Türk çok sesli müzik tarihinin en özgün simalarından biri olan Ekrem Zeki Ün, 23 Kasım 1910 tarihinde İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. İstiklal Marşı'nın bestecisi Osman Zeki Üngör'ün oğlu olan sanatçı, babasının izinden giderek hayatını sanata adamış bir besteci, orkestra şefi ve keman eğitimcisidir. Çağdaşı olan Türk Beşleri ile benzer dönemlerde üretmesine rağmen, bağımsız tarzı ve kendine has müzikal diliyle kendi çizgisini oluşturmayı başardı. Müzik eğitimine genç yaşta Paris'te devlet bursuyla başlayan virtüöz, ömrü boyunca orkestra şefliği ve başkemancılık gibi kritik görevlerle yerli müzik kültürünü zenginleştirdi. Önemli bir piyanist olan Verda Ün ile evlenen sanatçı, arkasında "Yunus'un Mezarında" gibi unutulmaz eserler bırakarak 24 Mart 1987 günü Dublin'de hayata veda etti.
Paris'te Şekillenen Bir Müzikal Deha
Genç müzisyen, henüz 14 yaşındayken yeteneğiyle öne çıkarak devlet bursu almaya hak kazandı. Fransa'nın başkenti Paris'e gönderilen genç yetenek, burada prestijli Ecole Normale de Musique bünyesinde altı yıllık yoğun bir eğitim sürecine girdi. Okulda Line Talluel, Marcel Chailley ve Jacques Thibaud gibi efsanevi isimlerden keman eğitimi alarak tekniğini geliştirdi. Aynı zamanda L. Laurant ve Alexander Cellier eşliğinde armoni dersleri görerek teorik altyapısını güçlendirdi. Fransa'daki son iki senesinde ise Georges Dandolet ile kompozisyon çalıştı. Paris'te öğrencilik yıllarında bestecilik serüvenine adım atan Ün, "La flûte de jade" ve "Bitlis'in Şarkıları" isimli ses ve piyano odaklı küçük eserlerini 1928 yılında dinleyiciyle buluşturdu. 1930 yılında ülkesine dönerek babasının müdürlük koltuğunda oturduğu Ankara Musıkî Öğretmen Okulu'nda keman dersleri vermeye başladı. Eş zamanlı olarak Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası kadrosuna kemancı olarak dahil edildi. 1934 senesine kadar başkentte ikamet eden sanatçı, dünyaca ünlü keman eserlerini Türkiye'de ilk kez icra eden önemli konserlere imza attı. Ankara yıllarında üretkenliğini artıran besteci, "Kel Emin Türküsü", "Yosmanın Türküsü" ve "Zile Türküsü" gibi folklorik ögeler barındıran yapıtlar ortaya koydu. Bunların yanı sıra piyano ve flüt için hayat verdiği Yunus'un Mezarında adlı eseri, Türk müzik tarihinin ilk kaydı yapılan çalışmalarından biri olarak kayıtlara geçti.
İstanbul Yılları ve Olgunluk Dönemi Yapıtları
Cumhuriyet tarihinin ilk operası olan Özsoy Operası'nın 1934 yılındaki temsili sırasında yaşanan bazı görüş ayrılıkları, sanatçının hayatında yeni bir sayfa açtı. Ankara'daki görevlerinden kendi isteğiyle ayrılan müzisyen, İstanbul'a taşınarak öğretmenlik kariyerine İstanbul Muallim Mektebi bünyesinde devam etme kararı aldı. İstanbul'a yerleştiği sene, "Türk Dördülü" adını verdiği ilk yaylı dördülünü tamamlayarak oda müziği alanında dikkat çeken bir adım attı. Geleneksel Türk müziği makam ve usullerine karşı derin bir ilgi beslemeye başlayan besteci, bu birikimini yansıtan İkinci Yaylı Dördülü'nü 1935 yılında kaleme aldı. Öğretmenliğin ötesinde konser hayatını da aktif şekilde sürdüren kemancı, piyanist Ferdi Ştatzer ve eşi olacak piyanist Verda Kâzım ile birlikte pek çok önemli resitalde sahne aldı. Bu verimli sanatsal iş birliği, 1938 yılında Verda Kâzım ile evlilikle taçlandı. Sanatçı, 1945 yılında İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda keman öğretmeni olarak göreve başladı. Buradaki genç yetenekleri bir araya getiren konservatuvar öğrenci orkestrasını yöneterek şeflik kariyerinde önemli bir deneyim kazandı. Bu dönemde İstanbul Şehir Orkestrası bünyesinde konuk şef sıfatıyla baton salladı ve usta müzisyen Cemal Reşit Rey'in yürüttüğü sanatsal çalışmalarına destek verdi. Oda müziği üretimine devam ederek 1952 yılında "Yaylı Üçül" ve 1954 yılında "Obualı Dördül" gibi önemli partisyonlar hazırladı.
Büyük Senfonik Eserler ve Eğitim Mirası
Bestecinin büyük ölçekli senfonik orkestra eserleri, 1955 yılında sonra sanat dünyasında yer bulmaya başladı. İlk konçerto denemesini 1956 yılında tamamladığı Korangle Konçertosu ile gerçekleştiren sanatçı, bu alandaki ustalığını kanıtladı. Hemen ardından, hayat arkadaşına adadığı "Piyano, Timpani ve Yaylı Çalgılar İçin Konçerto" isimli eserini tamamlayarak sevgisini notalara döktü. Aynı yıl, vatan sevgisini ilmek ilmek işlediği Yurdum adını taşıyan senfonik şiirini yazdı. 1960 yılına gelindiğinde, koro için çok sesli hale getirdiği geleneksel türküleri ve ses ile piyano için hazırladığı özgün marşları Marşlar-Türküler adlı bir derlemede bir araya getirdi. 1962 yılında ise Türk piyano repertuvarına büyük değer katan şu eserleri yazdı:
- Doğaç
- Güzelleme
- Yiğitleme
- Köçekçe
