Yirminci yüzyılın en önemli müzik dehalarından biri kabul edilen caz trompetçisi ve bestecisi Miles Davis, 26 Mayıs 1926'da Illinois eyaletinin Alton kasabasında dünyaya geldi. Varlıklı bir ailede büyüyen sanatçı, annesinin de yönlendirmesiyle henüz küçük yaşta müzikle tanıştı. Babasının on üçüncü yaş gününde hediye ettiği trompet, onun tüm yaşamını değiştiren dönüm noktası oldu. Eşsiz tarzıyla caz dünyasında devrim yaratan efsanevi isim, 28 Eylül 1991'de Santa Monica'da altmış beş yaşında hayata gözlerini yumdu.
Gençlik Yılları ve Nota ile Tanışma
Varlıklı bir doktor olan babası Dr. Miles Henry Davis ve başarılı bir blues piyanisti olan annesi Coleata Mae Davis, genç Miles'ın sanatla iç içe büyüyerek müzikal duyarlılık kazanmasını sağladı. İlk derslerini Elwood Buchanan'dan alan yetenekli genç, vibratosuz çalış tekniğini bu dönemde benimsedi. On altı yaşında yerel kulüplerde çalmaya başlayan Davis, çok geçmeden Eddie Randle liderliğindeki Blue Devils grubuna katıldı. Bu cesur adım, sanatçının ömür boyu sürecek profesyonel müzik kariyerinin ilk resmi başlangıcı oldu. Liseden 1944 yılında mezun olduktan sonra Juilliard Müzik Okulu'nda eğitim almak üzere New York yollara düştü. Burada en büyük hayali, idolü Charlie Parker ile tanışmaktı. Harlem gecelerinde ve jam session oturumlarında kendi adını duyurmak için durmaksızın çalıştı. Parker Quintet bünyesinde iki yıl çaldıktan sonra grupla birlikte geniş kapsamlı bir Amerika turnesine adım attı. Fakat ünlü saksafoncu Parker'ın sağlık sorunları yüzünden turne yarıda kaldı ve Parker hastaneye yatırıldı.
Cool Cazın Doğuşu ve Kind of Blue Rüzgârı
Müzik serüvenine yepyeni bir soluk getirmek isteyen Davis, 1948 yılında yıldızlar geçidi olan kadrosuyla Capitol Records etiketli efsanevi Birth of the Cool albümünü kaydetti. Bu başarılı deneme, sektörde cool jazz tarzının miladı sayıldı. John Coltrane, Red Garland ve Paul Chambers gibi efsane isimlerle çalışarak Cookin' ve Workin' gibi önemli albümleri müzikseverlerle buluşturdu. Gil Evans iş birliğiyle hayat bulan Sketches of Spain ise sanatçıya devasa bir satış başarısı getirdi. Caz tarihinin en seçkin çalışması kabul edilen ünlü Kind of Blue albümü, eleştirmenlerin hayranlığını kazanırken üç milyondan fazla kopya satarak sektörde kırılması güç bir rekor kırdı. Bin dokuz yüz altmış beş yılında kurduğu ve hayranları tarafından en iyi ikinci kadro olarak anılan Wayne Shorter ve Herbie Hancock'lı grubuyla birlikte Miles Smiles ve Nefertiti gibi baş yapıtlara imza attı. Bu kadro uzun yıllar boyu kalitesini korudu.
Rock Etkisi, Sessizlik Dönemi ve Büyük Geri Dönüş
Yetmişli yıllarda yükselen rock rüzgârlarına kayıtsız kalmayan usta müzisyen, ilerlemeyenlerin yok olacağını savunarak elektro gitar ve amfiyle güçlendirilmiş trompet gibi yenilikçi enstrümanları tarzına entegre etti. Bu dönemde hazırladığı Bitches Brew albümü, müzik tarihindeki en yüksek satış rakamlarına ulaşan caz albümlerinden birisi oldu. Sahnede funk ritimlerini de deneyen sanatçı, Newport Caz Festivali'nin ardından uzun bir sessizliğe gömüldü. Bağımlılıklarıyla mücadele ettiği bu altı yıllık aradan sonra, dönemin ünlü yıldızı Prince'ten esinlenerek yenilenmiş bir biçimde sahnelere muhteşem bir geri dönüş gerçekleştirdi. Genç ve rock esintili yeni bir kadroyla The Man with the Horn albümünü çıkardı. Aynı sene Cicely Tyson ile gerçekleştirdiği evlilik, çiftin boşandığı bin dokuz yüz seksen sekiz yılına kadar sürdü. Bin dokuz yüz seksen altı yılında yayınlanan Tutu albümünde modern teknolojiyi kullanıp synthesizer ve davul makinesi gibi enstrümanlara yer verdi. Bu başarılı ve cesur adımıyla 1987 yılında saygın bir Grammy ödülünün sahibi oldu. Son dönemlerinde önemli film müzikleri ve Amandla albümü üzerinde çalıştı. Quincy Jones ile gerçekleştirdiği son efsanevi Montreux konser albümünün ardından yaşama veda etti.
Ölümüz Mirası ve Otobiyografisi
Müzikal dehasının yanı sıra çalkantılı özel yaşamıyla da her zaman gündemdeki yerini koruyan efsanevi trompetçinin, kendi adını taşıyan ve Türkiye'de de okurlarla buluşan kapsamlı bir otobiyografi kitabı bulunmaktadır. Yaşamının son dönemlerinde ciddi sağlık problemleriyle boğuşan usta isim, geçirdiği felç ve akciğer rahatsızlıkları neticesinde hayata veda etmiştir. Arkasında onlarca stüdyo kaydı ve canlı performans albümü bırakarak dünya müzik tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. Yetmişli yıllardaki dönüşümüyle cazı başta rock olmak üzere funk türleriyle de harmanlayan öncü tavrı, günümüz müzisyenleri için de bir esin kaynağı olmaya devam etmektedir.
Önemli Ödülleri
Kariyeri boyunca pek çok ünlü ödüle layık görülen Miles Davis, müzik dünyasına bıraktığı mirasla ölümünden sonra da anılmaya devam etti. İşte sanatçının aldığı önemli ödüllerden bazıları:
- Reader's Poll En İyi Trompetçi Ödülü (1955, 1957, 1961)
- Grammy Ödülleri (1960, 1970, 1982, 1986, 1989, 1990, 1992, 1993)
- Sonning Ödülleri Ömür Boyu Başarı Ödülü (1984)
- Legion of Honor Şövalye Madalyası (Fransa, 1991)
- Hollywood Walk of Fame (1998)
- Rock and Roll Hall of Fame (2006)
.jpg?width=640)