Mehmet Şefik Deymer adıyla da bilinen Şefik Hüsnü Deymer, 1887 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun Selanik kentinde hayata gözlerini açtı. Genç yaşlarından itibaren tıp doktorluğu, gazetecilik, yazarlık ve çevirmenlik gibi pek çok kimliği bünyesinde barındırdı. Türkiye'nin siyasi ve toplumsal tarihinde silinmez izler bırakan bu önemli figür, kurucuları arasında yer aldığı tarihsel Türkiye Komünist Partisi'nin liderliğini yarım asra yakın bir süre boyunca aralıksız üstlendi. Hüsnü Paşa ile Rukiye Hanım'ın oğlu olan Şefik Hüsnü, köklü bir aileden geliyordu. Babası avukatlık yaparken dedesi ise büyük bir toprak sahibiydi. İlk ve ortaöğrenimini doğduğu Selanik şehrinde 1905 yılında tamamlayan genç Şefik'in önünde farklı bir yol uzanıyordu. Babasının onu İstanbul'a göndererek Mekteb-i Mülkiye'ye kaydetmek istemesine karşı çıkan Şefik Hüsnü, tıp eğitimi alma hayaliyle Paris'e kaçtı. Sorbonne Üniversitesi'nde aldığı fizik, kimya ve biyoloji eğitimlerinin ardından 1906 yılında Paris Tıp Fakültesi'ne kabul edilen hekim adayı, altı yıllık başarılı bir sürecin akabinde pekiyi dereceyle mezun oldu. Mezuniyet tezi olarak hazırladığı omurilik sıkışmaları konulu çalışması, aynı yıl Paris'te basılan geniş kapsamlı bilimsel bir esere dahil edildi.
Paris'ten Çanakkale Cephesine Savaş Yılları
Hekimlik ruhsatını aldıktan sonra Balkan Savaşı'nda tabip olarak görev alan Şefik Hüsnü, askerlik vazifesini tamamladıktan sonra evlendi. Eşi Leokadya Sterniaka ile Paris yıllarında tanışmıştı. Ancak evliliğinin hemen ardından patlak veren Birinci Dünya Savaşı, onu Çanakkale Cephesi'ne sürükledi. Bu büyük savaşta tabip yüzbaşı rütbesiyle cephede canla başla çalıştı. Savaşın en çetin günlerinin yaşandığı 1915 yılında dünyaya gelen kızı Meryem, yıllar sonra İkinci Dünya Savaşı sırasındaki meşhur Varşova Ayaklanması'nda Alman işgal güçleri tarafından öldürülecekti. Mondros Mütarekesi imzalandığında ordudan ayrılan Şefik Hüsnü, İstanbul'da bir muayenehane açarak sivil yaşama döndü.
Siyasi Mücadele ve Örgütlenme Çalışmaları
Şefik Hüsnü'nün sosyalist düşünce dünyasıyla tanışması Fransa'daki öğrencilik yıllarına uzanır. Burada ünlü Fransız sosyalistlerinin yayınlarını yakından takip etti ve Jean Jaures gibi isimlerin kürsüye çıktığı büyük mitinglerde yer aldı. Ülkeye döndükten sonra dağınık haldeki sosyalist hareketleri tek çatı altında toplamaya çalıştı. Bu amaçla 22 Eylül 1919'da kurulan Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası'nın genel sekreterliğini üstlendi. Aynı süreçte ilk Türkçe Marksist yayın sayılan Kurtuluş dergisine de yazılarıyla güç verdi. İstanbul'un işgal edilmesinin ardından fırka kapatılınca çalışmalarına gizli olarak devam eden Şefik Hüsnü, kurucusu olduğu İstanbul Komünist Grubu vasıtasıyla Mim Mim Grubu gibi oluşumlara istihbari açıdan destek verdi. 1920 yılında Bakü'de düzenlenen Türkiye Komünist Partisi'nin ilk kongresine kendi grubundan delegeler göndererek bu birleşmeyi destekledi. 1921 yılının Haziran ayında Aydınlık dergisini kurarak sol fikriyatın Türkiye'de yayılmasına öncülük etti. Bir yıl sonra Karl Marx'ın ünlü Komünist Manifesto eserini Türkçeye kazandırarak bu dergide bölümler halinde yayımladı. Uluslararası alanda da aktif olan hekim, Komintern'in çeşitli kongrelerinde görevler alarak Türkiye'deki hareketin sesini dünyaya duyurdu. İzmir İktisat Kongresi'nde işçi delegasyonu içerisinde yer alarak emekçilerin haklarını savundu.
Cumhuriyet'in kurulmasının ardından siyasi baskılar da beraberinde geldi. 1925 yılındaki TKP Kongresi'nde genel sekreterliğe getirilen Şefik Hüsnü, çıkardığı Orak Çekiç gazetesi nedeniyle İstiklal Mahkemesi'nce gıyabında 15 yıl hapse mahkûm edildi. Tutuklanmamak için yurt dışına gitmek zorunda kalan deneyimli lider, partinin dış bürosunu yönetmeye başladı. 1927 yılında parti içindeki Kemalizm tartışmalarını sonlandırmak ve birliği sağlamak amacıyla gizlice İstanbul'a döndü. Ancak parti içindeki ihbarlar ve Vedat Nedim Tör'ün polise verdiği bilgiler sonucunda büyük bir tevkifat dalgasıyla yakalandı. 1928 yılındaki tarihi TKP Davası'nda yargılanarak bir buçuk yıl hapis cezası aldı. Cezaevinde bulunduğu sırada Komintern Yürütme Kurulu üyeliğine seçilmesi, onun uluslararası prestijinin bir göstergesiydi.
Şefik Hüsnü Deymer'in aktif mücadele yıllarında katkı sunduğu ya da öncülük ettiği başlıca oluşumlar ve yayınlar şunlardır:
- Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası (TİÇSF)
- Aydınlık ve Kurtuluş dergileri
- Orak Çekiç ve Vazife gazeteleri
- Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi
Son Sürgün Dönemi ve Ölümü
Cezaevinden çıktıktan sonra tekrar yurt dışına yönelen Şefik Hüsnü, Berlin'de Georgi Dimitrov ile yakın iş birliği içinde çalıştı. Reichstag Yangını provokasyonunun ardından Naziler tarafından tutuklanarak altı ay cezaevinde kaldı. Bu esnada Komintern arşivlerini faşistlerden kaçırmayı başararak önemli bir görevi yerine getirdi. 1939'da Türkiye'ye dönen ve İkinci Dünya Savaşı yıllarında yeniden askere alınan hekim, sağlık sorunları sebebiyle kısa sürede terhis edildi. Çok geçmeden, 1946 yılında kurduğu Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi nedeniyle tekrar tutuklandı. Son büyük darbeyi ise 1951 yılındaki meşhur TKP tevkifatında aldı. Yaş haddinden dolayı cezası Manisa'da sürgüne çevrildi. Manisa'daki sürgün cezasının sona ermesiyle 1957 yılında serbest kalan deneyimli siyasetçi, 7 Nisan 1959 tarihinde hayata gözlerini yumdu ve cenazesi Feriköy Mezarlığı'na defnedildi.
