Osmanlı'nın son dönemi ile cumhuriyetin ilk yıllarına damga vuran Mehmet Ubeydullah Hatipoğlu, 1858 yılında İzmir'de dünyaya gözlerini açtı. Kendisi, hem renkli kişiliği hem de keskin zekasıyla Türk siyasi hayatının en özgün figürleri arasında yer almayı başarmıştır. Geleneksel Bektaşi kültürünün hakim olduğu son derece aydın ve kültürlü bir ailede yetişen bu sıra dışı entelektüel, yaşamı boyunca farklı coğrafyalarda sürdürdüğü siyasi mücadelelerin yanı sıra özellikle kaleme aldığı seyahatnameleriyle edebiyat dünyasında da kalıcı izler bırakmıştır. Gençlik yıllarınden itibaren özgürlükçü fikirlere ilgi duyan Hatipoğlu, dönemin baskıcı idaresine karşı duruşu nedeniyle sürgünlerle ve maceralarla dolu bir ömür sürmüştür. O, tam bir mücadele insanıydı.
Medrese Günlerinden Sürgün Yıllarına
Ubeydullah Efendi, İzmir'in saygın simalarından alim Hoca Şakir Efendi ile Musulluzadeler ailesine mensup bir annenin evladı olarak doğdu. Evlerinde binlerce kitaptan oluşan devasa bir kütüphanenin bulunması, onun entelektüel gelişimini erken yaşta şekillendirdi. İlk eğitiminin ardından farklı medreselerden icazet alan genç adam, daha sonra Tıbbiye eğitimi almak üzere İstanbul'a gitti. Ancak İkinci Abdülhamid yönetimine karşı muhalif Jön Türkler hareketine katılması, onun hayat çizgisini tamamen değiştirecekti. Siyasi duruşu sebebiyle hakkında sürgün kararı çıkarılınca, vatanından uzaklaşarak Avrupa'ya sığınmak mecburiyetinde kaldı. Kaçış, onun kaderi olmuştu.
Avrupa'daki faaliyetlerinin ardından rotasını Amerika Birleşik Devletleri'ne çeviren Ubeydullah Efendi, burada geçirdiği günleri meşhur eseri Amerika Hatıraları'nda topladı. Dönemin koşullarında bir Osmanlı aydınının Yeni Dünya'ya seyahat etmesi son derece sıra dışı bir gelişme iken, onun oradaki gözlemleri ve kaleme aldığı benzersiz hatıraları edebiyatımızda çığır açan tarihi birer belge niteliği taşımaktadır. Muhalif kimliği yüzünden ömrünün yaklaşık bir buçuk yılını zindanlarda geçirdi. Ayrıca beş buçuk yıl sürgün hayatı yaşamak zorunda kalan yazar, on yılı aşkın bir süre boyunca da firari olarak yaşadı. Bu zorlu sürgün duraklarından biri de Libya'nın güneyindeki ünlü Fizan bölgesi oldu. Zorluklar onu hiçbir zaman yıldıramadı.
Meşrutiyet Coşkusu ve Gizli Vazifeler
İkinci Meşrutiyet'in 1908 yılında ilan edilmesiyle beraber vatanına geri dönen Ubeydullah Efendi, büyük bir coşkuyla siyasi hayata atıldı. Meclis-i Mebusan bünyesinde birinci ve ikinci dönem Aydın, üçüncü dönem ise İzmir mebusu olarak parlamentoda yer aldı. Hem geleneksel sarık ve cübbesiyle dini kimliğini koruyor hem de yenilikçi bir Jön Türk olarak hareket ediyordu. Bu iki farklı dünyayı kişiliğinde başarıyla birleştirmesi, onu dönemin en özgün siyasetçilerinden biri yaptı. Aynı zamanda Merdivenköy Bektaşi Tekkesi'nin şeyhliğini de üstlenerek dini ve kültürel liderlik rollerini sürdürdü. Meclis kürsülerindeki esprili, kalender ve nüktedan konuşmaları sayesinde en gergin oturumlarda dahi genel havayı yumuşatmayı başarıyordu. Meclisin neşe kaynağı haline gelmişti.
Birinci Dünya Savaşı başladığında ise kendisini gizli ve tehlikeli bir harekatın tam merkezinde buldu. Enver Paşa'nın talimatı doğrultusunda, Teşkilat-ı Mahsusa adına son derece kritik bir görev üstlendi. Amacı, Afganistan'daki Müslüman unsurları İngiliz yönetimine karşı ayaklandırmak ve bölgede gizli bir ittifak zemini hazırlamaktı. Dönemin Basra Valisi Süleyman Şefik Paşa ve askeri hekim Fahri Kutlar ile beraber Nisan 1915'te zorlu bir yolculuğa çıktı. Harita üzerindeki binlerce kilometrelik mesafeyi, savaşın getirdiği kıtlık, çöl fırtınaları ve sürekli yakalanma tehlikesi altında aşmaya çalışan bu özel heyet, bölgedeki dengeleri değiştirmek adına adeta zamana karşı nefes kesen bir mücadele yürüttü. İran ve Afganistan topraklarında geçen bu maceralı serüven, maalesef hedeflenen Kabil şehrine ulaşılamadan nihayete erdi. Ağustos 1918'de İngiliz güçleri tarafından Tahran'da ele geçirilerek tutuklandı ve ardından İstanbul'a nakledildi. Büyük harekat yarıda kalmıştı.
Cumhuriyet Yılları ve Mirası
İstanbul'da bir süre hapis yattıktan sonra 1919'da hürriyetine kavuşsa da işgal güçlerinin baskısı nedeniyle 1920'de yeniden tutuklanarak Malta'ya sürüldü. Sürgün döneminin sona ermesinin ardından, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde aktif siyasete devam etme imkanı buldu. Cumhuriyetin ilanından sonra TBMM bünyesinde Doğubayazıt milletvekili olarak görev alan Hatipoğlu, aynı zamanda Türkiye'nin çağdaş hukuk sisteminin mimarı sayılan ünlü Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt'un da öz dayısı olarak bilinmektedir. Yaşamının son demlerinde ise Beyoğlu Evlendirme Dairesi bünyesinde nikah memurluğu gibi son derece ilginç bir kamu görevini ifa etti. Bu iş ona çok yakışmıştı. O, artık yorgun bir kahramandı.
Hayatı boyunca edebiyatla bağını hiç koparmayan Hatipoğlu, kıymetli dostu şair Abdülhak Hamit Tarhan ile yakın arkadaşlık kurdu. Renkli hayat hikayesi 11 Ağustos 1937 tarihinde İstanbul'da son buldu ve cenazesi çok sevdiği dostu Tarhan'ın yanına, Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi. Ardında, Osmanlı'nın çöküşünden Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kadar uzanan tarihi bir dönemin en canlı tanıklıklarını bıraktı.
Mehmet Ubeydullah Hatipoğlu'nun Türk edebiyatı ve tarihi açısından büyük önem taşıyan başlıca eserleri şunlardır:
- Ubeydullah Efendi'nin Amerika Hatıraları: Yeni Dünya'ya yaptığı seyahat esnasındaki benzersiz izlenimlerini aktardığı başyapıtıdır.
- Malta, Afganistan ve İran Hatıraları: Savaş yıllarındaki gizli askeri görevlerini ve esaret günlerini konu alan tarihi vesika niteliğindeki eseridir.
- Kime Rey Verelim?: İttihat ve Terakki ile Hürriyet ve İtilaf fırkaları arasındaki rekabeti inceleyen siyasi risalesidir.
