Cumhuriyet dönemi Türk tiyatrosunun en üretken oyun yazarlarından biri olan ve mühendislik kariyerini sanatla birleştiren Nazım Kurşunlu, 1911 yılında İstanbul'da hayata gözlerini açmıştır. Usta yazar, 8 Ekim 1980 tarihinde Ankara'da geçirdiği kalp krizi neticesinde vefat etti. Hayata gözlerini yumduğunda altmış dokuz yaşındaydı. Kalemini sıradan insanların günlük mücadelelerini anlatmaya adamış, tiyatromuzda kalıcı izler bırakmıştır. Sade ve akıcı diliyle geniş kitlelerin beğenisini kazandı.
Eğitimden Mühendisliğe Uzanan Bir Yaşam
Fevziye Hanım ile Kâzım Bey'in evladı olarak doğan sanatçının çocukluk dönemi, dünya savaşının zorlu gölgesinde geçti. Babası Kâzım Bey'i çocuk yaşta büyük savaşta kaybetti. İlk eğitimini İstanbul'da alan Kurşunlu, lise öğrenimini ise 1928 yılında Erzurum Lisesi bünyesinde başarıyla tamamladı. Daha sonra mühendislik eğitimi almak üzere İstanbul Yüksek Teknik Okulu İnşaat Bölümü'ne kaydoldu. Bugünün Yıldız Teknik Üniversitesi olan bu güzide kurumdan inşaat mühendisi unvanıyla mezun oldu. Yazın hayatında zaman zaman S. Kuray veya Sarp Kuray müstear isimlerini kullandı.
Askerlik görevini 1932 yılında Erzurum'da tamamladıktan sonra devlet memurluğu kariyerine başladı. Hayatının en önemli adımlarından birini atarak 4 Ekim 1936'da Saadet İleri Hanım ile evlendi. Bu evlilikten Sürel, Ayla, Tuğrul ve Fatma adında dört evladı dünyaya gözlerini açtı. İlk çocukları Sürel henüz bir yaşındayken vefat ederek aileye büyük bir acı yaşattı. Dört çocuk sahibi olan aile büyük sınavlar verdi. Yazar, uzun yıllar omuz omuza yürüdüğü eşi Saadet Hanım'ı 1977 yılının Aralık ayında böbrek rahatsızlığından kaybetti.
Meslek hayatında 1943 yılına kadar Bayındırlık Bakanlığı Ankara İmar Müdürlüğü kadrosunda görev yaptı. Bu görevinden istifa ederek 1947 senesine kadar serbest inşaat mühendisliği faaliyetlerini sürdürdü. İkinci Dünya Savaşı'nın getirdiği olağanüstü şartlar sebebiyle 1944 yılında ikinci defa askere çağrıldı. Memuriyete 1947 yılında geri dönerek Ankara Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü bünyesinde çalışmaya başladı. Buradaki görevini 1958 yılına dek başarıyla sürdürerek önemli imar projelerinde aktif roller üstlendi. Ardından Ankara Devlet Tiyatrosu'nda dekoratör-mühendis olarak çalıştı ve 1971'de bu kurumdan emekli oldu. Mesleki deneyimi tiyatro dekorlarında hayat buldu.
Radyo Dalgalarından Sahne Işıklarına Edebi Yolculuk
Edebiyata kısa hikayeler kaleme alarak adım atan Kurşunlu, radyolar için yazdığı oyunlarla tanındı. Radyofonik temsiller üzerine 1947 yılında başladığı çalışmalarla Türk radyo tiyatrosunun öncülerinden biri oldu. Yazdığı radyo piyesleri Ankara ve İstanbul radyolarında seslendirildi. Tiyatro sahnesi için yazdığı ilk eseri Melekler ve İnsanlar, 1950'de Ankara Küçük Tiyatro'da sahnelendi. Bu başarılı başlangıcın ardından yazdığı oyunların büyük kısmı devlet ve şehir tiyatrolarında sahne buldu.
İstanbul'un fethinin 500. yıl dönümü anısına yazılan Fatih isimli eseri, hem İstanbul hem de Ankara Büyük Tiyatro sahnelerinde izleyicilerle buluşarak Türk tiyatro tarihinin en unutulmaz yapıtları arasında yerini almıştır. Yeniden düzenlenerek basılan bu yapıt, edebiyatımızda Fatih ve fetih konusunu işleyen ilk oyun niteliğindedir. Elliyle yaklaşan tüm sahne çalışmalarında aile bağlarını ve toplumun güncel sorunlarını mercek altına aldı. Özellikle dar gelirli memur, esnaf ve işçi kesiminin günlük kaygılarını sahneye taşıdı. Kurşunlu, samimi dili ve güçlü gözlem yeteneğiyle tiyatro dünyamızın unutulmaz isimleri arasına adını yazdırdı.
Nazım Kurşunlu'nun Türk Edebiyatına Kazandırdığı Bazı Eserler
- Nankör (Roman - 1934)
- Bir Haylazın Hikâyeleri (Hikaye - 1947)
- Melekler ve İnsanlar (Oyun - 1950)
- Fatih (Oyun - 1951)
- Branda Bezi (Oyun - 1952)
- Çığ (Oyun - 1953)
- Çivi Çiviyi Söker (Oyun - 1962)
- Dumanlıda Telaki Var (Oyun - 1964)
- Merdiven (Oyun - 1966)
- İpler Elimizde Değil (Oyun - 1967)
- Analar Babalar Okulu (Oyun - 1967)
- Gecikenler (Oyun - 1968)
- Dışarıdakiler (Oyun - 1969)
- Kör Kadı (Oyun - 1970)
- Evler ve İnsanlar (Oyun - 1974)
- Baba Evi (Oyun - 1978)