Türk yeme içme sektörünün öncü isimlerinden Ece Aksoy, 24 Şubat 1943 tarihinde İzmir'de dünyaya gelerek, İstanbul'un sosyo-kültürel hayatına yön veren seçkin bir iş kadını olmuştur. Ege'nin köklü göçmen ailelerinden birinin kñzı olarak büyüyen Aksoy, hayat mücadelesini azmiyle kazanmış bir girişimcidir. Özellikle İstanbul gastronomi dünyasının efsanevi mekanlarından Ece Bar'ı kurarak adını geniş kitlelere duyurmuştur. Yaşadığı zorlu kayıplar ve dönüm noktalarının ardından, dostlarının da desteğiyle yeme içme dünyasında yepyeni bir çığır açmıştir.
İzmir'den İstanbul'a Uzanan Hayat Yolculuğu
Fatma Hanım ile Hüseyin Şenay Bey'in beşinci ve en küçük çocuğu olan Ece Aksoy, çocukluk yıllarını Hatay semtindeki iki katlı ahşap bir evde geçirdi. Babasının soyu 1913 yılında Yugoslavya'dan göç etmiş, annesinin ailesi ise Girit'ten gelmişti. Henüz 11 yaşındayken babasını kaybetmesi, yaşamındaki ilk büyük sarsıntı oldu. Öğrenim hayatını İzmir Kız Lisesi bünyesinde tamamladıktan hemen sonra iş hayatına atıldı. Mesai arkadaşı olan Yalçın Bey ile 1963 senesinde nikah masasına oturarak İstanbul'a yerleşti. Ancak bu evlilik yalnızca bir yıl sürdü.
Kısa süre sonra hayatını gazeteci Tunca Aksoy ile birleştiren Aksoy'un bu birliktelikten 1974 yılında kızı Zeynep dünyaya geldi. Gazeteci eşi sayesinde sanat çevreleriyle güçlü bağlar kuran Aksoy, 1979 yılında eşinin karaciğer rahatsızlığı sebebiyle vefat etmesiyle zor günlerle karşılaştı. Emekli maaşının yetersizliği karşısında geçim mücadelesine girişti. Tasarladığı hediyelik eşyalarla ticarete atılsa da aradığı başarıyı yakalayamadı. Ardından organizatör Egemen Bostancı'nın yönlendirmesiyle üç yıl boyunca Hürriyet gazetesi bünyesinde fotoroman yapımcılığı üstlendi.
Ece Bar Efsanesi ve Gastronomi Kariyeri
Büyük dönüm noktası 1984 yılında Egemen Bostancı'nın telefonuyla gerçekleşti. Bostancı, Günay Tuncel ile Levent'teki Nispetiye Caddesi'nde açtıkları Studio 54'ün üst katındaki bekleme odasını bar olarak işletmesini teklif etti. Bu adım, ünlü Ece Bar'ın doğuşunu sağladı. Zaman içinde bu mekanı kapatan ünlü işletmeci, Arnavutköy'ün Kamacı Sokak'ında yer alan üç katlı tarihi bir Rum evini şık bir restorana dönüştürdü. Otelcilik deneyimi kazanmak adına Bodrum Gölköy'de 70 yataklı bir tesis işletti ancak bu sektörü sevmeyerek yeniden İstanbul'a yöneldi. Sırasıyla Kuruçeşme'de tekrar Ece Bar'ı ve Aynalı Meyhane'yi açarak yeme içme kültürüne katkı sunmaya devam etti.
Bir süre dinlendikten sonra yakın dostu iç mimar Berna Bora'nın teşvikleriyle yeniden kolları sıvadı. Tepebaşı'ndaki eski bir işkembeciyi Bora'nın harika tasarımlarıyla baştan yaratarak 2007 yılından bu yana Dokuz-Ece Lokantası adıyla işletmektedir. Ece Aksoy'un mekanlarındaki en belirgin özellik, sunulan lezzetlerin benzersiz doğallığıdır. Yemeklerin kalitesini korumak için haftada yüzlerce kilometre katetmekten çekinmeyen Aksoy, malzemelerini bizzat yerinden temin etmektedir:
- Her cumartesi günü Yalova Pazarı'nı ziyaret ederek en taze mevsim sebzelerini seçer.
- Pazar günleri ise İnebolulular Pazarı'na giderek doğal ve hormonsuz ürünleri toplar.
- Yemeklerin ruhunu oluşturan has zeytinyağını her seferinde bizzat Çanakkale'den satın alır.
Edebiyata olan merakıyla da bilinen Aksoy, 1963 senesinde "Yemekte Rüzgar Var" adını taşıyan bir şiir kitabı yayımlamıştır. Bugün ABD'de müzik eşitiminin ardından sahne yönetimi üzerine lisansüstü eşitimini sürdüren kızı Zeynep ile gurur duyan ünlü işletmeci, ilerleyen yaşına rağmen mutfaktaki bitmek bilmeyen enerjisi ve özgün çizgisiyle yeni nesil girişimcilere ilham kaynağı olmaya devam ediyor.
