Cumhuriyet dönemi edebiyatımızın en cesur kalemlerinden biri olan Reşat Enis Aygen, 1 Haziran 1909 tarihinde Fatih, İstanbul'da dünyaya gözlerini açmış ve ömrünü toplumsal gerçeklerin izini sürmeye adamış önemli bir aydındır. Sosyalist gerçekçi akımın Türkiye'deki öncü isimlerinden olan yazar, eserlerinde ezilenlerin, emekçilerin ve sömürülen köylülerin haklarını savunmayı kendine görev edinmiştir. O, edebiyatta daima gerçeğin peşindeydi. Babasının subay olması nedeniyle çocukluk yıllarını Anadolu'nun farklı köşelerinde geçiren edebiyatçı, gözlem gücünü bu seyahatler sayesinde pekiştirmiştir. Yaşamını toplumsal adaletsizlikleri kaleme almaya adayan üretken sanatçı, 10 Ocak 1984 günü doğduğu şehir olan İstanbul'da hayata veda etmiştir.
Anadolu Topraklarında Filizlenen Bir Edebiyat Serüveni
Yazarın eğitim hayatı, Anadolu'nun farklı iklimlerinden geçerek İstanbul'da olgunlaştı. Ortaokul eğitimini 1924 yılında Çanakkale'de tamamlayan Aygen, ardından köklü bir kurum olan İstanbul Erkek Lisesi'ne girerek buradan 1928 yılında mezun oldu. Yükseköğrenimini hem Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu bünyesinde sürdüren hem de İstanbul Üniversitesi Türkoloji bölümünde eğitim alan yazar, bu sayede edebi birikimini ve iktisadi bakış açısını sentezleme fırsatı bulmuştir. Okul sıralarından sonra basının dinamik dünyasına adım atan genç kalem, Milliyet gazetesinde adliye muhabirliği yapmaya başladı. Burada yaptığı çarpıcı adliye röportajları, onun geniş kitleler tarafından tanınmasını sağlayan ilk önemli basamak oldu. Gazetecilik mesleğini çok seven Aygen, ilerleyen dönemlerde Vakit ve Haber gazetelerinde de muhabirlik görevlerini başarıyla yürütmeye devam etti.
Toplumsal Gerçekçiliğin Sansürle İmtihanı
Reşat Enis Aygen, edebiyat dünyasında ezilenlerin sesi olurken çok sayıda engelle ve sansürle karşı karşıya kaldı. Yazarın 1939 yılında yayımlanan Afrodit Buhurdanında Bir Kadın adlı ilk önemli romanı, büyük şair Nâzım Hikmet tarafından 'Türk edebiyatının temel taşı' olarak nitelendirilerek takdir toplamıştır. Fakat bu başarılı yapıt, çalışan ve yoksul bir kadının karşılaştığı iki katlı sömürüyü çarpıcı biçimde sergilediği için genel ahlaka aykırılık suçlamasıyla toplatıldı. Sanatçı, 1940-1945 yıllarında Adana'daki Bugün gazetesini yönetti. Bu dönemde Çukurova'daki gözlemlerinden ilham alarak 1944 yılında yazdığı Toprak Kokusu isimli eseri de benzer bir kaderi paylaştı. Toprak ağalarının yoğun baskıları sonucu hemen toplatılan bu roman, ancak 1969 yılında Kara Toprak adıyla ve bazı kısımları sansürlenerek yeniden okuyucuyla buluşabildi. Mavi Dergisi'nde 1996 yılında yayımlanan bir söyleşide yazarın oğlu Gökçe Enis, babasının bu dönemde yaşadığı zorluklar hakkında aydınlatıcı bilgiler sunmaktadır. İstanbul'a 1945 yılında geri dönen usta kalem, sırasıyla Son Dakika, Cumhuriyet ve Yeni İstanbul gibi etkili gazetelerde köşe yazarlığı ile yazı işleri müdürlüğü yaptı. Bu süreçte üretmeye devam eden yazarın kaleme aldığı eserlerden bazıları şunlardır:
- Ekmek Kavgamız (1947) adlı eserinde balıkçıların çetin hayat mücadelesini anlatmıştır.
- Ağlama Duvarı (1949) ile İkinci Dünya Savaşı İstanbul'unun toplumsal portresini çizmiştir.
- Yolgeçen Hanı (1951) romanında gezici tiyatrolar vesilesiyle sömürülen köylüleri işlemiştir.
Yazarın 1957 yılında neşredilen Despot isimli romanı ise milli mücadele döneminde kendi menfaatleri uğruna düşmanla işbirliğine girişen Davut Ağa karakterini ele alır. Tefrika aşamasında roman büyük tartışmalara yol açtı. Eser hakkında açılan dava beraatle neticelenmesine karşın, gazete yönetimi usta yazarın işine haksız yere son verdi.
İşçi Sınıfının Sesi ve Sessizliğe Çekilen Son Yıllar
Usta edebiyatçı, ömrünü son yıllarında da üretkenliğini korudu. Reşat Enis Aygen, 1968 yılında uzun süredir görev yaptığı Anadolu Ajansı İstanbul Bürosu yazı işleri sekreterliğinden emekliye ayrıldı. Aynı sene yayımlanan Sarı İt romanı, Türk edebiyat tarihinde işçi ve sendika ilişkilerini doğrudan merkezine alan ilk eser olarak kayıtlara geçmiştir. Yazar bu cesur yapıtında, sarı sendikacılık olarak adlandırılan ve işçi sınıfının çıkarlarına ihanet eden zararlı anlayışı sert bir dille eleştirmiştir. Bu önemli eserden sonra üretken yazar, bilinmeyen nedenlerle edebiyat dünyasından uzaklaşarak derin bir sessizliğe büründü. O, 1970'li yıllar boyunca hiçbir yeni yapıt ortaya koymadı ve adeta yazmaktan tamamen vazgeçti. Bu ani kararın ardındaki gizem hala merak konusudur. Yazarın oğlu Gökçe Enis, Sabah Gazetesi'ne verdiği bir röportajda babasının bu içine kapanışını ve suskunluk dönemini içtenlikle dile getirmiştir.