Cumhuriyet döneminin öncü sanatçılarından Ali Hadi Bara, Türk heykel sanatında katı biçimci anlayışın kırılmasında ve yeni estetik ifade biçimlerinin doğmasında rol oynamış bir Türk heykeltıraştır. 9 Eylül 1906 tarihinde Tahran'da dünyaya gelen sanatçı, 30 Ağustos 1971'de İstanbul'da vefat edene dek hem ürettiği anıtsal yapıtlarla hem de yetiştirdiği öğrencilerle sanat tarihimizde kalıcı izler bırakmıştır.
Doğu ve Batı Kültürlerinin Gölgesinde İlk Yıllar
Ali Hadi Bara, Tahran'da doğduktan dört yıl sonra ailesiyle birlikte Türkiye'ye göç etti. Babası Cafer Efendi, küçük ahşap heykelcikler yapan bir zanaatkardı. Sanatçının heykele dair ilk merakı bu atölyede uyandı. Annesi Polonya kökenli Bezmi Hanım olan heykeltıraş, ağabeyi Mehmet Sadi'den sonra ailenin ikinci çocuğuydu. Anne ve babasının farklı kültürlere mensup olması, onun hem Doğu hem de Batı medeniyetlerini küçük yaşlardan itibaren yakından tanımasına ve aynı zamanda kendine özgü yaratıcı sanatçı kişiliğinin olgunlaşmasına zemin hazırladı. İlkokul eğitimini tamamladıktan sonra Saint Joseph Fransız Lisesi'ne kaydolan sanatçı, burada Fransız kültürüyle doğrudan temas kurma şansı buldu. Bu lise yıllarında Fikret Mualla ve Turgut Zaim gibi geleceğin Türk resim sanatına yön verecek isimleriyle dostluklar kurdu.
Resim yapma tutkusu nedeniyle 1923 yılında Saint Joseph'ten ayrılarak Sanayi-i Nefise Mektebi'ne kaydını yaptırdı. Ancak ailesinin aniden bozulan mali durumu nedeniyle yalnızca bir ay sonra okulundan ayrılmak zorunda kaldı. Fransız demiryolu işletmesinde memur olarak çalışmaya başladı. İki yıl boyunca sürdürdüğü bu memuriyet hayatında sanat eğitimi alma hayalinden asla vazgeçmedi. Nihayetinde açılan sınavları yeniden kazanarak yarım bıraktığı akademisine geri döndü ve burayı 1927 senesinde başarıyla tamamladı.
Paris Eğitimi ve Klasik Dönem Eserleri
Mezuniyetinin ardından kazandığı üç yıllık yurt dışı bursu, onun sanat yaşamında dönüm noktası oldu. Akademi yıllarında tanıştığı ve Paris yolculuğu öncesinde hayatını birleştirdiği Bedia Hanım ile birlikte Fransa'ya gitti. Paris'te Julian Akademisi bünyesinde eğitim gören heykeltıraşın Avrupa'daki çalışmaları ve feyz aldığı isimler şunlardır:
- Henri Bouchard: Sanatçının Julian Akademisi'ndeki hocası olmuştur.
- Charles Despiau: Kendisinden özel dersler alarak teknik yeteneğini geliştirmiştir.
- Aristide Maillol: Yanında çalışarak klasik heykel üslubunu derinleştirmiştir.
Sanatçının erken dönem çalışmalarında Bouchard'dan ziyade Despiau ve Maillol'un estetik etkileri belirgin şekilde hissedilir. Bu etkilerin yansıdığı ve 1929 yılında Paris'teki Sonbahar Sergisi'nde izleyicilerle buluşan Havva Figürü, sanatçının en önemli anıtsal yapıtları arasında gösterilir. Bu kıymetli heykel günümüzde İstanbul Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonunda yer almaktadır. Sanatçının bilinen ilk heykeli unvanını taşıyan ve 1928'deki Paris Sonbahar Sergisi'nde sergilenen "Bedia'nın Başı" adlı eser ise ne yazık ki günümüzde kayıptır.
Akademisyenlik, Anıtlar ve Soyut Sanata Yöneliş
1930 yılında Türkiye'ye dönen sanatçı, Güzel Sanatlar Akademisi'nde kütüphane memurluğu ve asistanlık görevlerini üstlendi. Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği'ne üye olarak topluluğun sergilerine katıldı. 1933 yılında akademideki modelaj atölyesinin yönetimini üstlenen sanatçı, 1934 yılında Soyadı Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle "Bara" soyadını aldı. Sanatçının klasik heykel geleneğini ve anıtsal duruşu yansıtan başlıca kamusal çalışmaları şunlardır:
- Adana Anıtı: 1935 yılında düzenlenen resmi bir törenle açılan ilk anıt eseridir.
- Harbiye Atatürk Anıtı: Askerlik görevini yaptığı 1937 senesinde, komutanı tarafından verilen özel bir vazifeyle İstanbul Harbiye kışlasında yer alacak şekilde tasarlayıp başarıyla uygulamaya geçirdiği eserdir.
- Barbaros Anıtı: Zühtü Müridoğlu ile ortaklaşa gerçekleştirdiği, Beşiktaş'ta yer alan ve figür tasarımları Bara'ya, kaidesindeki kabartmaları ise Müridoğlu'na ait olan çalışmadır.
Heykeltıraş 1943 yılında yeniden askere alındı. İkinci askerlik görevini Sarıkamış'ta yaptı. Hem sanatçının ikinci kez askere çağrılması hem de ortaya çıkan bütçe kısıtlamaları sebebiyle Barbaros Anıtı'nın resmi açılış töreni ancak 25 Mart 1944 tarihinde on binlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirilebildi.
Sanatçı, 1946-1947 yıllarında Caddebostan Plajyolu'nda yer alan ev-atölyesinin inşasını tamamlayarak buraya taşındı. 1947 yılında bu yeni atölyeye yerleşti. Bu özel mekanda çalışmaya başladıktan sonra soyut sanat arayışlarına yöneldi ve sanatsal üretiminde 'soyuta geçiş' evresine girdi. 1949 yaz tatilinde sanattaki gelişmeleri takip etmek üzere Paris'e gitti. Burada eğitimini sürdüren öğrencisi İlhan Koman, heykeltıraşın ilgisini gelişmekte olan soyut sanat akımlarına yöneltti. Paris'ten edindiği izlenimlerle yurda dönen Bara, figüratif sanattan tamamen uzaklaşarak soyut formlara odaklandı. Feza Çağı adlı yapıtı, sanatçının bu yenilikçi döneminin en güçlü ve simgesel ürünlerinden biri olarak kabul edilir.
