Amerikalı sıradışı yazar Howard Phillips Lovecraft, 20 Ağustos 1890 tarihinde ABD'nin Rhode Island eyaletine bağlı Providence kentinde, insan zihninin en karanlık köşelerini ve kozmik dehşeti edebiyat dünyasına kazandırmak amacıyla dünyaya geldi. Edgar Allan Poe'nun gotik mirasını devralarak korku ve bilimkurguyu harmanlayan usta kalem, yarattığı Cthulhu Mitosu ile edebiyatta yepyeni bir çığır açtı. Yaşamı boyunca yalnızlık, hastalıklar ve trajedilerle boğuşan sanatçı, ürettiği benzersiz eserlerle modern fantastik kurgunun en etkili figürlerinden biri haline geldi.
Karanlık Bir Çocukluk ve Hayal Dünyasının Doğuşu
Lovecraft'ın çocukluk yılları, ailesinin yaşadığı büyük sarsıntılarla gölgelendi. Pazarlamacılık yapan babası Winfield Scott Lovecraft ile annesi Sarah Susan Phillips Lovecraft'ın tek evladı olan yazar, henüz üç yaşındayken derin bir krizle yüzleşti. Babası, Chicago'da çıktığı bir iş gezisinde kaldığı otel odasında son derece ağır bir psikolojik rahatsızlık geçirdi ve apar topar memleketine getirilerek Butler Akıl Hastanesi'ne yatırıldı. 1898 yılındaki ölümüne dek bu hastanede kalan babasının trajik durumu, küçük çocuğun ruhsal dünyasında silinmez izler bıraktı. Babasının kaybıyla birlikte evdeki otoriter annesi, iki teyzesi ve büyükbabası tarafından aşır korumacı bir baskı altında büyütüldü. Annesinin onu bir kız çocuğu gibi yetiştirme gayreti ve dış dünyaya kapatması, yazarın ilerleyen yıllarda psikolojik kökenli alerjiler geliştirmesine yol açtı. Sıcak havalarda dışarı çıkması yasaklanan bu içe kapanık çocuk, altı yaşında ilk şiirlerini yazarak kendi sığınağını kurdu. Büyükbabasının kütüphanesindeki gotik korku hikayeleri ve Doğu mistisizmi, onun hayal gücünü besleyen en değerli hazineler oldu.
Sağlık sorunları ve annesinin endişeleri nedeniyle sekiz yaşına kadar okula gidemeyen genç Lovecraft, eğitim hayatında sürekli kesintiler yaşadı. Zamanını evde astroloji ve kimya alanlarında bireysel araştırmalar yaparak değerlendirdi. 1904 yılında büyükbabasının vefatı, genç yazar için tam anlamıyla yıkıcı bir dönüm noktası oldu. Ailenin tek maddi ve manevi destekçisi olan büyükbabanın kaybı, arkasında büyük borçlar bıraktı. Doğup büyüdüğü ve anılarıyla bezeli o görkemli evden ayrılıp çok daha küçük ve kasvetli bir eve taşınmak zorunda kalmak, genç yazarı derinden etkiledi ve intiharın eşiğine sürükledi. Hope Street Lisesi'ndeki eğitimini tamamlamasına ramak kala ağır bir sinir krizi geçirdi ve diplomasını alamadan okuldan ayrıldı. Brown Üniversitesi hayali ise suya düştü.
UAPA Yılları ve Mektuplarla Kurulan Dostluk Köprülerı
Dış dünyayla bağını neredeyse tamamen koparan ve sadece annesiyle iletişim kuran Lovecraft için kurtuluş edebiyatla geldi. Yazmak onun tek sığınağıydı. The Argosy dergisine gönderdiği bir mektup, UAPA adlı amatör yayıncılık derneğinin başkanı Edward F. Dass'ın dikkatini çekti. Dass'ın davetiyle 1914 yılında bu topluluğa katılan genç yazar, şiirler ve denemeler kaleme alarak edebi yeteneğini sergileme fırsatı buldu. 1917 yılında yazdığı Mezar ve Dagon gibi öykülerle bilimkurgu ile polisiyeyi ustaca harmanlamaya başladı. Döneminin önde gelen yazarlarıyla kurduğu mektup arkadaşlıkları, onu adeta yüzyılın en üretken mektup yazarlarından biri yaptı. Robert Bloch, Clark Ashton Smith ve Barbar Conan karakterinin yaratıcısı Robert E. Howard ile kurduğu bu ağ, onun yalnızlığını hafifleten en büyük destek oldu.
New York Çıkmazı ve Providence'taki Altın Çağ
Hayatındaki trajediler Lovecraft'ın peşini bırakmadı. 1919 yılında annesi de tıpkı babası gibi sinir krizi geçirerek Butler Akıl Hastanesi'ne kaldırıldı ve iki yıl sonra geçirdiği idrar kesesi ameliyatı sđrasđnda yaşamını yitirdi. Bu büyük kaybın ardından Boston'daki bir kongrede tanıştığı Sonia Greene ile 1924 yılında evlenerek New York'a taşındı. Ancak teyzelerinin onaylamadığı bu evlilik, büyük geçim sıkıntıları ve finansal krizlerle sarsıldı. Geçim sıkıntısı kapıdaydı. Sonia şapka dükkanını kaybetmişti. Lovecraft ise bir türlü iş bulamıyordu. Bunun üzerine Sonia çalışmak amacıyla Cleveland'a yerleşti. Red Hook mahallesinin tekinsiz sokaklarında tek başına kalan yazar, yaşadığı bu kasvetli dönemi eserlerine başarıyla yansıttı.
Yaşamının son on yılında doğduğu şehir olan Providence'a geri dönen Lovecraft, en verimli dönemine adım attı. Charles Dexter Ward Vakası ve Deliliğin Doruklarında gibi başyapıtlarını bu süreçte tamamladı. Yoksulluk içinde hayatta kalan teyzesiyle mütevazı bir pansiyonda yaşayan yazar, 1936 yılında bağırsak kanseri teşhisi aldı. Yetersiz beslenme ve amansız hastalık sebebiyle durumu ağırlaşan efsanevi kalem, 15 Mart 1937 tarihinde Providence'ta hayata gözlerini yumdu. Edebi mirası, ölümünden sonra Cthulhu Mitosu ile ölümsüzleşerek Stephen King, Neil Gaiman gibi çağdaş ustaların ilham kaynağı oldu.
Yazarın Öne Çıkan Bazı Eserlerı
- Deliliğin Dağlarında (At the Mountains of Madness)
- Cthulhu'nun Çağrısı (The Call of Cthulhu)
- Charles Dexter Ward Vakası (The Case of Charles Dexter Ward)
- Uzayın Dışındaki Renk (The Colour out of Space)
- Cadı Evindeki Hayaller (The Dreams in the Witch House)
- Dunwich Korkusu (The Dunwich Horror)
- Innsmouth Üzerindeki Gölge (The Shadow over Innsmouth)
- Dagon (Dagon)
- Mezar (The Tomb)
