Cihan imparatorluğu Osmanlı Devleti'nin temellerini atan şahsiyetlerin başında, Osman Gazi'nin dedesi ve Ertuğrul Gazi'nin babası olan Kayı boyu lideri Süleyman Şah gelir. Tam adı Süleyman Şah Kaya Alpoğlu olan bu cesur komutan, 1167 yılında Horasan topraklarında dünyaya gözlerini açtı. 13. yüzyılın başlarında Moğol lideri Cengiz Han'ın Orta Asya'da başlattığı büyük yıkım ve istila dalgası üzerine halkını korumak isteyen Süleyman Şah, Türkistan'dan batıya doğru tarihi bir göç hareketi başlattı. Aşiretiyle birlikte çıktığı bu zorlu yolculukta yeni yurtlar arayan kahraman lider, 1227 senesinde Suriye sınırları içerisindeki Fırat Nehri'ni geçmeye çalışırken suların akıntısına kapılarak hayata veda etti. Türk milletinin tarihinde derin izler bırakan bu trajedi, Kayı boyunun Anadolu coğrafyasındaki kaderini de tamamen değiştirdi.
Horasan'dan Anadolu'ya Uzanan Büyük Göç
Oğuzların Bozok kolundan gelen Kayı aşireti, Moğol tehdidinin büyümesiyle birlikte yurtlarını terk etmek mecburiyetinde kaldı. Süleyman Şah liderliğindeki topluluk, Türkistan topraklarından yaklaşık 50 bin hanelik devasa bir nüfusla yola çıktı. Kuzey Kafkasya güzergahını takip eden bu büyük kafile, 1214 yılında Doğu Anadolu bölgesine ulaştı. Kayı boyunun ana gövdesi Erzincan ve Ahlat bölgelerine yerleşirken, boya bağlı bazı aşiretler de Diyarbakır, Mardin ve Urfa yörelerini kendilerine yurt edindi.
Süleyman Şah, maiyetindeki insanlarla beraber 25 Şubat 1221 tarihinde Ahlat bölgesinden hareket ederek Erzincan taraflarına yöneldi. Amasya dolaylarında bir müddet konaklayan Kayı boyu, buradaki Gürcüler ve bölgedeki diğer topluluklarla çetin mücadelelere girişti. Fakat Amasya topraklarında hayvanlarını otlatabilecekleri geniş meralar bulmakta güçlük çektiler. O dönemde Halep sınırlarında hüküm süren Eyyubi Devleti'nin yerel yöneticisi, Hristiyan Haçlı ordularına karşı omuz omuza mücadele etmek amacıyla Süleyman Şah'ı ve aşiretini kendi topraklarına resmen davet etti.
Fırat'ın Sularında Son Bulan Yaşam
Haçlılarla savaşma teklifini kabul eden Süleyman Şah, bütün ağırlıkları, çadırları ve oymaklarıyla birlikte Amasya'dan güneye doğru harekete geçti. Elbistan üzerinden ilerleyen kafile, Halep yakınlarında coşkun akan Fırat Nehri ile karşılaştı. Bölgeye yabancı olan göçmenler, nehrin üzerindeki sığ geçit yerlerini bilmiyorlardı. Süleyman Şah, ordusunun önünü açmak maksadıyla atını Fırat'ın hırçın sularına sürdü. Ancak at coşkun nehir akıntısına karşı koyamadı. Tecrübeli lider, ne yazık ki ayağını üzengiden kurtarmayı başaramadı.
Çevredekilerin yoğun çabaları sonuçsuz kaldı. Akıntıya kapılan Süleyman Şah, tüm gayretlere rağmen sulara gömüldü. Bu elim kaza neticesinde, 1227 senesinde henüz 60 yaşındayken Fırat Nehri'nde boğularak can verdi. Vefatının ardından sadık iki adamıyla beraber Caber Kalesi eteklerinde yer alan bir kümbete defnedildi. Cenaze töreni 10 Kasım 1227 tarihinde gerçekleştirildi. Bölge halkı, bu önemli şahsiyetin ebedi istirahatgahına hürmeten mezara 'Türk Mezarı' ismini verdi.
Liderlerinin ölümünün ardından Kayı boyu içinde fikir ayrılıkları baş gösterdi. Süleyman Şah'ın arkasında dört oğlu kalmıştı:
- Sungur Tekin
- Gündoğdu
- Dündar Bey
- Ertuğrul Gazi
Caber Kalesi'nden Eşme'ye: Süleyman Şah Türbesi'nin Hikayesi
Tarih boyunca büyük bir hürmetle korunan Süleyman Şah Türbesi, Türk milletinin sınırları dışındaki yegane egemenlik toprağı olarak özel bir statüye sahiptir. Birinci Dünya Savaşı neticesinde Suriye toprakları Osmanlı Devleti'nden ayrıldığında, mezar Fransız Suriye Mandası sınırları içinde kaldı. Ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin diplomatik zaferleri olan Ankara Anlaşması ve Lozan Antlaşması hükümleri uyarınca, bu bölge Türk toprağı sayıldı. Caber Kalesi'nde 1973'e dek Türk askerleri nöbet tuttu.
Fakat 1973 senesinde Suriye'de inşa edilen Tabka Barajı, bu kutsal mekanın sular altında kalması tehlikesini doğurdu. Bu kritik durum karşısında Suriye hükümetiyle yapılan ikili anlaşma neticesinde türbe, Fırat Nehri üzerindeki Karakozak Köprüsü yakınına taşındı. Türkiye Cumhuriyeti, askerlerin beklediği bu yeni alanda modern bir türbe inşa ederek egemenlik hakkını korumaya devam etti.
2008 yılına gelindiğinde, yükselen baraj sularının mezar alanına zarar vermesini engellemek amacıyla kapsamı koruma çalışmaları başlatıldı. Dış duvarların nemden etkilenmemesi için alt kısımlara fore kazıklar ile geçirimsiz tabakalar yerleştirildi. Çevresi beton duvarlarla çevrilip şık taşlarla kaplanan türbenin etrafına iki adet yeni Türk bayrağı direği dikildi. Ayrıca vatan topraklarından getirilen ağaçlar ve hazır çimler ile kabrin çevresi yemyeşil bir vaha haline getirildi.
Yakın dönemde Karakozak köyü ve civarı IŞİD terör örgütünün kontrolüne geçince, türbenin ve orada nöbet tutan Türk askerlerinin güvenliği tehlikeye girdi. Bu gelişmeler üzerine 21 Şubat 2015 tarihinde gece yarısı düzenlenen başarılı bir sınır ötesi operasyonla, Süleyman Şah'ın naaşı ile tarihi türbe Suriye sınırları içerisindeki Eşme köyüne taşınmıştır. Günümüzde bu kutsal emanet, vatan sınırlarına son derece yakın olan yeni yerinde şanlı Türk bayrağının gölgesinde güvenle muhafaza edilmektedir.
