İstanbul Sütlüce’de 1748 yılında dünyaya gelen Mehmed, edebiyat dünyasında Esrar Dede adıyla bilinir. Kendisi klasik Türk şiirinin en seçkin simalarındandır. Mevlevi bir babanın oğlu olarak tasavvuf ikliminde büyüyen şair, Galata Mevlevihanesi’ndeki eğitimiyle Arapça, Farsça, Latince ve İtalyanca dillerinde uzmanlaşmıştır. Her ne kadar ailesi, çocukluk dönemi ve gençlik yılları hakkında detaylı kayıtlar bulunmasa da, kaleme aldığı nitelikli eserler onun son derece köklü ve mükemmel bir eğitimden geçtiğini doğrulamaktadır. Bu dillerin yanı sıra Rumca da öğrenen Mehmed, dile olan yüksek yatkınlığını ve kabiliyetini her çalışmasında hissettirmiştir. Özellikle Şeyh Galip ile tanışması hayatının seyrini değiştirmiştir.
Manevi Dostluk ve Galata Mevlevihanesi
Galata Mevlevihanesi’nde yolları kesişen ve öür boyu kopmaz bir bağla birbirine bağlanan Şeyh Galip ile Esrar Dede dostluğu, klasik edebiyatımızın en verimli manevi ortaklıklarından biri olarak tarihe geçmiştir. Şeyh Galip’in öğrencisi ve müridi olan Mehmed, onun rızasıyla "Esrâr" mahlasını alarak şiir yolculuğuna başlamıştır. Şeyh Galip, yeteneğini takdir ettiği müridini dergahta saygın bir makam olan Kazancı Dedeliğe yükseltmiştir. Bu süreçte hocasından tasavvufi, ilmi ve edebi alanda azami derecede istifade ederek kendi ufkunu genişletmiştir. Esrar Dede, tezkireci ve meşîhat makamlarını kazansa da can dostunun yanından hiçbir zaman ayrılmamıştır. Ömür boyunca Galata Mevlevihanesi’nde kendisine ayrılan küçük bir odada sakin bir hayat yaşamıştır. Maddi dünyadan uzaklaşarak tamamen manevi bir olgunlaşma ve üretim sürecine giren şair, ömrünü bu feyizli ortamda şekillendirmiştir. Ünlü şair, tüm edebi eserlerini bu mütevazı odasında kaleme almıştır.
Sanatı, Edebi Tarzı ve Dil Dehası
Tasavvuf felsefesinin en derin ve karmaşık konularını bile sade bir üslupla mısralara dökebilen sanatçı, yer yer soyut ve anlaşılması güç ifadeler kullansa da samimiyetiyle okurunun kalbine doğrudan hitap etmiştir. Şiirlerinde arı ve yalın bir Türkçe kullanan şair, Mevleviliğe duydusa sevgiyi her fırsatta mısralarına taşımıştır. Hayatı boyunca Mevlevilik dairesinden dışarı adım atmayan sanatçının mısralarına Mevlana sevgisi ve tasavvuf neşvesi her zaman bariz şekilde hissedilir. Tarzında Sâbit, Nâbî ve Fehim izleri görülen Esrar Dede; Şeyh Galip, Arzî Dede ve Fasih Dede'ye nazireler yazmıştır. Yabancı dillere olan yoğun ilgisi, onun döneminin ötesinde bir entelektüel olmasına imkan tanımıştır. Nitekim Türkçe ile İtalyanca arasında köprü oluşturan Lugat-ı Talyân isimli yarım kalmış bir sözlük hazırlamıştır.
Edebi Mirası ve Başlıca Yapıtları
Kısa ömrüne sığdırdığı ve her biri hazine değerinde olan başlıca eserleri şunlardır:
- Divan: Şairin tüm lirik dünyasını barındıran en önemli eseridir. 1841 yılında "Divan-ı Belağat-unvân-ı Esrâr Dede Efendi" ismiyle yayımlanan bu yapıtta 14 kaside, 23 musammat, 264 gazel, 25 kıta, 148 rubai, 5 beyit ve mesnevi şeklinde yazılmış 4 şiir yer alır.
- Tezkire-i Şuâra-yı Mevleviye: Mevlevi şairlerinin hayatlarını ve şiirlerinden örnekleri barındıran, Esrâr Dede Tezkiresi olarak da anılan kıymetli bir kaynaktır. Şeyh Galip’in isteği üzerine kaleme alınan bu dev biyografi çalışması, tam 217 Mevlevi şairinin yaşam öyküsünü sunar.
- Mübareknâme-i Esrâr: "Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün" kalıbında yazılan 145 beyitlik bu mesnevide mevlevilik’le ilgili hususlar işlenmiştir.
- Fütüvvetnâme-i Esrâr: "Fâilâtün mefâilün feilün" kalıbıyla yazılan bu 176 beyitlik mesnevi, fütüvvet ahlakını ele alır ve divanının sonunda yer alır.
- Lugat-ı Talyân: Şairin dile olan ilgisini gösteren bu İtalyanca-Türkçe sözlük çalışması, vefatı nedeniyle yarım kalmıştır.
Esrar Dede, 29 Ocak 1797 tarihinde henüz kırk dokuz yaşındayken vefat etmiştir. Cenazesı Galata Mevlevihanesi haziresine defnedilmiştir. Şairin Kandilli ve Göksu gibi semtleri tasvir ettiği ünlü gazelleri, onun lirik gücünün şahididir. Bıraktığı samimi edebi miras, klasik şiirin parıldayan yıldızlarından biri olmaya devam edecektir.
