Klasik Türk müziğinin en saygın isimlerinden biri olan Emin Ongan, 1 Eylül 1906 tarihinde Edirne'de dünyaya gelmiştir. Kolağası Ahmet Bey ve Çaplıoğulları ailesinden Zehra Hanım'ın oğlu olan sanatçı, çocukluk yıllarında Balkan Savaşı'nın zorluklarını yaşamış ve ailesiyle birlikte İstanbul'un tarihi semti Üsküdar'a göç etmiştir. İlk eğitimini Ravza-i Terakki Mektebi'nde tamamladıktan sonra Edirne Sultanisi'nde ortaokul ve lise sıralarında dirsek çürüten Ongan, henüz 12 yaşındayken müziğin büyülü dünyasına adım atmıştır. Ağabeyi Nedim Ongan'ın kemanını eline alarak kendi kendine bu enstrümanı çalmayı öğrenen genç yetenek, ömrünü adayacağı musiki yolculuğunun ilk temellerini böylece atmıştır.
Kariyer basamaklarını hızla tırmanan Emin Ongan, 1925 yılında Darülfünun öğrencilerinden oluşan ve Tamburi Süreyya Bey'in yönetimindeki bir musiki topluluğuna katılmıştır. Anadolu Spor Kulübü çatısı altındaki bu grupta Mildanzade Niyazi Bey'in öğrencisi olan Süreyya Bey ile çalışan sanatçı, 1927 senesinde ise hayatının dönüm noktası olacak olan ve o dönemki adı Dar-ül Feyz-i Musiki Cemiyeti olan Üsküdar Musiki Cemiyeti'ne adımını atmıştır. Batı müziği teorisini Mızıkalı Celal Bey'den öğrenen, makam ve usul konularında ise Bestekar Ziya Bey'in rahlesinden geçen sanatçı; Edip Nazım Bey, Arap Cemal ve Kanuni Ata Bey gibi kıymetli hocalarla çalışarak bilgi hazinesini genişletmiştir. Emin Ongan, ilk bestesini henüz 1926 yılında yapmıştır.
Musiki Eğitimciliği ve Kurumsal Görevleri
Sanatını sadece icra etmekle kalmayan, aynı zamanda öğretmenlik yönüyle de öne çıkan Emin Ongan, kariyeri boyunca pek çok resmi görev üstlenmiştir. Gençlik yıllarında Toptaşı İlkokulu'nda müzik öğretmenliği yapan ve 1927 yılından itibaren profesyonel olarak sahnelerde keman çalan sanatçı, 1936 yılında TEKEL İdaresi'nde memuriyet hayatına başlamıştır. Memuriyet sebebiyle sahne çalışmalarına nokta koyan Ongan, müzikal faaliyetlerini dernek bünyesinde devam ettirmiştir. Nitekim aynı yıl Üsküdar Musiki Cemiyeti'nin yöneticiliğini üstlenmiş ve bu onurlu görevi hayatının son anına kadar büyük bir titizlikle sürdürmüştür.
Devlet kademelerinde ve akademik alanda da adından söz ettiren bestekar, 1945 yılında İstanbul Belediye Konservatuvarı İcra Heyeti'nde hem koro şefi hem de keman sanatçısı olarak görev yapmaya başlamıştır. İstanbul Radyosu bünyesinde uzun seneler hizmet veren sanatçı, 1 Eylül 1951 tarihinde saz sanatçısı unvanıyla kadroya girmiştir. Akademik birikimini gelecek nesillere aktarmak amacıyla son olarak İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda öğretim üyeliği yapmıştır. TEKEL bünyesindeki kısım şefliği görevinden 1956 senesinde emekli olan Emin Ongan, yaşamını adeta musikinin hizmetine adamıştır.
Yarım Asırlık Bir Çınar: Üsküdar Musiki Cemiyeti
Hayatının tam yarım asrını Üsküdar Musiki Cemiyeti'ne vakfeden Emin Ongan, bu kurumu kendi elleriyle adeta bir okul haline getirmiştir. Onun bitmek bilmeyen enerjisi ve disipliniyle büyüyen cemiyet, Türk müziğinin en değerli kalelerinden biri olmuştur. Sanatçının ölümünden sonra, 19 Ekim 1987 tarihindeki genel kurulda alınan kararla cemiyetin ismi Emin Ongan Üsküdar Musiki Cemiyeti olarak değiştirilerek efsanevi yöneticisinin hatırası ebedileştirilmiştir.
Kemanın yanı sıra ut, kanun ve viyolonsel gibi enstrümanları da ustalıkla çalabilen Ongan, ayrıca yarım asrı aşan sanat hayatında şarkı, saz semaisi ve farklı formlarda 80 civarında eser üretmiştir. Eserlerinde geleneksel şarkı besteciliğinin tüm kurallarına son derece sadık kalan sanatçı, makamların karakterlerini ve seyrini yansıtmadaki başarısıyla kusursuz bir çizgi yakalamıştır. Bu büyük çınarın yetiştirdiği ve Türk sanat müziğine kazandırdığı kıymetli talebelerden bazıları şunlardır:
- Cüneyd Kosal
- Hüsnü Anıl
- Arif Sami Toker
- Ekrem Erdoğru
- Vecdi Seyhun
- Niyazi Sayın
Özel hayatında da düzenli ve örnek bir aile babası olan Emin Ongan, 1930 senesinde öğretmen Perihan Ongan ile hayatını birleştirmiş ve bu evlilikten Tanju adında bir erkek çocuk sahibi olmuştur. Geleneksel bestecilik anlayışının Cumhuriyet dönemindeki en önemli temsilcilerinden biri kabul edilen değerli sanatçı, 2 Şubat 1985'te İstanbul'da 79 yaşında hayata gözlerini yummuştur. Cenazesi ünlü Karaca Ahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir. Türk musikisine bıraktığı paha biçilemez miras ve kulaklardan silinmeyen melodileriyle hala yaşamaktadır.
Ustanın müzikseverlerin gönlünde taht kuran en sevilen eserlerinden bazıları şunlardır:
- Sen Benim Gönlümde Açan Son Güldün
- Bahar Meltemidir Başımda Esen
- Hasretinle Yanan Kalbime Yetmez Gibi Derdim
- Titrer Yüreğim İsmini Ansam Kederimden
- Acem Aşiran, Sûz-i Dil ve Şehnaz Buselik makamlarındaki Saz Semaileri
