Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde, 30 Kasım 1904 tarihinde İstanbul Ücküdar'daki Küçük Çamlıca Sarayı'nda dünyaya gözlerini açan Fatma Gevheri Sultan, Sultan Abdülaziz'in torunu ve Şehzade Mehmed Seyfeddin Efendi'nin kñzı olarak saray terbiyesiyle yetişmiş seçkin bir prensestir. Müzikal dehası ve bestekâr kimliğiyle tanınan Gevheri Sultan, hanedanın sürgün edilmesinin ardından zorlu bir yaşam mücadelesi vermiş, ancak asil duruşunu ve musikiye olan bağlılığını ölene dek kaybetmemiştir.
Saraydan Sürgüne Uzanan Bir Yaşam Hikayesi
Küçük Çamlıca Sarayı'nda dünyaya gelen prenses, Şehzade Mehmed Seyfeddin Efendi'nin ve Nervaliter Hanım'ın kñzıdır. Kendisinin Ahmed Tevhid adında bir ikiz kardeşi bulunuyordu. Babasının müzik meclislerinde büyüyen küçük sultanın musikiye olan ilgisi henüz beş yaşındayken ortaya çıktı. Dönemin en büyük dehalarından olan Tamburî Cemil Bey'den kemençe ve tambur çalmayı öğrendi. Bu kıymetli dersler sayesinde müzik bilgisini ve yeteneğini hızla geliştirdi. Fransa'da eğitimini tamamlayarak entelektüel birikimini artırdı. Lakin takvimler Mart 1924'ü gösterdiğinde hanedan üyeleri için zorunlu göç kararı alındı. Gevheri Sultan da ailesiyle birlikte vatanını terk etmek zorunda kaldı. Fransa'nın Nice kentine yerleşen aile, Cimiez bölgesinde bir villada yeni bir hayata başladı.
Gurbetteki Maddi Sıkıntılar ve Aile Bağları
Nice kentinde sürgün hayatı yaşayan aile, 1927 senesinde babalarının vefatıyla birlikte büyük bir sarsıntı geçirdi. Mehmed Seyfeddin Efendi'nin ölümünün ardından aile üyeleri farklı şehirlere ve ülkere dağılmak zorunda kaldı. Nice'te tek başına kalan Gevheri Sultan, zamanla ciddi ekonomik darboğazlarla karşı karşıya geldi. Yeşeninin düştüğü bu vahim durumu haber alan eski halife Abdülmecid Efendi, ona yardım eli uzatarak yanına yerleşmesini sağladı. Amcasının himayesinde birkaç yıl geçiren Gevheri Sultan, Hindistanlı bir rajanın oğlu ile evlilik yolunda ilk adımı atarak nişanlandı. Ancak görkemli düğün merasimine son derece kısa bir süre kala saray dışında başka bir beyefendiyle münasebeti olduğu öne sürülünce bu nişan tek taraflı olarak iptal edildi. Bu gelişmeye son derece hiddetlenen Abdülmecid Efendi, prensesi hiçbir maddi imkanı bulunmayan annesinin yanına geri yolladı. Gevheri Sultan, gurbet yıllarının önemli bir kısmını da Mısır'ın başkenti Kahire'de geçirmek durumunda kaldı. Ekonomik çaresizliğini dile getirmek adına kuzeni Sabiha Sultan'a mektup yazan prenses, üzerinde sadece giyecek iki kombinezonunun kaldığını belirterek yardım talep etti.
Müzikal Miras ve Türkiye'ye Dönüşü
Babasından ut, tambur, lavta ve piyano çalmasını öğrenen Gevheri Sultan, sürgündeki zor zamanlarında bile enstrümanlarını yanından ayırmadı. Gevheri Sultan'ın çocukluk ve gençlik yıllarında çalmayı öğrendiği ve hayatı boyunca yanından ayırmadığı başlıca enstrümanlar şunlardır:
- Tambur
- Kemençe
- Ut
- Piyano
- Lavta
1952 yılında hanedanın hanım mensuplarına yönelik geri dönüş izni çıkınca hemen İstanbul'a döndü ve babasından kalan kıymetli çalgılarını da yanında taşıdı. Türkiye'de resmi müzik eğitimi almamış olsa da tamburdaki olağanüstü yeteneğini icraatıyla ispat etti. Klasik Türk müziği alanında çoğunluğu türkü olmak üzere 16 adet eser üretti. Bunların büyük kısmı Teoman Önaldı tarafından notaya dökülerek sonraki nesillere aktarıldı. En meşhur eseri ise Sûz-i Dil Makamı Saz Semaisi olarak musiki tarihimize geçti. Hayatının son dönemini Taksim yakınlarında bir dairede kuzeni Mihrişah Sultan ile geçiren bestekâr, 10 Aralık 1980'de vefat etti. Cenazesi Çemberlitaş'taki II. Mahmud Türbesi haziresine defnedildi. Kendisinden geriye sadece birkaç çalgı ve notaları kaldı.
