1905 yılında Manastır'ın Kalkandelen bölgesinde dünyaya gelen Halil Demircioğlu, Türkiye'nin ilk Eskiçağ Tarihi kürsü profesörlerindendir. Asıl adı Halil İbrahim Şaban olan bilim insanı, 1934'teki kanunla Demircioğlu soyadını almıştır. Babası Şaban Bey'in Osmanlı subayı olması nedeniyle çocukluğu bu askeri çevrede şekillenmiştir. Fakat babasının Çanakkale'de şehit düşmesiyle ailesi derin bir yoksullukla karşı karşıya kalmıştır. O, zorlukları aşarak zirveye ulaştı. Gerek Avrupa'da aldığı nitelikli eğitim gerekse ülkemize döndükten sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi bünyesinde yürüttüğü çalışmalar, onu çağdaş Türk tarihçiliğinin en saygın isimlerinden biri haline getirmiştir.
Zor Yıllar ve Foto Muhabirliğinden Hukuk Fakültesine
İstanbul'a yerleşen ailesi geşim sıkıntısı çekiyordu. Bu dönemde İstanbul Erkek Lisesi'ne devam eden genç Halil, sağlık sorunları ve maddi imkânsızlıklar nedeniyle eğitimine ara vermek zorunda kaldı. Hayata tutunabilmek amacıyla 1924 yılında Manisa'ya giderek Devlet Demir Yolları bünyesinde telgraf memurluğu yaptı. Daha sonra İstanbul'a geri döndü. Lise eğitimini tamamlamak için mücadele ederken bir yandan da farklı işlerde çalıştı. Milliyet Gazetesi kadrosunda foto muhabirliği yapıyor, bir taraftan da turist rehberliğiyle gelir sağlıyordu. Bu mesleği icra ederken Yalova'da Mustafa Kemal Atatürk'ün kahve fincanıyla olan o meşhur fotoğrafını çekmeyi başardı. Her türlü maddi imkânsızlığa ve yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen pes etmeyerek 1929-1930 ders yılında İstanbul Erkek Lisesi'ni başarıyla bitirdi ve vakit kaybetmeden hukuk eğitimi almaya başladı.
Almanya'da Akademik Eğitim ve Doktora Yılları
Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimi sırasında, 1930 yılında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen yurt dışı burs sınavına girdi. Sınavı kazanan Demircioğlu, tarih öğrenimi görmesi amacıyla Aralık 1930'da devlet eliyle Almanya'ya gönderildi. Almanca dilini geliştirmek için Naunburg an der Saale kentindeki Schulpforte Hümanistık Gymnasıum bünyesinde eğitim gördü. Buradaki dil hazırlığını tamamladıktan sonra 1932 yılı başında Berlin Friedrich-Wilhelm Üniversitesi'ne kaydını yaptırdı. Berlin'deki eğitimi sırasında şu alanlarda uzmanlaşmayı seçti:
- Ana bilim dalı olarak Eskiçağ Tarihi
- Yardımcı bilim dalı olarak Arkeoloji
- Yardımcı bilim dalı olarak Hititoloji
Berlin'de dönemin en seçkin ve dünyaca ünlü bilim insanlarının derslerini yakından takip etme imkânı buldu. Bu süreçte Eduard Meyer'in çalışma arkadaşı Wilhelm Weber, ünlü arkeolog Gerhard Rodenwaldt ve Hititolog Hans Ehelolf gibi isimlerden dersler aldı. Ayrıca Forrer, Härtung, Spranger, Stier ve Unverzagt gibi kendi alanında yetkin hocalardan tarih, arkeoloji ve felsefe eğitimi aldı. Klasik dillere büyük önem verdi. Bu doğrultuda 1932 yılında Latince, 1933 yılında ise Eski Grekçe sınavlarını üstün başarıyla tamamladı. Teorik derslerin yanında kazı çalışmalarına katılarak pratik deneyim kazanmaya da özen gösterdi. Bu kapsamda 1933 yılında Ekrem Akurgal ile birlikte Zantoch an der Warthe bölgesindeki Doğu Got yerleşimi kazılarında görev aldı. Atatürk, yurt dışındaki burslu öğrencileri görüşmek üzere 1935 yılında Afet İnan vasıtasıyla Türkiye'ye çağırdı. Demircioğlu da bu davete icabet eden öğrenci temsilcileri arasında yer alarak vatana döndü. O yaz diğer öğrencilerle birlikte Batı Anadolu'daki şu antik kentleri içeren geniş kapsamlı bir inceleme gezisine katıldı:
- Troya ve Pergamon
- Efesos ve Priene
- Milet, Didim ve Magnesia ad Maeandrum
Gezinin ardından Boğazköy'de Kurt Bittel yönetiminde yürütülen kazı çalışmalarında aktif olarak bulundu. Doktora tezini tamamlamak üzere 1939'da çıktığı Avrupa gezisinde İtalya, Fransa ve İngiltere'deki önemli eskiçağ tarihçileriyle görüşerek fikir alışverişinde bulundu. Berlin Üniversitesi'nden felsefe doktoru unvanını aldı.
Türkiye'ye Dönüş ve Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dönemi
Doktora çalışmasının ardından 1941 yılında Türkiye'ye dönen Halil Demircioğlu, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'ne atandı. Burada doçent namzeti olarak göreve başlayacağı sırada II. Dünya Savaşı'nın patlak vermesi üzerine askere çağrıldı. Orduda levazım yedek subayı olarak görev yapan Demircioğlu, askerlik hizmetini 1941 yılında tamamlayarak terhis edildi. Terhisinin hemen ardından DTCF bünyesindeki doçent namzetliği görevine kaldığı yerden devam etti. Akademik basamakları kararlılıkla tırmandı. Çalışmaları akademik dünyada ses getirdi. 1945 yılında doçentlik unvanını alan bilim insanı, 1950 senesinde ise profesörlük payesine yükseltildi. Son derece titiz ve özverili çalışmaları sayesinde 1956 yılında aynı fakültenin Eski Çağlar Tarihi Kürsüsü Profesörlüğü makamına getirildi. Hem derslerinde gösterdiğı üstün eğitimcilik vasfı hem de dilimize kazandırdığı nitelikli çeviriler sayesinde ardında büyük bir miras bırakan Demircioğlu, Türkiye'deki tarih yazımının köşe taşlarından biri olarak anılmaktadır.