gruplarda derin bir hoşnutsuzluk ve öfke yarattı. Çalıştığı gazetenin idari binası radikal grupların fiziki saldırılarına uğradı. Yazı işleri müdürü her ne kadar kendisini koruma altına alsa da, inanç odaklı konularda kalem oynatmaması yönünde telkinlerde bulundu.
Hindistan'da yayımlanan saygın bir gazetedeki 'Niubachita' isimli sütununda kaleme aldığı yazılar, Nesrin'e prestijli 'Ananda Ödülü'nü kazandırdı. Radikal söylemleri ve güçlü duruşuyla uluslararası kamuoyunun dikkatini çeken yazar, 'Lajja' (Utanç) isimli ünlü romanını yayımladı. Eserde, Krishna'nın ardından gelen Hindu tanrısı Vishnu ele alınıyor ve yüzlerce yıllık geçmişe sahip olan Babri Camii'nin Hindu milliyetçilerinin saldırılarıyla yerle bir edilişinin trajik öyküsü anlatılıyordu. Nesrin'in romanda dünyadaki tüm kin ve nefret dalgalarının merkezinde inanç sistemlerinin bulunduğunu öne sürmesi, din adamlarının şimşeklerini üzerine çekmesine yetti.
Hoca Habibur Rahman yazar için ölüm fetvası çıkardı. Nesrin'in çağlar öncesinden kalan ve anlamı kavranmayan dogmatik kuralların günümüz dünyasında geçersiz olduğunu savunması, muhafazakar kesimlerde âdeta bir infial yarattı. Dini liderlerin öncülüğünde neredeyse her gün yazarı hedef alan protesto gösterileri ve mitingler düzenlendi. Gerilim tırmanırken, 1994 yılında Kur'an-ı Kerim'e getirdiği eleştiriler gerekçe gösterilerek Bangladeş Başbakanı Begüm Halide Ziya hükümeti tarafından hakkında resmi tutuklama kararı çıkartıldı.
Bu baskılar neticesinde Nesrin, doğup büyüdüğü Bangladeş topraklarından ve daha sonra yerleştiği Hindistan'dan ayrılmak zorunda kaldı. Can güvenliği tehdidiyle 1994 yılına kadar kaçak bir yaşam süren cesur yazar, 1994 ile 1998 yılları arasında İsveç, Berlin ve Amerika Birleşik Devletleri sınırları dahilinde sürgün hayatı yaşadı. Kendisine yönelik ölüm tehditlerine ve fetvalara meydan okuyarak, temel insan hakları ve kadın özgürlüğü konusundaki fikirlerini savunmaktan asla vazgeçmedi.
Uluslararası Alanda Yankı Bulan Mücadele ve Ödüller
İslam dünyasında şeriat kanunları köklü bir reformdan geçirilmedikçe, kadın hakları konusundaki hiçbir girişimin kalıcı başarıya ulaşamayacağını savunan yazar, bugün yaşamını İsveç sınırları içinde güvenli bir şekilde sürdürmektedir. Hakkındaki ölüm fetvaları yüzünden vatanına dönememektedir. Bangladeş yönetiminin eserlerinin birçoğunu yasaklamasına karşılık, Türkiye dahil pek çok ülkede kitapları geniş kitlelere ulaştırılmış ve yayımlanmıştır.
Kürsel düzeyde düşünce ve ifade özgürlüğünün en önemli simgelerinden birine dönüşen Nesrin'in insan hakları mücadelesi, uluslararası alanda büyük takdirlerle taçlandırılmıştır. Yazarın bu kapsamda lâyık görüldüğü bazı önemli ödüller şunlardır:
- 2004 yılında lâyık görüldüğü Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Hoşgörü Ödülü
- Kadınların özgürleşmesi yolundaki cesur adımları nedeniyle Fransa'da takdim edilen 'Simone de Beauvoir Kadınlara Özgürlük' ödülü
- Hindistan'da kaleme aldığı yazıları vesilesiyle lâyık görüldüğü prestijli Ananda Ödülü
Fransa İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Rama Yade, ödülü takdim ederken yaptığı tarihi konuşmada Fransa'nın kapılarını Nesrin'e sonuna kadar açtığını şu sözlerle ifade etmiştir: 'Bugün sizi Voltaire'in, Hugo'nun, Zola'nın, De Gaulle'ün, Simone de Beauvoir'ın ve Césaire'in Fransa'sı bağrına basıyor.' Yade, bu ödülü tüm Fransızlar adına sunduğunu belirterek düşünce hürriyetinin yasalarla kısıtlanamayacağını ve insanları ölümle tehdit etmenin ağır bir suç teşkil ettiğini vurgulamıştır. Bugüne kadar toplamda 17 esere imza atan Teslime Nesrin, ataerkil düzenin ve baskıcı ideolojilerin karşısında sarsılmaz bir kale olarak durmaya devam etmektedir.
