Geleneksel Türk musikisinin en büyük ney üstatlarından biri kabul edilen, aynı zamanda ebru, tespih ve fotoğrafçılık sanatlarındaki yetkinliğiyle tanınan Niyazi Sayın, 12 Şubat 1927 tarihinde İstanbul'un tarihi semti Üsküdar'da dünyaya gelmiştir. Kültürel birikimi yüksek bir aile ortamında yetişen değerli sanatçı, Tanburi Cemil Bey ekolünün ve İstanbul musiki tarzının en önemli temsilcilerindendir. 8 Ekim 2025 tarihinde yine İstanbul'da vefat eden üstat, ardında ney sazının sınırlarını aşan çok yönlü bir sanat mirası bırakmıştır.
Üsküdar'da Başlayan Sanat Yolculuğu ve İlk Dönemler
Kökenleri Resneli bir babaya ve Manastırlı bir anneye uzanan Niyazi Sayın, üç kardeşin en küçük üyesiydi. Doğancılar semtindeki ahşap bir evde büyüdü. Evdeki borulu gramofondan yayılan tınılar, onun musikiye olan aşinalığının ilk tohumlarını ekti. Babası borulu gramofonun başında çocuklarına hayranı olduğu Tanburi Cemil Bey'in taksimlerini dinletirdi. Sanat musikisinin zengin dünyasının yanı sıra, genç Niyazi Klasik Batı Müziği eserlerine de derin bir tutkuyla bağlandı. Özellikle Johann Sebastian Bach'ın besteleri onun için önem kazandı. Lise öğrenimini Haydarpaşa ve Beyoğlu'nda sürdürdü. Haydarpaşa Lisesi'ndeki öğrenciliği esnasında ağız armonikasını fevkalade başarılı bir şekilde çalmasıyla akranları arasından sıyrıldı. Spor alanında da son derece başarılı olan Sayın, Fenerbahçe'nin genç takım seçmelerini ön sırada kazanarak bir süre burada futbol oynadı. Ancak İkinci Dünya Savaşı'nın getirdiği zorlu şartlar sebebiyle tahsilini yarıda kesmek mecburiyetinde kaldı. Askerlik vazifesini eğitim alayında yaptığı sırada İstanbul Belediyesi Konservatuvarı'na kaydolarak müzik eğitimine resmi bir boyut kazandı.
Ezan Sesiyle Değişen Hayat ve Neyle Buluşma
Sanatçının yaşam çizgisini baştan aşağı değiştiren o tarihi an, 1947 senesinde semtlerindeki camide okunan ikindi ezanıyla gerçekleşti. Bu ezanı kimin okuduğunu merak ederek cami kapısına giden Sayın, orada müstakbel hocası Mustafa Düzgünman ile tanıştı. Düzgünman'ın davetiyle onun evindeki dini eser meşklerine katılarak tasavvuf dünyasına adım attı. Ney sazına duyduğu derin tutku çok büyüktü. Üsküdar Musıki Cemiyeti neyzenlerinden Emin Bey ile birlikte 4 Mart 1948 günü Bayezit Çadırcılar'da ney yapımcısı Osman Dede'ye gitti. Burada on lira karşılığında ilk sipürde neyini satın aldı. Bu enstrümanla attığı ilk adımlarda, Yenikapı Mevlevîhânesi Şeyhi Abdülbaki Dede'nin oğlu değerli Neyzen Gavsi Baykara'dan ilk iki dersini aldı.
Hezarfenlerin İzinde On Beş Yıllık Akademi Eğitimi
Bu günlerde karşılaştığı Hezarfen Hattat Necmeddin Okyay, genç neyzeni alarak Resim Heykel Müzesi Müdürü ve Güzel Sanatlar Akademisi resim hocası olan Neyzen Halil Dikmen'e teslim etti. Halil Dikmen, efsanevi Neyzen Emin Dede'nin öğrencisiydi. Böylece İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nin büyük hocalarından birisinin talebesi olma şerefine erişti. İlk dersini 21 Ocak 1949 tarihinde alan sanatçı, tam on beş yıl boyunca her perşembe günü hocasıyla ney ve ahlak derslerine devam etti. Bu uzun ve disiplinli eğitim süreci, onun sadece bir müzisyen değil, bir ahlak abidesi olarak da yetişmesini sağladı. Diğer hocası Mustafa Düzgünman'dan ise yalnızca ilahiler öğrenmekle kalmadı. Ondan şu geleneksel sanat dallarının da inceliklerini derinlemesine öğrendi:
- Ebru sanatı
- Kitap ciltçiliği
- Fotoğrafçılık
Tasavvuf meşkleri esnasında tespih sanatına da büyük ilgi duydu. Bu alandaki yetkinliğini pekiştirmek amacıyla altı ay boyunca Edirnekapı'daki Galip Usta'nın yanına giderek tespih yapımının tekniklerini kavradı.
