Cumhuriyet ışığının doğduğu yıllarda, hem cephede hem de masa başında vatanın kaderini tayin eden kadrolar arasında yer alan Mehmet Tevfik Bıyıklıoğlu, Türk askeri ve siyasi tarihinin öncü isimlerinden biridir. 1891 yılında Çanakkale'de dünyaya gelen Bıyıklıoğlu, aldığı üstün askeri eğitimle temayüz ederek Trablusgarp'tan Kurtuluş Savaşı'na kadar birçok cephede stratejik görevler üstlenmiştir. Lozan Barış Konferansı heyetinde askeri danışman olarak görev yapan Bıyıklıoğlu, bu kritik süreçte yeni devletin çıkarlarını başarıyla korumuştur. Genç cumhuriyetin şekillenmesinde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olarak kritik roller oynayan devlet adamı, 24 Kasım 1961 tarihindeki vefatına dek ülkemize çok yönlü katkılar sunmuştur.
Cephelerden Kurmaylığa Ulaşan Parlak Bir Askeri Kariyer
Genç Tevfik, askeri eğitim hayatına 1905 yılında Harp Okulu adımını atarak başlarken, buradaki eğitim sürecini üstün bir başarıyla taçlandırmayı hedefliyordu. Nitekim başarılı subay adayı, 1908 yılında topçu subayı unvanıyla ve okul birincisi olarak bu eğitimden başarıyla mezun oldu. 1911 yılında Trablusgarp Savaşı'na katılarak cepheyle tanıştı. Azmi sayesinde öne çıkan Tevfik Bey, askeri birikimini artırmak adına eğitim aldığı Harp Akademisi'ni de 1914 yılında yine birincilik derecesiyle tamamladı. Bu sıradışı eğitim başarılarının ardından 1915 yılında kurmaylık makamına yükselen genç subay, dünya savaşının getirdiği fırtınalı dönemde cepheden cepheye koşarak vatan savunmasında son derece aktif roller üstlendi. Bu dönemde edindiği engin tecrübeler, onun gelecekteki askeri dehasını ve liderlik vasıflarını şekillendiren en önemli unsurlar olmuştur.
Kurtuluş Mücadelesi, Diplomasi ve Devletin Zirvesindeki Görevler
Osmanlı İmparatorluğu'nun fiilen sona ermesinin ardından Tevfik Bey, Temmuz 1920'de Anadolu'ya geçerek Türk Kurtuluş Savaşı saflarına katıldı. Anadolu'ya geçişinin hemen ardından milli mücadele kadrolarına katılan Bıyıklıoğlu, derhal Batı Cephesi Harekât Şubesi Müdürlüğü görevine atandı. Savaşın son anına kadar sürdürdüğü bu görevde, cephedeki stratejik planlamaları büyük bir ustalıkla idare etti. Gösterdiği üstün yararlılıklar, savaş sonrasđnda da büyük takdir topladı. Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılında Kaymakam rütbesine terfi ederken, aynı zamanda Kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası ile taltif edildi. Kazandığı bu büyük onurun ardından askeri birikimi, onu diplomatik görüşmelerde de öne çıkaran en önemli unsur oldu.
Yeni devletin sınırlarını çizen Lozan Barış Konferansı heyetinde, askeri danışman olarak görev alıp önemli kararların alınmasında etkin oldu. Lozan'daki bu kritik sorumluluğu, cephede kazanılan askeri zaferlerin diplomatik masada tescil edilmesinde hayati bir öneme sahipti. 18 Mart 1924'te Genelkurmay Genel Sekreterliği görevine getirildi. Bundan kısa süre sonra Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'ne atanan devlet adamı, Genelkurmay Genel Sekreterliği görevini de uhdesinde bulundurdu. Böylece ordu ve siyasetin zirvesinde köprü vazifesi gördü. 1926 yılında Miralay rütbesine yükseldikten sonra askerlikten emekli olan Bıyıklıoğlu, Cumhurbaşkanlığındaki görevini ise 9 Kasım 1927'ye dek sürdürdü. Askeri kimliğinin ardından sivil yönetim kademelerinde de büyük bir sorumlulukla hizmet etmeyi sürdürmüştür.
Moskova Temsilciliği ve Tarih Bilincine Katkıları
Cumhurbaşkanlığındaki ilk döneminin sona ermesinin hemen ardından, Moskova Büyükelçiliği görevine getirilerek diplomatik alanda önemli temaslarda bulunmaya başladı. Sovyetler Birliğindeki bu kritik görevinin ardından ikinci kez Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği makamına getirilen devlet adamının bu mesaisi 1932'de son buldu. Bıyıklıoğlu, ülkede tarih bilincinin oluşturulmasına öncülük etti. Cumhuriyet döneminin en köklü kurumlarından olan Türk Tarih Kurumu'nun temelini oluşturan cemiyeti kurarak bu yapının ilk başkanı seçildi. Tarih araştırmalarının kurumsallaşması yolunda attığı bu adım, milli benliğin ve tarih bilincinin gelecek nesillere aktırılmasında bir köşe taşı olmuştur. Cephelerde gösterdiği askeri başarılarını diplomatik başarılar ve entelektüel çalışmalarla birleştiren bu çok yönlü devlet adamı, geride Cumhuriyet'in harcını oluşturan kurumlar ve silinmez bir tarih mirası bırakarak aramızdan ayrılmıştır.
