Türkiye'de elektrik mühendisliği eğitiminin gelişiminde devrim yaratan, İTÜ'nün en çok tanınan efsanevi isimlerinden Profesör Dr. İzzet Gönenç, 1914 yılında Malatya'da dünyaya geldi ve akademik serüvenini İstanbul'da şekillendirdi. Genç yaşta teknik alanlara duyduğu büyük ilgi, onu 1930 senesinde İstanbul Makina-Motor-Elektrik Özel Okulu'na sürükledi. Burada aldığı iki yıllık yoğun eğitimin ardından teknisyen unvanıyla mezun olan İzzet Gönenç, pratik becerilerini pekiştirmek amacıyla çeşitli atölyelerde, büyük gemilerde ve küçük elektrik santrallerinde uzun süre çalışarak tecrübe kazandı. Ancak onun hedefi her zaman daha yüksekti. Teorik bilgisini pekiştirmek amacıyla 1933 ile 1936 yılları arasında İstanbul Erkek Lisesi'nde eğitimini sürdürdü. Bu saygın eğitim kurumundaki başarısı, ona yükseköğrenim kapılarını ardına kadar açtı.
Lise yıllarının hemen ardından, 1936 senesinde Türkiye'nin en prestijli mühendislik okullarından biri olan Yüksek Mühendis Mektebi'ne kaydoldu. Buradaki parlak öğrenim süreci devam ederken, aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı'nın düzenlediği seçmelerle devlet bursu kazanarak Almanya'ya gönderildi.
Dresden Savaş Alevleri Arasında Bilim Mücadelesi
Almanya'da Dresden Yüksek Mühendis Okulu bünyesinde yükseköğrenimini tamamlayan İzzet Gönenç, bilime olan tutkusuyla hiç vakit kaybetmeden doktora çalışmalarına geçti. Yaklaşık iki yıl süren son derece yoğun araştırmaların ardından doktora tezini başarıyla hazırladı. Ne var ki kader, genç bilim insanını İkinci Dünya Savaşı'nın en dehşet verici dönemlerinin ortasına fırlattı. Tezin savunma sınavına yalnızca birkaç gün kala, 13 Şubat 1945 Salı günü akşamı Dresden şehri büyük bir felaket yaşadı. Şehir müttefik kuvvetlerin yoğun hava bombardımanına maruz kaldı. Okul binaları tamamen tahrip olmuştu. Şehir kısa sürede tahliye edildi. Bu sebeple sđnav iptal edildi. Bu zorlu şartlar altında hayatta kalmayı başaran İzzet Gönenç, diplomatik anlaşmalar sayesinde kurtuluş yoluna girdi. 1945 Mart ayında, İsveç'in Göteborg limanından kalkan Drottningholm adı Kızılhaç gemisine binmeyi başardı. Diğer Türk öğrencilerle birlikte gerçekleştirdiği bu maceralı deniz yolculuğunun ardından nihayet ana vatanına döndü.
İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Akademik Yükseliş
Yurda dönüşünün hemen ardından, 1945 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Fakültesi bünyesinde asistan olarak göreve başladı. Buradaki çalışkanlığı ve vizyonu sayesinde kısa sürede öne çıktı. 1949 yılında üniversitenin tarihi Taşkışla Binası'nda geçici olarak bir Yüksek Gerilim Laboratuvarı kurulmasına öncülük etti. Akademik basamakları da hızla tırmanarak 1951 yılında Doçent, 1960 yılında ise Profesör unvanını aldı. Bilimsel liderliği ve idari becerileri sayesinde İzzet Gönenç, 1964 senesinde Yüksek Gerilim Tekniği Kürsüsü Başkanlığı görevine getirildi. Fakültenin yönetiminde de önemli sorumluluklar üstlenen başarılı akademisyen, aynı zamanda iki dönem boyunca Dekan olarak hizmet verdi.
Türkiye'nin Modern Yüksek Gerilim Laboratuvarı
İzzet Gönenç'in Türk mühendislik tarihine ve akademik dünyasına bıraktığı en büyük miras, ülkemizde modern anlamda yüksek teknolojiye sahip bir yüksek gerilim laboratuvarı altyapısı kurmak amacıyla hayatı boyunca harcadığı o muazzam ve takdire şayan çabadır. 1961 yılında Yüksek Gerilim Laboratuvarı'nın kalıcı bir tesise dönüşmesi amacıyla plan ve proje çalışmalarına girişti. Büyük bir sabır ve disiplinle yürütülen bu çalışmalar yaklaşık 15 yıl boyu kesintisiz sürdü. Nihayet, 1978 yılında bu devasa laboratuvarın kurulumunu tamamlayarak İTÜ'ye ve Türk sanayisine kazandırdı.
İzzet Gönenç'in hayatındaki başlıca dönüm noktaları şu şekilde sıralanabilir:
- 1930 - Makina-Motor-Elektrik Özel Okulu'na giriş yaptı.
- 1936 - Yüksek Mühendis Mektebi'ne girerek mühendislik eğitimine başladı.
- 1945 - İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi bünyesinde asistanlık görevine adım attı.
- 1960 - Akademik kariyerinin zirvelerinden biri olan Profesörlük unvanını kazandı.
- 1978 - Yıllarca emek verdiği modern Yüksek Gerilim Laboratuvarı'nı kurdu.
Profesör Dr. İzzet Gönenç, yetiştirdiğı yüzlerce mühendis ve ülkemize kazandırdığı laboratuvar altyapısıyla silinmez bir iz bıraktı. Değerli akademisyen, 10 Ağustos 2009 tarihinde hayata veda etti. Onun zorlu yaşam öyküsü ve bilime adanmış ömrü, Türkiye'deki tüm genç mühendis adaylarına ilham vermeye devam ediyor.