Osmanlı sarayının ihtişamlı koridorlarından İzmir'in huzurlu kıyılarına uzanan fırtınalı bir ömür süren Alessandro Voltan, batı tarzı klasik müziğin eşsiz tekniklerini Doğu coğrafyasıyla buluşturan, döneminin en saygın piyanist ve bestecilerinden biridir. Türkiye'de müzikseverlerin daha çok Macar Tevfik ya da Venedikli Tevfik isimleriyle andığı bu büyük besteci, 1846 yılında dünyaya gözlerini açtı. Sarayda piyano eğitmenliği yapacak kadar yetkinleşen sanatçı, ülkemizde çoksesli müzik tekniklerini kullanarak özgün eserler üreten ilk müzik insanları arasında yer alır. Bir dönem Bükreş'te saray konukluğu yapan ve ardından Osmanlı topraklarına yerleşen besteci, yerel motiflerle yoğurduğu ezgilerini Avrupa'nın kültür merkezlerine taşımıştır.
Avrupa Saraylarından Osmanlı Sarayına Uzanan Yolculuk
Alessandro Voltan'ın sanatla dolu hayat çizgisi, onun çok kültürlü aile kökenleriyle doğrudan şekillenmiştir. Babası İzzet Bey, Osmanlı ordusunda görev yapmış Türk asıllı saygın bir subaydı. Dayısı ise yine imparatorluk ordusunda önemli kademelerde bulunan Müşir Mehmet Ali Paşa'dır. Annesi, Venedikli Macar Kontesi olan piyanist Bayan Allegri, Alessandro'nun hayata gözlerini açtığı andan itibaren ilk ilham kaynağı oldu. İlk piyano ve müzik derslerini bir piyanist olan soylu annesinden alan yetenekli çocuk, onun sanatsal çevresi sayesinde Liszt ve Wagner gibi dünyaca ünlü müzik devlerini bizzat dinleme, hatta onları yakından tanıma fırsatını elde etti. Sanatla iç içe geçen bu dönemin ardından disiplinli bir eğitim alması için Avusturya Deniz Okulu'na gönderildi. Buradaki eğitimini başarıyla tamamlayarak topçu subayı diploması aldı.
Ancak askeri disiplin, içindeki müzik aşkını hiçbir zaman söndüremedi. Genç yaşlarında yeteneğiyle öne çıkan müzisyen, Romanya Kraliçesi Maria Elizabeth tarafından Bükreş'e davet edildi. Kraliçenin sarayında iki yıl boyunca konuk edilen sanatçı, burada piyano eğitmenliği yaptı. Bu verimli dönemde sarayda prestijli konserler verdi ve büyük operaları bizzat yönetti. Bu uluslararası başarılar, onun adını Osmanlı başkentine kadar ulaştırdı. Sonunda 1876 yılında, Osmanlı sarayına piyano öğretmeni olarak tayin edildi.
Burada, genç yaşta elde ettiği bazı başarılar öne çıkmaktadır:
- Avusturya Deniz Okulu bünyesinde askeri eğitim alarak topçu subaylığı unvanını kazanması
- Romanya Kraliçesi Maria Elizabeth'in davetlisi olarak sarayda iki yıl boyunca piyano dersleri vermesi
- Bükreş sarayında orkestraları yöneterek seçkin konserler ve operalar düzenlemesi
Kokaryalı Semtinde Yeni Bir Hayat ve İzmir Yılları
Saraydaki görevini bir süre başarıyla yürüttükten sonra oradan ayrılan sanatçı, İzmir'e yerleşme kararı aldı. Ege'nin incisi olan bu şehir, onun hayatında yepyeni bir sayfa açtı. İzmir'de bir Türk kızıyla hayatını birleştiren İtalyan besteci, İslamiyet'i kabul ederek Tevfik adını aldı. Zamanla çevresindekilerin sevgisini ve derin hürmetini kazanan sanatçı, tüm Ege halkı ve müzik camiası tarafından Macar Tevfik ya da Venedikli Tevfik olarak anılan, adeta efsaneleşmiş yerel bir sanat abidesi haline gelmiştir. Yaşamını Kokaryalı, yani bugünkü Güzelyalı semtindeki mütevazı evinde sürdüren sanatçı, müzikten asla kopmadı. Evinde piyano konserleri düzenlemeye, çevreye müzik sevgisi aşılamaya devam etti.
Tevfik Bey, İzmir'de sadece çalmakla kalmadı, aynı zamanda müzik tarihini etkileyecek çok değerli öğrenciler yetiştirdi. Bu isimlerin başında Türk klasik müziğinin kurucularından bestekâr İsmail Zühtü Bey ile ünlü Türk bestecisi Ahmet Adnan Saygun gelmektedir. Onun açtığı bu yolda yetişen talebeler, modern Türk çoksesli müziğinin temel taşlarını oluşturdu. Sanatçının özgün besteleri ise sadece Osmanlı sınırları içinde kalmadı; İtalya, Avusturya, Macaristan ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinde yayımlanarak takdir topladı.
Hazin Bir Son ve Darülaceze Yılları
Büyük başarılar, saray hayatı ve kıymetli öğrencilere rağmen Macar Tevfik'in hayatının son yılları büyük bir yoksulluk içinde geçti. Yaşlılığın getirdiği zorluklarla tek başına mücadele edemeyen bu ulu çınar, Darülaceze'ye yerleştirilmek zorunda kaldı. Ömrünü sanata, müziğe ve ülkesine adayan değerli besteci, 1941 yılının nisan ayında hayata gözlerini yumdu. Cenazesi ise maalesef hak ettiği görkemden uzak, Kimsesizler Mezarlığı'na defnedildi. Geride bıraktığı derin müzik mirası, bugün yetiştirdiği büyük besteciler ve yazdığı çoksesli eserler sayesinde yaşamaya devam etmektedir.