Türk yargı sisteminin en saygın isimleri arasında yer alan eski Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan, ülkenin hukuk ve sivil toplum tarihinde derin izler bırakmış bir isimdir. Deneyimli hukukçunun evlilik öncesi soyadı Tuğcu'dur. Çölaşan, 11 Ekim 1943'te başkent Ankara'da doğdu. Cumhuriyet değerlerine bağlılığıyla tanınan Çölaşan, yarım asra yaklaşan meslek hayatı boyunca adalet mekanizmasının en üst kademelerinde görev yaptı. Hem Danıştay bünyesindeki çalışmaları hem de sivil toplum liderliğiyle dikkat çeken Çölaşan, Türkiye'nin yakın tarihindeki pek çok kritik dönemeçte aktif rol oynamış ve duruşuyla toplumsal hafızada yer edinmiştir.
Yüksek Yargıdaki Uzun Meslek Yolculuğu
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 1964 yılında mezun olan Tansel Çölaşan, hukuk alanındaki akademik birikimini pratikle birleştirmek üzere hızlıca harekete geçti. Genç bir hukukçu olarak 16 Ocak 1967 tarihinde Danıştay Yardımcısı unvanıyla göreve başlayarak yüksek yargıdaki uzun kariyerinin ilk önemli adımını attı. Kurum içerisindeki liyakati ve disiplinli çalışmasıyla kısa sürede meslektaşlarının dikkatini çeken Çölaşan, 11 Şubat 1981 tarihinde Danıştay Kanun sözcülüğü makamına atandı. Bu görevi sürdürürken, 14 Mayıs 1981 tarihinde unvanı Danıştay Savcısı olarak değiştirildi ve savcılık makamındaki görevine devam etti. Yargı organlarındaki kararlı duruşu ve mesleki birikimi sayesinde Danıştay bünyesinde Kıdemli Tetkik Hakimliği görevine yükselerek hukuk dünyasındaki yerini daha da sağlamlaştırdı.
Kariyerindeki tırmanışını sürdürün tecrübeli yargıç, Danıştay bünyesinde sergilediği başarılı çalışmaların ardından 4 Mart 1992 tarihinde Danıştay Üyeliğine seçilerek karar mekanizmalarında doğrudan sorumluluk aldı. Yargı kademelerindeki başarıları meslektaşları tarafından takdir edilen Çölaşan, 4 Temmuz 2001 tarihinde ise Danıştay Başkanvekilliği gibi son derece kritik bir idari makama getirildi. Çölaşan, 14 Eylül 2006 tarihinde ise Danıştay Başsavcısı oldu. Yüksek yargının tepe noktasında görev alan kadın hukukçu, bu süreçte hukukun üstünlüğü ilkesini her koşulda savundu.
Toplumsal Tartışmalar ve Hukuki Mücadeleleri
Meslek hayatı boyunca sadece verdiği kararlarla değil, toplumsal olaylara yaklaşımıyla da gündeme gelen Tansel Çölaşan, çeşitli tartışmaların odağında yer aldı. 11 Mart 2008 tarihinde yaptığı bir konuşmada, 27 Mayıs Darbesi'nin ortaya çıkış süreçlerini ve neden-sonuç ilişkilerini ele aldı. Konuşmasında Adnan Menderes ile arkadaşlarının idam edilmesini sevinçle karşılayan kesimlerin varlığına da değinen Çölaşan, medyanın bir kısmında yerici haberlerin çıkmasına neden oldu. Kendisine yönelik haksız ithamlara yanıt veren deneyimli yargıç, Demokrat Parti döneminde laiklik ve bölücülük konularındaki referansların askeri müdahaleye yol açtığını ifade etti. Ayrıca 1961 Anayasası'nın ülkeye kazandırdığı özgürlükçü ortamın önemini savunarak, getirdiği hürriyetler sebebiyle bu süreci bir devrim olarak nitelendirdi. Kurucu Meclis'in hazırladığı anayasanın hürriyet ortamına bugün bile ulaşılmak için çabalandığını belirtti.
Hukukçu kimliğinin getirdiği sorumlulukla hareket eden Çölaşan, kanlı Danıştay Saldırısı sonrasında da net açıklamalarda bulundu. Eylemi gerçekleştiren Alparslan Arslan'ın yakalanma anında dini içerikli sloganlar attığını görevlilerden duyduğunu kamuoyuyla paylaştı. Bu açıklaması nedeniyle bazı medya kuruluşları tarafından asılsız iddialar ortaya atmakla itham edilen Çölaşan, konuyu yargıya taşıdı. Çölaşan, açtığı davayı kazanarak tazminat elde etti.
Atatürkçü Düşünce Derneği Liderliği
Devlet kademelerindeki resmi görev süresinin tamamlanmasının ardından sivil toplum çalışmalarına ağırlık veren Tansel Çölaşan, fikir dünyasını kitlelerle paylaşmayı sürdürdü. ADD 11. Olağan Genel Kurulu 14 Haziran 2010'da toplandı. Çölaşan bu kurulda genel başkanlığa adaylığını koydu. Delegelerin büyük desteğini alarak derneğin Genel Başkanlığına seçilen Çölaşan, cumhuriyetin temel kazanımlarını ve Atatürk ilkelerini halka anlatma misyonunu kararlılıkla üstlendi.