Osmanlı saray geleneklerinin en seçkin hat sanatı örneklerini Cumhuriyet dönemine taşıyan Afrika-Kırım Tatarı kökenli ünlü Türk hattat Mustafa Halim Özyazıcı, 24 Ocak 1898 tarihinde İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. Hat sanatının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı zorlu bir dönemde, özellikle unutulmaya yüz tutmuş divanî hattını genç nesillere aktararak geleneksel Türk sanatlarına hayati bir katkı sağlayan usta sanatçı, cami kubbe yazılarından devlet diplomalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede eserler üretti.
Eğitim Yılları ve Sanat Hayatının Başlangıcı
Hattatın babası İstanbul'da kunduracılık yapan Kırımlı Hacı Cemal Efendi, annesi ise Sudan aslıllı Adviye Bacı'dır. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını İstanbul'da geçiren Özyazıcı, ortaöğrenimini tamamlamasının ardından Sanayi-i Nefise Mektebi'ne kaydoldu. Ancak hat sanatını yaşatmak amacıyla kurulan Medresetü'l Hattatin okulunun açılması üzerine buradaki eğitimini yarıda bıraktı. Yeni açılan bu özel kuruma geçiş yapan genç sanatçı, hat alanında dönemin en büyük ustalarından ders alma imkânı buldu. Yazı yolculuğuna ilk olarak Hamid Aytaç yönetiminde rika tarzı yazılar yazarak adım atan Özyazıcı, zamanla yeteneğini geliştirdi. Ferid Bey'den sarayın özel divanî yazı tarzını öğrenirken, Hasan Rıza ve Kamil Akdik gibi devrin saygın hocalarından sülüs ile nesih dersleri aldı. Eğitim sürecinin son aşamasında Hulusi Efendi'den talik yazı tarzını meşk ederek farklı üsluplarda uzmanlaşmayı başardı. 1918 yılında, kendisi gibi hat sanatına gönül vermiş on üç arkadaşıyla birlikte bu mektepten başarıyla mezun oldu.
Harf Devrimi ve Tarım Yılları
Mezuniyetinin ardından profesyonel meslek hayatına atılan Özyazıcı, 1924 ile 1928 yılları arasında kendi özel yazıhanesini işletti. Bu dönemde çok sayıda özgün levha hazırladı. Ayrıca kitap başlıkları, kartvizitler ve kişiye özel mühür tasarımları yaptı. Ancak 1929 yılında yürürlüğe giren Harf Devrimi, sanatçının mesleğini icra etmesini imkânsız hale getirdi. Harf Devrimi sonrasında mesleki faaliyetlerini sürdüremeyen usta hattat, bu radikal değişimin ardından pes etmeyerek hayata küsmemeyi seçti. Tepebağ semtinde bir arazi satın alarak tarıma yöneldi. Burada uzun yıllar üzüm yetiştiriciliği yaptı. Toprakla ve tarımla yoğun şekilde uğraştığı bu uzun dönemde dahi asıl mesleği olan hat sanatından hiçbir zaman tamamen kopmadı. Yazdığı eserlerin altına eski hattat ve bağcı anlamına gelen 'Sabıkan Hattat Bağban Halim' imzasını atarak sanat aşkını canlı tuttu.
Akademi Yılları ve Önemli Eserleri
Mustafa Halim Özyazıcı, tarımla geçen uzun yılların ardından yeniden aktif sanat hayatına dönerek İstanbul Üniversitesi bünyesinde yer alan çok sayıda farklı fakülteye ait mezuniyet diplomalarını özenle kaleme alma görevini üstlendi. 1930 yılının sonlarında ise Vakıflar Umum Müdürlüğü'nün başlattığı büyük cami restorasyonlarında görevlendirildi. Restorasyon çalışmaları kapsamında, İstanbul'un ve Ankara'nın tarihi camilerindeki eskiyen kubbe ve duvar yazılarını aslına uygun biçimde yenileme sorumluluğunu üstlendi. Sanatçı, İstanbul ve Ankara'da yer alan birçok ibadethanenin celî yazılarını yazarak adını tarihe yazdı. Önemli mabetlerden bazıları şunlardır:
- Kadırga Sokollu Camii
- Azapkapı Sokollu Camii
- Şişli Camii
- Maltepe Camii (Ankara)
Büyük boyutlu cami yazıları ve baskı amaçlı hazırladığı şablonlar dışındaki eserleri çoğunlukla levha formundadır. Bu değerli levhalar günümüzde çeşitli müzelerde ve özel koleksiyonlarda sergilenmektedir. Onun hat sanatına en büyük katkılarından biri de divanî hattını öğrencisi Ali Alparslan'a öğretmesidir. Saray hattatlarına özgü bu yazı tarzı, usta-çırak ilişkisi sayesinde unutulmaktan kurtularak günümüze ulaşmıştır. Özyazıcı, 1946 yılından 1963 yılına kadar İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi bünyesinde eski hat öğretmenliği görevini yürüttü. Hayatının son dönemini öğretmenlikle geçiren usta sanatçı, 20 Eylül 1964 günü talihsiz bir trafik kazası geçirdi. Kazadan on gün sonra, 30 Eylül 1964'te İstanbul'da vefat etti.
