Türk basın ve edebiyat dünyasının en üretken kalemlerinden biri olan Çetin Altan, 22 Haziran 1927'de İstanbul'da dünyaya gelerek Türkiye'nin fikir yaşamına yön veren en önemli aydınlar arasına girdi. Gazeteci, yazar ve eski milletvekili kimliğiyle tanınan Altan, ömrü boyunca kaleme aldığı binlerce köşe yazısıyla dünya basın tarihine geçti. Nurhayat Altan ve Halit Altan çiftinin oğlu olan yazar, eğitim hayatına ünlü Galatasaray Lisesi'nde başladı. Ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan genç Altan, gazetecilik kariyerine adım atmakta gecikmedi. Ulus Gazetesi bünyesinde muhabir olarak mesleğe başlayan Altan, kısa sürede edebiyat dergilerinin de aranan isimlerinden biri haline geldi. Henüz yirmili yaşlarının başında Çınaraltı, Varlık, İstanbul ve Kaynak dergilerinde şiirleri ile düz yazıları basıldı. İlk yapıtı olan "Üçüncü Mevki" şiir kitabını ise 1946 yılında edebiyatseverlerle buluşturdu.
Kalemle Başlayan Bir Yaşam Hikayesi
Gazetecilik kariyerinde hızla yükselen Çetin Altan, Ulus'un ardından Hür Ses gazetesinde fıkra yazarlığı yapmaya başladı. Güçlü ve sarsıcı üslubu sayesinde okurların dikkatini çekti. Halkçı, Tan, Akşam, Milliyet Gazetesi, Yeni Ortam, Hürriyet, Güneş gibi Türkiye'nin en köklü gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Dönemin ünlü mizah dergisi Çarşaf'ta da yazıları yayımlandı. Abdi İpekçi'nin 1959 yılındaki davetiyle Milliyet bünyesinde Peyami Safa'dan boşalan köşede yazmaya başlaması, kariyerindeki en büyük dönüm noktalarından biri oldu. Bu dönemde fikirleri ve cesur eleştirileriyle geniş halk kitlelerine ulaştı.
Meclis Kürsüsünden Hücresine: Siyaset Yılları
Çetin Altan sadece yazılarıyla değil, aktif siyasi mücadelesiyle de Türkiye tarihine damga vurdu. Türkiye İşçi Partisi bünyesinde politikaya atılan Altan, partinin 1965 genel seçimlerinde elde ettiği başarıda başrolü oynadı. TİP'in meclise gönderdiği en popüler milletvekillerinden biri olarak adından söz ettirdi. Radyoda yayımlanan parlamento konuşmalarıyla her kesimden insanın ilgisini topladı. Meclis kürsüsünde gerçekleştirdiği hararetli konuşmalarından birinin ardından karşı görüşlü milletvekillerinin saldırısına uğradı. Bu linç girişimi sırasında aldığı darbelerden ötürü bir gözünde kalıcı hasar oluştu. Dokunulmazlığı önce kaldırılan, ardından iade edilen ilk milletvekili unvanıyla tarihe geçti. Bu fırtınalı döneme dair gözlemlerini "Ben Milletvekiliyken" isimli kitabında topladı.
12 Mart darbesinin ardından tutuklanarak cezaevine konulan yazar, burada da üretkenliğini kaybetmedi. Cezaevi sürecinin ardından kaleme aldığı ve o dönemi anlatan Büyük Gözaltı adlı eseri, Türk edebiyatında 12 Mart'ı konu edinen ilk roman oldu. 1972'de basılan bu roman, kısa sürede büyük başarı yakalayarak 1973 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı'na layık görüldü. Eser Fransüz lise müfredatında seçmeli ders kitabı olarak okutuldu. Yazarı dünya çapında tanıtan bu romanın yanı sıra "Bir Avuç Gökyüzü", "Viski" ve "Küçük Bahçe" isimli romanları da Fransızca başta olmak üzere pek çok dünya diline çevrildi.
Tarih ve Teknolojiye Evrensel Bir Bakış
Çetin Altan, katıldığı röportajlarda ve makalelerinde Türkiye'deki tarih bilincine yönelik özgün eleştirileriyle de dikkat çekti. Tarih bilincinin bireysel kalan tarih bilgisinden farklı olarak toplumsal bir kavrayış olduğunu savundu. Ona göre, bir toplumda gerçek tarih bilincinin oluşması için kaprislerden ve komplekslerden uzak, objektif bir yaklaşım gerekiyordu. Osmanlı tarihini sadece sınırlar veya savaş zaferleri üzerinden okumanın sığ olduğunu belirten yazar, geçmişin siyasi entrikalarının günümüz siyasetine miras kaldığını öne sürdü. Monarşileri sevmeyen ve koyu bir Cumhuriyetçi olduğunu her fırsatta dile getiren Altan, insanlığın sadece bilim, sanat ve teknoloji tarihiyle övünmesi gerektiğini vurguladı. Ona göre devlet yapıları veya imparatorluklar kalıcı değil, değişen teknoloji ve kozmik enerjinin kullanımıyla evrilen geçici formlardı. Kozmosun sunduğu enerjinin ve teknolojinin evrensel boyutta kullanılmasının, insanlığın kol gücüne olan bağımlılığını aşarak barış içinde yaşamasını sağlayacağına inandı.
Edebi Çeşitlilik ve Geleceğe Kalan Miras
Edebiyatın neredeyse her dalında eser üreten sanatçı, tiyatro alanında da çok sayıda oyun yazdı. Sahnelenen oyunlarından Çemberler, Mor Defter, Suçlular, Dilekçe ve Tahtırevalli basılırken; Beybaba, Yedinci Köpek, Islıkçı ve Telefon Kimin İçin Çalıyor gibi eserleri basılmadan tiyatro sahnelerinde yer buldu. Altan ayrıca "Bir Yumak İnsan" eseriyle Türk Dil Kurumu ödülünü kazandı. Türk edebiyatında nadir görülen polisiye türünde "Rıza Bey'in Polisiye Öyküleri"ni yazarak bu alanda da öncülük etti. 2027 Yılının Anıları başlığıyla fütüristik bir çalışmaya imza atarken, çocuklar için de "Alfabe" kitabını hazırladı.
Yazarın edebiyat dünyasında geniş yankı uyandıran başlıca romanları şunlardır:
- Büyük Gözaltı
- Bir Avuç Gökyüzü
- Viski
- Küçük Bahçe
- Rıza Bey'in Polisiye Öyküleri
- Aşk, Sanat ve Servet
Muhalif kimliği nedeniyle hayatı boyunca 300'e yakın davayla karşı karşıya kalan Altan, üç kez tutuklandı ve toplam iki yıl hapis yattı. Kendisi gibi yazar olan Ahmet Altan ve Mehmet Altan ile kızı Zeynep Bakan'ı yetiştiren aydın, ömrünün son yıllarında Sabah Gazetesi'nde "Şeytanın Gör Dediği" köşesinde yazmayı sürdürdü. İlk eşi Kerime Altan'ın vefatının ardından Solmaz Kâmuran ile hayatını birleştiren Altan'ın yaşamı, eşi tarafından "İpek Böceği Cinayeti" adıyla kitaplaştırıldı. Türk basınının bu ulu çınarı, 22 Ekim 2015'te tedavi gördüğü İstanbul'daki hastanede 88 yaşında aramızdan ayrıldı.
