Feza Gürsey, 7 Nisan 1921 tarihinde İstanbul'un tarihi semtlerinden Anadoluhisarı'ndaki Otağtepe aile evinde bilimle harmanlanmış bir yuvada dünyaya gözlerini açtı. Cumhuriyet Türkiyesi'nin bilimsel kalkınma mücadelesinin en parlak simalarından biri olacak bu dahi çocuk, fizik ve matematik alanlarında küresel çapta iz bırakacak bir kariyere giden ilk adımlarını burada attı. Annesi Sorbonne Üniversitesi'nden kimya alanında doktora unvanı alarak bu alanda Avrupa'da bile öncü olan kimyager Remziye Hisar, babası ise tüp hekimi, fizikçi ve öğretmen kimliğiyle bilinen Reşit Süreyya Gürsey idi. Feza Gürsey, böylesi seçkin bir entelektüel çevrede yetişirken, kız kardeşi Deha Gürsey Owen ile birlikte çocukluğunu bilimin ve sanatın gölgesinde geçirdi. Türkiye'nin gururu olan bilim insanı, 13 Nisan 1992 tarihinde New Haven kentinde hayata gözlerini yumana dek kuramsal fiziğin sınırlarını zorlayan çalışmalar gerçekleştirdi.
Paris'ten Galatasaray Lisesine İlk Adımlar
Eğitim hayatına Fransa'da adım atan Feza Gürsey, Paris'teki Jeanne d'Arc ilkokulunda üstün zekası ve öğrenme hızıyla öğretmenlerinin hayranlığını kazandı. Kız kardeşinin anılarına göre sınıf öğretmeni Madam Denizot, her bilgiyi hızla kavrayan bu parlak öğrenciyi yanından hiç ayırmıyordu. Eğitimine daha sonra Türkiye'de, Galatasaray Lisesi'nde devam eden Gürsey, burada da arkadaşları ve öğretmenleri arasında adeta bir efsaneye dönüştü. Sınıf arkadaşı olan Emekli Büyükelçi Özer F. Tevs, akşam etütlerinde Gürsey'in köşesinde Proust okuduğunu veya Cézanne tablolarını incelediğini belirtmişti. Okuldaki Fransız hocalar teneffüslerde onu öğretmenler odasına davet edip derin sohbetler ederlerdi. Hatta okuldan mezun olduktan sonra bir öğretmenin, Gürsey ile okulun diğer çok başarılı bir öğrenciyi kıyaslarken, aradaki farkı bir ordinaryüs profesör ile köy öğretmeni arasındaki uçuruma benzetmesi onun dehasının açık bir kanıtıydı. Fizik bilimiyle hayatını birleştirme kararını da bu lise yıllarında alan Gürsey, 1940 yılında okulu birincilikle tamamladı.
Imperial College ve İstanbul Üniversitesi Yılları
Lise sonrasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'ne giren Gürsey, Fizik-Matematik bölümünü 1944 yılında yine birincilik derecesiyle bitirmeyi başardı. Ardından kazandığı Millî Eğitim Bakanlığı sınavı sayesinde İngiltere'nin saygın eğitim kurumlarından Imperial College'da doktora yapma fırsatını elde etti. 1945 ile 1950 yılları arasında Prof. Dr. H. Jones danışmanlığında yürüttüğü çalışmalarla kuramsal fiziğe önemli katkılar sundu. İngiltere'deki bu dönem oldukça verimli geçti. İstatistiksel sistemler ve dalga denklemleri üzerine dünya çapında ses getiren akademik makaleler kaleme aldı.
Feza Gürsey'in akademik kariyerinde imza attığı önemli bilimsel çalışmalardan bazıları şunlardır:
- Tek boyutlu bir istatistiksel sistem üzerine yapılan incelemeler
- İki bileşenli dalga denklemleri üzerine geliştirilen kuramlar
- Spinli elektronların klasik ve dalga mekaniği konusundaki doçentlik tezi
Doktorasını tamamladıktan sonra ülkesine dönen Feza Gürsey, ünlü matematikçi Cahit Arf'ın desteği ile İstanbul Üniversitesi Tatbiki Matematik Kürsüsü'ne asistan olarak atandı. Burada akademik basamakları hızla tırmanan bilim insanı, 1953 yılında hazırladığı spinli elektronlar konulu teziyle doçent unvanını kazandı. Bu dönemde hayat arkadaşını da yine üniversite çatısı altında buldu. 1952 yılında Fen Fakültesi asistanı Suha Pamir ile evlendi. İki yıl sonra tek çocukları Yusuf dünyaya geldi.
Brookhaven Laboratuvarı ve Wolfgang Pauli ile İlişkisi
Gürsey, 1957 yılında Atom Enerjisi Komisyonu'ndan kazandığı burs ile ailesini de yanına alarak Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. Brookhaven Ulusal Hızlandırıcı Laboratuvarı'nda gerçekleştirdiği araştırmalar, onu Princeton İleri Çalışmalar Enstitüsü ve Columbia Üniversitesi gibi merkezlerdeki fizik otoriteleriyle bir araya getirdi. Bu çalşma baryon korunumu ile Pauli dönüşümünün ilgisini gösteriyordu. Yazdığı makale bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Öyle ki, ünlü fizikçi Wolfgang Pauli, Rus meslektaşı Landau'ya yazdığı mektupta Gürsey'in simetri modelini Heisenberg ile yürüttüğü çalışmalarda kullanmayı düşündüğünü ifade etti. Pauli, Princeton Enstitüsü'ne geçebilmesi için kendisinden referans isteyen Gürsey'e yazdığı mektupta, kendisini tavsiye etmenin ötesinde Princeton'ı Gürsey'e tavsiye edip edemeyeceğini sorgulayarak Türk fizikçinin dehası karşısında saygısını dile getiriyordu.
