Glendale, Kaliforniya'da 7 Ocak 1929'da dünyaya gelen ve asıl adı Helen Luella Koford olan Hollywood'un unutulmaz yıldızı Terry Moore, çocuk yaşta adım attığı sinema dünyasında sergilediği başarılı oyunculuk yeteneğiyle adından söz ettirmeyi başardı. Los Angeles'ta dindar bir Mormon ailesinin kızı olarak büyüyen sanatçı, beyaz perdede yarattığı karakterler ve çalkantılı özel hayatıyla Amerikan sinema tarihinin en çok konuşulan simalarından biri haline geldi.
Çocuk Oyunculuktan Akademi Adaylığına Uzanan Yolculuk
Sinema kariyerine henüz küçük bir çocukken adım atan Moore, 1940'lı yıllarda yapımcıların dikkatini çekerek pek çok önemli filmde rol üstlendi. Genç yeteneğin erken dönem çalışmalarının bazıları şunlardır:
- The Howards of Virginia (1940)
- On the Sunny Side (1942)
- My Gal Sal (1942)
- A-Haunting We Will Go (1942)
- True to Life (1943)
- Gaslight (1944)
- Since You Went Away (1944)
- Sweet and Low-Down (1944)
- The Clock (1945)
1948 yılına gelindiğinde, ünlü aktör Glenn Ford ile birlikte kamera karşısına geçtiği The Return of October filminde canlandırdığı Terry Ramsey karakteri, onun dönüm noktası oldu. Bu filmdeki karakterin adı, genç oyuncunun kariyerinin geri kalanında kullanacağı ikonik sahne adı olan Terry Moore'u doğurdu. Moore, kariyerinin en parlak dönemlerinden birini 1952 yılında yaşadı. Come Back, Little Sheba filmindeki üstün performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Akademi Ödülü'ne aday gösterilerek başarısını taçlandırdı.
Uluslararası Arenada Bir İkon ve İstanbul Ziyareti
Kariyerindeki yükselişini sürdüren ve dünya çapında bir şöhrete kavuşan Terry Moore, cesur adımlarıyla da adından sıkça söz ettiriyordu. 1953 yılında Güney Kore'de görev yapan Amerikan askerlerine moral vermek amacıyla düzenlediği turne sırasında giydiği ünlü ermin mayosu, dönemin basınında geniş yer bularak büyük bir sükse yarattı. Bu sansasyonel olaydan iki yıl sonra, 10 Haziran 1955 tarihinde Türkiye'nin modernleşme simgelerinden biri olan İstanbul Hilton Oteli'nin görkemli açılış törenine katıldı. Otelin sahibi ünlü iş insanı Conrad Hilton tarafından özel olarak davet edilen Moore, İstanbul'da geçirdiği süre boyunca Türk basınının ilgi odağı oldu. 1956 yılına gelindiğinde Robert Wagner ile başrolleri paylaştığı Between Heaven and Hell filmiyle oyunculuk kalitesini bir kez daha kanıtlayan sanatçı, yıllar sonra, 1984 yılının Ağustos ayında Playboy dergisi için Ken Marcus'a çıplak pozlar vererek cesaretini ve zamansız güzelliğini tüm dünyaya bir kez daha ilan etti.
Howard Hughes Aşkı ve Fırtınalı Evlilikler
Terry Moore'un mesleki başarıları kadar çalkantılı ve sırlarla dolu özel yaşamı da magazin dünyasını onlarca yıl meşgul etti. Hayatındaki en dikkat çekici ve tartışmalı ilişki, havacılık ve sinema dünyasının efsanevi milyarderi Howard Hughes ile yaşadığı birliktelik oldu. Moore'un iddiasına göre, çift 1949 yılında uluslararası sularda bir gemi kaptanının kıydığı nikahla gizlice evlendi. Hughes'un daha sonra bu evliliğe ait resmi gemi kayıtlarını imha ettiğini belirten Moore, 1956 yılında ayrılmalarına rağmen hiçbir zaman resmen boşanmadıklarını ifade etti. Bu gizemli bağ, 1976 yılında Hughes'un ölümüne dek sürdü.
Bunun yanı sıra Moore, hayatı boyunca resmi olarak beş kez evlendi. İlk evliliğini 1951 yılında Amerikan futbolunun efsane ismi ve Heisman Kupası sahibi Glenn Davis ile gerçekleştirdi, ancak bu birliktelik sadece bir yıl sürdü. 1956 yılında Eugene McGrath ile yaptığı ikinci evlilik üç yıl devam etti. Bu evliliğin sona ermesinden bir yıl sonra, 1959'da Stuart Cramer ile dünya evine girdi. 1972 yılına kadar süren bu evlilikten aktör Grant Cramer ve Stuart Warren Cramer IV adında iki erkek çocuğu dünyaya geldi. 1970'lerin başında eski rol arkadaşı Glenn Ford ile romantik bir ilişki yaşayan Moore, 1979 yılında Meksika'da Richard F. Carey ile dördüncü evliliğini yaptı fakat bu evlilik de bir yıl sonra sona erdi. Son olarak 1992 yılında Jerry Rivers ile evlenen ünlü aktris, eşinin 2001 yılındaki vefatına kadar onunla mutlu bir yaşam sürdü.
