Hristiyanlık tarihinin ve Süryani edebiyatının en görkemli simalarından biri kabul edilen Süryani Mor Efrem, 285 yılında antik Nusaybin kentinde dünyaya gözlerini açmış ve ömrünü dini şiirler, felsefi öğretiler ile toplumsal yardımlaşmaya adamış öncü bir bilgindir. Mezopotamya topraklarında doğup büyüyen bu tarihi şahsiyet, derin teolojik birikimi ve benzersiz anlatım gücü sayesinde inananlar tarafından Süryanilerin Güneşi ve Kutsal Ruhun Kavalı gibi yüce unvanlarla taçlandırılmıştır. Eserleri ve kurduğu eğitim kurumlarıyla inanç dünyasında derin izler bırakan bilge şair, ömrünü son yıllarını geçirdiği Urfa'da 373 senesinin Haziran ayında hayata veda etmiştir.
Nusaybin Okulu ve Akademi Yılları
Mor Efrem'in çocukluk yılları oldukça ilginç bir inanç ikliminde şekillenmiştir. Babası Nusaybin'de Abizil isimli putun baş kahini iken, annesi ise Diyarbakır kökenli bir kadındı. Erken yaşlarda dünyevi zenginlikleri geride bırakan genç Efrem, bölgenin saygın din büyüğü Episkopos Mor Yakup'un kanatları altına girdi. Ondan dini ilimleri, manevi temizliği ve kutsal yaşamın sırlarını öğrendi. Gençlik yıllarında siyasi çalkantılar sebebiyle 303 yılında Nusaybin'den ayrılmak zorunda kaldı. Bir süre Urfa'da yaşadı ve burada şair Asuno'nun yanında Süryani edebiyatı ile Kutsal Kitap tefsiri üzerine derin çalışmalar gerçekleştirdi.
320'li yıllarda yeniden doğduğu topraklara dönen bilge şair, öğrencisi olduğu eğitim kurumunun yöneticiliğine seçildi. Dönemin en büyük Hristiyan buluşması olan İznik Konsili'ne 325 yılında hocası Mor Yakup ile katıldı. Bu büyük meclisin ardından Nusaybin'e dönen ikili, tarihe yön verecek olan ünlü Nusaybin Okulu'nun inşasına girişti. Kapılarını 326 yılında açan bu görkemli okulda Mor Efrem, uzun yıllar rektörlük vazifesini üstlendi. Resmi dili Süryanice olan okulda, öğrencilere aynı zamanda Grekçe dersleri de verilmekteydi. Yüzlerce yatılı öğrenciye ev sahipliği yapan bu kurumda şu alanlarda yüksek kalitede dersler sunuluyordu:
- Felsefe ve mantık dersleri
- Edebiyat ve dil bilim çalışmaları
- Geometri, astronomi, hukuk ve tıp bilimleri
Nusaybin Okulu, Efrem'in vizyoner liderliği altında, yedinci yüzyıla kadar Mezopotamya'nın en parlak bilim ve kültür merkezi olmayı sürdürmüştür.
Savaşın Gölgesinde Göç ve Toplumsal Hizmet
Nusaybin şehri, Mor Efrem'in orada bulunduğu dönemde Pers orduları tarafından 338, 346 ve 350 yıllarında olmak üzere üç defa kuşatıldı. Kahramanca direnen kent bu saldırılarda düşmedi. Ancak İmparator Julien'in Perslere yenilmesinin ardından yapılan anlaşma neticesinde Nusaybin, Pers Kralı Şobur'a teslim edilmek zorunda kalındı. Şehrin Hristiyan nüfusu göç yollarına düştü. Mor Efrem de halkla beraber kenti terk ederek önce Diyarbakır surlarının batı yamacındaki sığınmacı kamplarına yerleşti, ardından temelli olarak Urfa'ya göç etti.
Urfa'daki son on yılında inzivaya çekilen bilge, şehirde baş gösteren korkunç bir kıtlık üzerine hücresinden çıktı. Varlıklarını yoksullarla paylaşmaktan kaçınan zenginleri sert sözlerle uyardı. Zenginlerin vicdanına dokunarak topladığı yardımlarla binlerce aç ve çaresiz insana aş, barınak ve ilaç ulaştırdı. Son derece mütevazı bir yaşam süren Efrem, vasiyetinde gösterişli bir tören istemediğini belirtti. Kendisinden geriye kutsal bir kalıntı saklanmamasını talep etti. O, her zaman ezilenlerin ve kalbi kırık olanların yanında kalmayı tercih etti.
Edebi Deha ve Teolojik Miras
Süryani Mor Efrem, edebiyat alanında çağları aşan devasa bir üretkenliğe sahipti. Dönemin tarihçisi Sozome'nin aktardığına göre, ünlü şairin geriye bıraktığı şiir cümlelerinin sayısı üç milyona yakındır. Kutsal Kitap metinlerinin düz bir mantıkla okunmasına karşı çıkan bilge, teolojik yorumlarını şiir kalıplarıyla yapmıştır. Süryani şiirinde çığır açan Efrem, eserlerinde iki temel tarz kullanmıştır:
- Memra (Mimro): Konuşma ve hitabet şeklinde kurgulanan şiirlerdir.
- Madrasa (Mardaşo): Ezgisi belirgin olan ve korolar tarafından seslendirilen ilahilerdir.
Ayrıca Hristiyan edebiyatına, en az iki karakterin karşılıklı söz düellosu şeklinde icra ettiği Sugitho türünü kazandıran ilk yazar da kendisidir. Onun muazzam ilhamı hakkında konuşan Niyseli Grigor, yazarın düşünce selini dindirmek için dua etmek zorunda kaldığını yazar. Efrem'in kaleme aldığı manzum vaazlar, ilahiler ve tefsir kitapları kısa sürede Grekçe, Ermenice, Latince, Habeşçe ve Kıptice gibi dillere çevrilmiştir. Onun geliştirdiği şiirsel tarz, Süryani ayinlerinin ve dinsel törenlerinin vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir. Günümüze kadar ulaşan yüzlerce ilahisi, Latin harfleriyle basılan altı büyük ciltlik devasa külliyatta toplanmıştır. Edebi metinleri 10. yüzyılda Nusaybinli bir başrahip tarafından Mısır'daki bir Süryani manastırında çok eski el yazmaları halinde muhafaza edilmiş şeklinde bulunmuş, ancak 18. yüzyıla kadar kopyalanıp basılmadığı için geniş kitlelerce pek tanınmamıştır. Bu eşsiz mirasın gün ışığına çıkması, erken dönem Süryani edebiyatının zenginliğini tüm dünyaya tanıtmıştır. Bugün de Süryani Ortodoks Kilisesi, bu büyük azizin anısını her yıl Paskalya öncesindeki büyük orucun ilk haftasının cumartesi günü saygıyla yaşatmaktadır.
