Türkiye'de çağdaş sanatın ve mekânsal yerleştirmenin öncü isimlerinden olan heykeltıraş Füsun Onur, 1938 yılında İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. Gündelik nesneleri sanatın merkezine taşıyan ve mekân odaklı düzenlemeleriyle tanınan sanatçı, Türk sanat tarihinde geleneksel kalıpları yıkan yenilikçi hevesiyle bilinir. İstanbul'un tarihi semti Kuzguncuk'ta büyüyen Onur, yarım asrı aşan kariyerinde hazır nesneleri, dokuma ürünlerini ve evsel formları heykellerine katarak kendine özgü, şiirsel bir sanat dili oluşturdu.
Kuzguncuk'tan Amerika'ya Uzanan Eğitim Yılları
Sanatçının çocukluğu, Kuzguncuk sahilinde yer alan ve kırmızı aşı boyası nedeniyle Kırmızı Köşk adıyla anılan aile yalısında geçti. Eğitim hayatına Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde başlayan Onur, sanat eğitimi almak amacıyla 1956 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü'ne kaydoldu. Burada duayen sanatçı Ali Hadi Bara'nın atölyesinde yetişti. Akademi'deki mezuniyet yarışması için tasarladığı ilk soyut heykeli, onun gelecekteki sanat anlayışının ilk somut habercisi oldu. Mezuniyetinin ardından 1962'de Fulbright bursu kazanarak Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. Maryland College of Art bünyesinde lisansüstü eğitimini sürdüren Onur, "Sanat Objesinin Olası Bir Dünyada Olası Kendisi, Var Olmanın Bir Olanağı Olarak Kendi Yararına Kamuya Sunulması" başlıklı teziyle yüksek lisans derecesini aldı. Amerika yıllarında hocası Peter Milton'ın büyük desteğini görerek sanatındaki arayışlara yön verdi.
Yurda Dönüş ve Sanatta Özgürleşme Dönemi
Füsun Onur, Amerika'daki eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra 1970 yılında Türkiye'ye geri döndü. Dönemin yerleşik kalıplarını barındıran "tipik Türk heykeli" çizgisinde ilerlemek yerine, kendi sanatsal bağımsızlığını ilan etmeyi tercih etti. Aynı yıl İstanbul'daki Taksim Sanat Galerisi'nde ilk kişisel sergisini açarak eserlerini sanatseverlerle buluşturdu. Sanatçı, 1970'li yıllarda uluslararası ve ulusal düzeyde önemli etkinliklere katılarak adını duyurdu. Bu dönemde katıldığı başlıca sergiler ve bienaller şunlardır:
- 7. Paris Genç Sanatçılar Bienali (1971)
- İstanbul Arkeoloji Müzeleri Açık Hava Sergileri (1974-1977)
- Belçika'nın Antwerp kentinde düzenlenen 13. Middelheim Bienali (1975)
Cumhuriyet'in 50. Yılı kutlamaları kapsamında 1973 yılında İstanbul'un çeşitli noktalarına yerleştirilen anıtsal yapıtlar arasına, sanatçının alüminyum kullanarak ürettiği "Soyut Kompozisyon" adlı heykeli de dahil edildi.
Cumhuriyet'in 50. Yılı heykellerinden Gürdal Duyar'ın "Güzel İstanbul" yapıtının müstehcenlik iddiasıyla saldırılara uğraması üzerine, Türk Heykeltıraşlar Derneği 1974 yılında bir protesto sergisi düzenledi. Onur, bu anlamlı Nü sergisine katılan yirmi beş sanatçı arasında yer aldı. Sergi için hazırladığı "Nü" çalışması, gündelik hazır nesneleri kullandığı ve mekânla kurduğu ilişkiyi öne çıkaran ilk yapıtı olması bakımından değer taşır. Bu çalşmada kullanılan küçük nü biblosu, o yıllarda İstanbul dolmuşlarının ön camında sallanan tanıdık bir oyuncaktı. Sanatçı böylece sokaktan aldığı bir nesneyi sanatın merkezine yerleştirmiş oldu. Hazır nesnelerle kurduğu bu ilişki, 1980 yılında sahil kenarında ahşap bir çerçeveye asılmış yamalı kumaştan oluşan "Sabah Jimnastiği" adlı çalşmasıyla da sürdü.
Ekolojik Duyarlılık ve Üçüncü Boyutun Keşfi
Çevre sorunlarına duyarlılığıyla öne çıkan Füsun Onur, Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği'nin 1979 yılındaki sergisi için "Bir Tohum Yeşeriyor" isimli bir çalşma tasarladı. Üstü açık, içi toprakla doldurulmuş cam bir kapta yükselen stilize bitki, izleyiciye toprağın altındaki iki farklı dünyayı sunuyordu. Bu oyuklar, bitkiye zarar verenler ile onu koruyan bir meleğin mücadelesini simgeliyordu. Sanatçı bu özel eseri dönemin başbakanı Bülent Ecevit'e armağan etti. 1980'lerden sonra mekân kavramını doğrudan eserlerinin içine taşımaya başlayan heykeltıraş, "Resimde Üçüncü Boyut İçeri Gel" çalşmasıyla bu eğilimini zirveye taşıdı. Ahşap, boyalı ipler ve çeşitli malzemelerle oluşturulan, içine girilebilecek boyutlardaki bu eser, 1981 yılında İstanbul Sanat Bayramı Yeni Eğilimler Sergisi'nde ödüle layık görüldü.