Türk tiyatrosunun en seçkin simalarından biri olan ve yarım asra yaklaşan sanat yaşamında sergilediği eşsiz performanslarla belleklerde derin izler bırakan Kerim Afşar, Türk kültür hayatının en önemli köşe taşlarından biridir. Kadıköy'de 13 Ağustos 1930 tarihinde dünyaya gözlerini açan sanatçı, ömrünü tiyatroya adamıştır. Ailesinin daha sonra Gelibolu'ya göç etmesiyle çocukluk ve gençlik yılları farklı şehirlerde şekillenmiştir. İlhan Selçuk onu "ses ustası", Uğur Mumcu ise "Kerim Atatürk" olarak nitelendirmiştir. Bu nitelemeler onun sanat gücünü açıkça ortaya koymaktadır.
Konservatuvardan Sahne Işıklarına Uzanan Yol
Sanatçının tiyatro serüveni, 1948 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Yüksek Bölümüne girmesiyle birlikte profesyonel bir nitelik kazanarak ömrü boyunca sürecek olan sahne aşkının ilk resmi adımı olmuştur. Konservatuvarda Müşfik Kenter ve Yıldırım Önal gibi Türk tiyatrosunun diğer dev isimleriyle yolları kesişti. Henüz öğrencilik yıllarında sahneye çıkmaya başlayan genç yetenek, okulunu 1953 yılında başarıyla tamamladı. Mezuniyetinin ardından aralıksız sürdüreceği 45 yıllık görkemli bir sahne kariyeri başladı. Bu uzun soluklu dönem boyunca yüz civarında farklı tiyatro oyununda rol üstlendi. Üstlendiği her karakteri büyük bir titizlikle sahneye taşıdı. Tiyatro sahnelerinin yanı sıra çok sayıda sinema filminde ve televizyon dizisinde de boy gösterdi. İlk kez 1966 yılında kamera karşısına geçerek sinemaya adım attı. Beyaz perdenin büyüsüne rağmen tiyatrodan hiçbir zaman kopmadı ve ana odağını hep sahne olarak belirledi.
Berlin Sahneleri ve Radyodaki Efsanevi Ses
Sanatçının elde ettiği üstün başarılar zaman içerisinde ülke sınırlarını aşarak uluslararası çevrelerde de yankı buldu. Tarihler 1980 yılını gösterdiğinde ünlü yönetmen Peter Stein'ın davetini büyük bir heyecanla kabul eden usta oyuncu, sanatını sınırlarının ötesine taşımak amacıyla Berlin'e giderek oradaki tiyatro projelerinde aktif roller üstlendi. Türkiye'ye döndükten sonra uzun yıllar hizmet verdiği Devlet Tiyatroları'ndan emekli oldu. Ancak sanattan asla uzak kalmadı. Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) kadrosuna katılarak çalışmalarını bu köklü çatı altında sürdürdü. Ayrıca İstanbul Şehir Tiyatroları bünyesinde de sahne aldı. Eski eşi ünlü sanatçı Esin Afşar ile olan evliliğinin ardından, hayatını Leyla Afşar ile birleştirdi. İlerleyen yıllarda Devlet Tiyatroları'ndan gelen davet üzerine kuruma geri döndü.
Kerim Afşar, Türk halkının hafızasında sadece görüntüsüyle değil, benzersiz sesiyle de yer etmiştir. TRT ekranlarında yayınlanan "Radyo Tiyatrosu" programlarında hayat verdiği karakterler, dinleyiciler üzerinde unutulmaz etkiler bıraktı. Mikrofon başında gerçekleştirdiği sayısız seslendirme çalışmasıyla seslendirme sanatının zirve isimlerinden biri oldu. Usta sanatçının mikrofon başında sergilediği ve hafızalara kazınan en önemli performansı ise son derece büyük bir tarihi değere sahipti. 27 Mayıs Darbesi sonrasında ülke genelindeki tüm radyolardan halka seslenen yayında, Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümsüz eseri Nutuk'u o etkileyici ve gür sesiyle okuma gururunu yaşayan sanatçın yine kendisi olmuştur. Bu tarihi seslendirme, onun toplumsal hafızadaki yerini ebedileştirdi.
"Ben Ölürsem Sahnede Ölürüm": Son Perde ve Yaşayan Mirası
Kerim Afşar, Atatürk'ün Dil Devrimi'ne ve Türkçe'nin arınmasına ömrü boyunca sarsılmaz bir sadakatle bağlı kaldı. Bu konudaki duruşunu yaşamının son anına dek korudu. 2002 yılında, gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun köşe yazılarından uyarlanan "Bugün Ne Yazsam?" adlı oyunda rol aldı. Oyun Ankara'da büyük ilgiyle sahnelendikten sonra, geniş kapsamlı bir turne planlandı. Sanatçı, bu kapsamda beş farklı il ve ilçeyi kapsayan turneye çıkmaya hazırlanıyordu.
Büyük Tiyatro'daki ilk gösterim öncesinde, kendisini rahatsız hisseden usta oyuncuya öğrencileri ve dostları turneyi iptal etmesini tavsiye etti. Ancak o, tiyatro tarihine geçecek olan şu kararlı yanıtı verdi: "Ben ölürsem sahnede ölürüm." Bu sözler onun tiyatro aşkının en somut kanıtıydı. Karaciğer yetmezliği teşhisi konulmasının ardından, 20 Eylül tarihinde acil olarak hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Tedavisi devam ederken, 26 Eylül günü kadim dostu Fikret Otyam tarafından ziyaret edildi. Kerim Afşar, bu anlamlı ziyaretin gerçekleştiği günün ilerleyen saatlerinde hayata gözlerini yumdu.
Vefat ettiği günün 71. Dil Bayramı ile aynı tarihe denk gelmesi, Türkçe sevdalısı sanatçı için adeta sembolik bir anlam taşıyordu. Onun aramızıdan ayrılışının ardından, eşi Leyla Afşar büyük bir vefa örneği gösterdi. Dil Derneği ile ortaklaşa hareket eden Leyla Afşar, usta sanatçının anısını yaşatmak amacıyla önemli bir adım attı. Tiyatroya verilen emeği ve usta aktörün eşsiz sanatçı kimliğini gelecek kuşaklara aktarmayı gaye edinen eşi Leyla Afşar ile Dil Derneği, ortak çabalar sonucunda her yıl verilmek üzere Dil Derneği Kerim Afşar Ödülü'nü hayata geçirmiştir. Kurulan bu anlamlı mekanizma, Kerim Afşar adının ve onun Türk sanatına sunduğu katkıların sonsuza dek yaşatılmasını garanti altına almaktadır.
