Türk edebiyat tarihi ve kütüphanecilik alanında önemli çalışmalara imza atan Hüseyin Sâdeddin Nüzhet Ergun, 1901 yılında Bursa'da dünyaya gelmiştir. Hayatı boyunca divan, tekke ve halk edebiyatı üzerine yoğun araştırmalar yürüten ve bu sahalarda değerli eserler kazandıran araştırmacı, ömrünün son yıllarında verem hastalığıyla mücadele ederek 25 Nisan 1946 tarihinde İstanbul'da hayatını kaybetmiştir. Erken yaşta hayata gözlerini yuman yazar, özellikle Türk şiiri ve musikisi üzerine hazırladığı antolojilerle kültür dünyamıza katkı sağlamayı amaçlamış, zorlu maddi koşullar altında dahi üretmeyi sürdürmüştür.
Eğitim Hayatı ve Öğretmenlik Yılları
Kolağası Ali Efendi ile Sâdiye Hanım'ın dört erkek evladından ikincisi olan Hüseyin Sâdeddin Nüzhet Ergun, ilk eğitimini Üsküdar İttihat ve Terakkî Numune Mektebi bünyesinde tamamlamıştır. Buradaki eğitiminin ardından ortaöğrenim için Üsküdar Sultanîsi'ne devam etmiş ve burayı da başarıyla bitirmiştir. Yükseköğrenimini ise İstanbul Darülfünûnu Edebiyat Fakültesi'nde tamamlayarak öğretmenlik mesleğine adım atmıştır.
Akademik birikimini genç nesillere aktarmak üzere 1925 yılında Ankara Erkek Lisesi'ne edebiyat öğretmeni olarak atanmıştır. Bu başlangıcın ardından mesleki kariyeri onu Anadolu'nun çeşitli şehirlerine ve okullarına taşımıştır. Bu doğrultuda Konya'da sırasıyla şu eğitim kurumlarında görev üstlenmiştir:
- Konya Erkek Muallim Mektebi
- Konya Kız Muallim Mektebi
- Konya Erkek Lisesi
- Konya Orta Muallim Mektebi
Konya'daki verimli yıllarının ardından İstanbul'a dönen Ergun, burada da öğretmenlik faaliyetlerini geniş bir yelpazede sürdürmüştür. Kentin köklü eğitim kurumlarında görev alarak edebiyat sevgisini öğrencilerine aşılamıştır. Bu süreçte görev yaptığı okullar şunlardır:
- Erenköy Kız Lisesi
- Kadıköy Erkek Lisesi
- Haydarpaşa Lisesi
- Maltepe Askerî Lisesi
- Halıcıoğlu Askerî Lisesi
- Kuleli Askerî Lisesi
Ortaöğretim kurumlarındaki bu yoğun mesaisinin yanı sıra, bir dönem İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde de dersler vererek yükseköğretim seviyesinde katkılar sunmuştur.
Zorlu Yıllar, Kütüphanecilik ve Musiki Çalışmaları
Edebiyat araştırmalarının yanında kütüphanecilik alanına da yönelen Sâdeddin Nüzhet Ergun, Arkeoloji Müzesi'nde kütüphane memurluğu görevini üstlenmiştir. Ancak bu dönemde sağlığı bozulmaya başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında, takvimler 1941 yılını gösterdiğinde ailesiyle birlikte Çankırı'ya göç etmek durumunda kalmıştır. Savaşın getirdiği zorluklar ve taşra yaşamının ardından yeniden İstanbul'a dönmüşse de buradaki yaşamı pek kolay olmamıştır. Şehre dönüşüyle birlikte rahatsızlığı daha da ilerlemiş, bunun yanı sıra derin bir yoksulluk ve geçim sıkıntısının pençesine düşmüştür.
Bu zor günlerinde kendisine uzanan yardım eli dönemin Maarif Vekili Hasan Âli Yücel'den gelmiştir. Yücel'in girişimiyle 1943 senesinde Beyazıt Devlet Kütüphanesi müdürlüğüne atanmıştır. Bu sayede hem maddi bir nefes almış hem de kitaplarla çevrili dünyasına geri dönmüştür.
Ergun'un entelektüel ilgisi sadece yazılı edebiyatla sınırlı kalmamıştır. Çalışmalarında divan edebiyatı, tekke edebiyatı ve halk edebiyatı üzerine derinleşen araştırmacı, aynı zamanda musikiyle de yakından ilgilenmiştir. Harbiye Bakanlığı mümeyyizliğinden emekliye ayrılmış olan Şeyh Said (Özok) Efendi'den çok sayıda dini ilahi meşk ederek musiki bilgisini pekiştirmiştir. Sanatçı kişiliğinin bir yansıması olarak, kendisi de az sayıda eser bestelemiş ve Türk musikisine katkıda bulunmuştur.
Hastalıkla Mücadele ve Yarım Kalan Miras
Yaşamı boyunca yakasını bırakmayan verem hastalığına rağmen, Sâdeddin Nüzhet Ergun çalışmalarını sürdürme konusunda büyük bir kararlılık sergilemiştir. Maddi imkânsızlıkların getirdiği zorluklar nedeniyle, araştırmalarını derli toplu bir biçimde yayımlamak yerine defterlere ve dağınık kâğıtlara yazarak biriktirmek zorunda kalmıştır. Bu dağınık müsveddelerin günümüzde Kültür Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü arşivinde muhafaza edildiği düşünülmektedir.
Erken yaşta gelen ölüm, araştırmacının en önemli iki projesini tamamlamasına engel olmuştur. Edebiyat dünyamız açısından son derece büyük kıymet taşıyan şu devasa eserler yarım kalmıştır:
- Türk Şairleri
- Türk Musikisi Antolojisi
Hastalığının son aşamalarında Validebağı Prevantoryumu'nda tedavi gören Ergun, tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak 25 Nisan 1946 günü hayata gözlerini yummuştur. Cenazesi, Karacaahmet Mezarlığı'na götürülerek ünlü divan şairi Nedîm'in kabrinin yakın bir noktasına defnedilmiştir. Ergun, Türk kültürüne bıraktığı araştırmalarıyla edebiyat tarihimizdeki özgün yerini korumaktadır.