Klasik Türk müziğinin en kıymetli kadın bestekâr ve eğitmenlerinden biri olarak bilinen Melahat Pars, 1918 senesinde İstanbul'un tarihi semtlerinden Fatih'te dünyaya gözlerini açtı. Tütün tüccarlığı yapan Ordulu bir baba ile Rumeli kökenli bir annenin tek evladı olarak büyüyen Pars, ömrünü Türk musikisine adadı. Çocukluk yıllarında başlayan bu yolculuk, Ankara ve İstanbul radyolarında solistlikten, Türk sanat müziğine yön veren eşsiz bestelere uzandı. Ömrünün son döneminde kurduğu musiki derneklerinde Emel Sayın ve Bülent Ersoy gibi dev sanatçıları yetiştirerek adını altın harflerle tarihe yazdıran bu kıymetli isim, 11 Mayıs 2005 tarihinde yine doğup büyüdüğü İstanbul'da hayata veda etti.
Çocukluk Yılları ve İlk Musiki Eğitimi
Fatih'teki Taş Okul'da ilköğrenimine başlayan küçük Melahat, çocukluk yaşlarında melodilere büyük bir duyarlılık gösteriyordu. Kızlarının bu sıra dışı yeteneğini erken fark eden ailesi, vakit kaybetmeden onun musiki eğitimini başlattı. Müzik yolculuğunun ilk basamağında kanuni Mustafa Bey'den nota ve usul dersleri alarak sağlam bir temel attı. Eğitim hayatına Vefa Kız Lisesinde devam ederken, bir yandan da müzikal çalışmalarını kararlılıkla sürdürdü.
Dönemin en prestijli eğitim kurumlarından biri olan Darutta'lim-i Musiki'ye adım atması, Pars'ın sanat hayatındaki en önemli kırılma noktalarından biri oldu. Burada udi Fahri Kopuz'dan ud çalmayı ve makamları öğrendi. Kendini geliştirmeye kararlı olan genç müzisyen, zaman içinde Türk musikisinin efsaneleşmiş isimleriyle çalışma şansına erişti. Nuri Halil Poyraz, Udi Cevdet Kozanoğlu ve Mesut Cemil Bey gibi dev üstatların tedrisatından geçerek müzikal kimliğini olgunlaştırdı.
Bitlis Döneminden TRT Radyolarına Uzanan Yol
Melahat Pars, 1938 senesinde askeri tabip Hazım Pars ile evlendi. Eşinin mesleki görevleri nedeniyle Bitlis'e tayin olması, onun müzik kariyerinde mecburi bir molayı beraberinde getirdi. Üç yıl boyunca Doğu Anadolu'nun bu şirin kentinde sanat çalışmalarından uzak kalan Pars, eşinin Ankara'ya atanmasıyla birlikte en büyük tutkusuna yeniden kavuştu.
Ankara'daki yeni yaşamı, ona kariyerinin en parlak kapılarını araladı. 1944 senesinde TRT Ankara Radyosu tarafından düzenlenen zorlu sınavı başarıyla tamamlayan sanatçı, solist kadrosuyla mikrofon başına geçti. Radyodaki ses icraları sürerken, 1948 yılında hocası Fahri Kopuz'un yönlendirmesi ve teşvikiyle beste yapma kararı aldı. Bu teşvikin sonucunda ortaya çıkan, hüzzam makamındaki "Âvâre gönül yine sensiz hicrâna daldı" adlı ilk bestesi, musiki çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Bu muazzam başlangıcı, dinleyicilerin gönlünde taht kuran "Elveda deme bana" gibi klasikleşecek diğer eserler takip etti.
İstanbul Yılları ve Musikinin Zirvesi
Yıllar 1954'ü gösterdiğinde Melahat Pars, İstanbul'a geri dönmeye karar verdi. İstanbul Radyosu bünyesindeki Türk Musikisi yayınlarında aktif görevler üstlenen sanatçı, aynı zamanda İstanbul Belediyesi Konservatuvarı İcra Heyeti üyeliğine seçildi. Konservatuvardaki bu önemli eğitmenlik ve icracılık görevini, eşini kaybettiği hüzünlü yıl olan 1965'e kadar başarıyla sürdürdü. Eşinin vefatıyla konservatuvardan ayrılarak tüm mesaisini radyodaki çalışmalarına verdi.
Kariyeri boyunca üretkenliğini kaybetmeyen bestekâr, 1959 yılında güftesi "Gümüş tellerle örsem saçının her telini" olan eseri kürdîlihicazkâr makamında besteleyerek Türk müziği repertuvarına hediye etti. Meşhur hicaz bestesi "Gamlı Hazan" da bu dönemin ürünüdür. Ayrıca hayat arkadaşından yadigar kalan üç evladı Behiç, Erol ve Cengiz'i büyütürken, sanata olan katkılarını da hiçbir zaman eksik etmedi.
Dernekler vasıtasıyla yeni yetenekler yetiştirmeye odaklandı. Bu amaç doğrultusunda 1985 yılında kurduğu ve yöneticiliğini üstlendiği dernekler şunlardır:
- Kalamış Musiki Derneği
- Kadıköy Musiki Derneği
- Marmara Musiki Derneği
