Türk edebiyatının en hassas ve derin iz bırakan kalemlerinden biri olan Arkadaş Zekai Özger, 1948 yılında Bursa'da doğdu.
Genç yaşta, henüz yirmi beş yaşındayken Ankara'da trajik bir biçimde yaşamını yitiren şair, ardında bıraktığı sarsıcı dizelerle toplumsal gerçekçilik ile bireysel anlatım arasında eşsiz bir köprü kurmayı başardı.
12 Mart döneminin o ağır ve baskıcı atmosferinde, kendi özgün sesini bulmaya çalışan sanatçı, edebiyatımızda unutulmaz bir yer edindi.
Bursa'dan Ankara'ya Uzanan Yaşam Yolculuğu
Selanik göçmeni yedi çoçuklu bir ailenin beşinci evladı olarak 8 Ocak 1948'de Bursa'da dünyaya geldi.
Babası Ali Özger Merinos Fabrikası'nda kamu görevlisiyken, annesi Fahriye Özger ise ev hanımı olarak yaşamını sürdürüyordu.
İlk eğitimini Altıparmak İlkokulu'nda tamamlayan genç Zekai, ardından Bursa Atatürk Lisesi'nde orta ve lise tahsilini sürdürdü.
Gençlik yıllarında geçirdiği ağır bir kemik rahatsızlığı yüzünden aylarca hastane odalarında tedavi görmek zorunda kaldı.
Bu zorlu süreç, yazacağı eserlerdeki kırılganlık, fiziksel farkındalık ve kaçınılmaz ölüm temalarının da ilk tohumlarını attı.
Lise yıllarını geride bıraktıktan sonra yükseköğrenim için başkente giderek Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu'na kaydoldu.
Burası onun düşünsel dünyasını derinden etkiledi.
Mezuniyetinin ardından TRT'nin Ankara bürolarında çalışmaya başlayan şair, burada radyo sunuculuğu ve film editörlüğü gibi görevler üstlendi.
Edebiyat Dünyasında Özgün Bir Ses ve Arayış
Sanatçı lise sıralarında şiir yazmaya başladı.
Edebi serüvenine hızlı başlayan sanatçı, 1965 yılında arkadaşı Ömer Zafer Göktürk ile birlikte Kent 16 dergisini çıkardı.
Zamanla kendini geliştiren yazar; Soyut, Forum, Papirüs, Yordam, Dost ve Yansıma gibi saygın dergilerde şiirlerini yayımladı.
Ayrıca Ulus gazetesinin kültür-sanat sayfalarında da çeşitli şiir ve yazıları okurla buluştu.
Eserlerinde kullandığı 'Arkadaş' imzası, sadece basit bir takma ad değil, hayata karşı geliştirdiği felsefi bir duruşun simgesiydi.
Üniversite ortamı ve dönemin gergin siyasi iklimi, onun dizelerine yalnızlık, ölüm, cinsellik ve varoluşsal sancılar olarak yansıdı.
Çağdaşlarının aksine, slogana dayalı sert politik söylemlerden uzak durarak iç dünyasının kırılganlığını ön plana çıkaran lirik bir dil kurdu.
Ne var ki dönemin sert koşullarından kaçamayarak 24 Ocak 1971'de öğrenci yurduna düzenlenen bir polis baskınında gözaltına alındı.
Erken Veda ve Sonsuzluğa Uzanan Edebi Miras
Hayattayken basıldığını göremediği ama 'Ne zaman yayımlarsam yayımlayayım adı Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası olacak' dediği kitabına kavuşamadan bu dünyadan ayrılması, edebiyat dünyasının en büyük acılarından biri olarak kaldı.
Ancak bu arzusunu gerçekleştirecek kadar vakti olmadı.
29 Nisan 1973 sabahı, Ankara'nın Meşrutiyet Caddesi yakınlarında ağır yaralı halde bulunan genç şair, kaldırıldığı Numune Hastanesi'nde 5 Mayıs 1973 tarihinde beyin kanaması sebebiyle hayata veda etti.
Onun bu ani kaybı derin tartışmalara yol açtı.
Şairin ölüm nedeni hakkında sokakta düşerek başını çarptığını ileri süren bazı kaynakların yanı sıra, o yılların hareketli sağ-sol çatışmaları bağlamında şiddete maruz kaldığını ısrarla savunan görüşler de ortaya atıldı.
Naaşı Karşıyaka Mezarlığı'na defnedildi.
Genç yaşında ölen şair Oğlak burcuydu.
Ölümünün ardından Tekin Sönmez tarafından derlenen şiirleri ilk olarak Şiirler adıyla basılarak okuyucuya sunuldu.
Kitabın ikinci baskısı Sevdadır adıyla çıktı.
Nihayet 2014 yılında vasiyetine sadık kalınarak Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası adıyla yeniden raflardaki yerini aldı.
Eserlerinde cinsel yönelimini doğrudan ilan etmese de, bazı şiirlerinde dolaylı olarak bu duygularına yer verdi.
Şairin eşcinsel eğilimlerine dolaylı yollardan işaret eden bazı önemli şiirleri şunlardır:
- Aşk Zeki Müren
- Ah, nazik oğul
- Ruh ruhu sever
- Bundan öte bir şey yoktur
- Selam!
Ölümünden sonra da etkisini yitirmeyen şairin anısını yaşatmak adına, 1996 yılından beri her yıl Mayıs Yayınları tarafından ölüm yıldönümünde prestijli bir şiir ödülü takdim edilmektedir.
Ayrıca 2021 yılında Ulaş Tosun yönetmenliğinde çekilen Merhaba Canım belgeseli, şairin etkileyici yaşamını beyaz perdeye taşımıştır.
