Neoklasik heykel sanatının öncülerinden olan İtalyan heykeltıraş ve ressam Antonio Canova, 1 Kasım 1757 tarihinde İtalya'nın kuzeydoğusundaki Possagno kasabasında dünyaya geldi. Barok tarzın gösterişli çizgilerinden sıyrılarak Antik Yunan'ın yalın ve zarif estetiğini mermere işleyen ilk isim olarak tanınan sanatçı, sanat tarihindeki yerini aldı. Özellikle insan vücudunun estetik hatlarını mermerin sert dokusuna yumuşakça nakşeden benzersiz üslubuyla, döneminin en saygın sanat figürlerinden biri haline geldi. Yaşamı boyunca büyükbabasının atölyesinden başlayarak Avrupa saraylarına uzanan bu görkemli serüveni, sarsılmaz azmiyle şekillendirdi.
Büyükbaba Ocağından Venedik Atölyelerine
Henüz üç yaşındayken babası ölen Canova, annesinin yeniden evlenmesiyle büyükbabası Pasino Canova ve büyükannesinin yanında büyüdü. Nesillerdir taş ustası olan bir aileden geliyordu. Eli kalem tutmaya başlar başlamaz, mimari ve çizim uzmanı olan büyükbabasından ilk derslerini aldı. Torununun sanatını yaşatmasını isteyen büyükbabası, atölyesini Canova'nın heykeltıraşlık hayallerine göre düzenledi. Yetenekli çocuk, dokuz yaşındayken Carrara mermerinden günümüze ulaşan iki küçük sunak yaptı.
Falier ailesi vesilesiyle ömrü boyunca en büyük hamisi olacak Senatör Falier ile tanıştı. Senatörün oğlu Giuseppe Falier ile de ömür boyu sürecek dostluğu başladı. Koruma altına alınan on üç yaşındaki genç, ünlü heykeltıraş Giuseppe Torretto'nun yanına çırak verildi. Burada iki yıl boyunca çalışıp kendisini büyük ölçüde geliştirirken, ustası 1774 yılındaki ölümünden önce Falier'e çırağının üstün kabiliyetlerini heyecanla anlattı. Canova, Venedik'e gönderilerek Giovanni Ferrari ile bir yıl çalıştı. Ardından 1775'te kendi bağımsız atölyesini kurdu.
Yeni fikirlerin peşinden koşan Canova, hamisinin siparişi üzerine yaptığı ve Hades'ten ayrılan Eurydice'yi tasvir eden Orpheus ve Eurydice heykeli ile büyük beğeni topladı. Henüz on altı yaşlarında tamamladığı bu başyapıt, şöhretinin temelini attı. Kısa süre sonra yeni bir sipariş aldı. Pisani için Daedalus ve Icarus heykelini yonttu.
Roma'da Yükselen Muzaffer Bir Estetik
Sanatını geliştirmek amacıyla 1779-1780 yıllarında Roma'daki Venedik elçiliğinde çalıştı. Antik kentleri gezerek eski çağ yapıtlarını yerinde inceledi. Kısa bir süre sonra, ömrünün geri kalanını geçireceği Roma'ya yerleşti. Bir yandan akademide ödüller kazanırken, diğer yandan sanatın sırrı saydığı anatomi üzerine çalıştı. Geceleri çizim yapmadan uyumayan Canova, tiyatrolardaki oyuncuların hareketlerini inceledi, arkeoloji ve Avrupa dilleriyle ilgilendi.
Henüz yirmi dört yaşındayken Roma'ya taşınmadan önce, arkadaşlarının girişimiyle Venedik Senatosu tarafından kendisine üç yıl boyunca yıllık üç yüz düka maaş bağlandı. Roma'da sanatsever büyükelçi Cavaliere Zulian tarafından sıcak karşılanan Canova, burada kendisini tanıtan ilk büyük başyapıtı Minotaur'u yenen Theseus heykelini 1781 yılında tamamladı. Muzaffer kahraman, cansız canavarın üzerine oturmuştu. Canova bu eserin farklı versiyonlarını da üretti.
Papa XIV. Clement anıt mezarı için, maaş aldığı Venedik Senatosundan bizzat gidip izin istedi. Roma'da Via del Babuino yakınlarında stüdyosunu açarak çalışmaya koyuldu. 1787 yılında tamamlanan mezar anıtı ona büyük ün kazandırdı. Beş yıl sonra Papa XIII. Clement anısına yaptığı diğer mezar ününü perçinledi. Artık eserlerini daha hızlı yapabiliyordu. 1793 tarihli, Louvre'da sergilenen ünlü Psyche Revived by Love's Kiss heykeli bu dönemin en nadide meyvesidir.
Napolyon ile Karşı Karşıya ve Son Yılları
1798'de Fransa'nın İtalya'yı işgali üzerine Viyana'ya giden Canova, 1799'da Roma'ya döndü. Ertesi yıl Accademia di San Luca üyesi oldu ve Napolyon Bonapart tarafından bazı çalışmalar için iki kez Paris'e çağrıldı. Napolyon, Canova'nın 1806'da tamamladığı 325 santimetre boyundaki devasa çıplak heykelini beğenmedi. Ancak heykeltıraş, 1808 yılında tamamladığı ve Napolyon'un kız kardeşi Paolina Borghese'yi Venüs olarak tasvir ettiği ünlü heykelinde, antik tanrıçaların o saf ve dingin güzelliğini mermerde yakalamayı başardı.
Heykeltıraş, 1805'te Papalık Devletinin güzel sanatlar genel müfettişliğine getirildi. 1810'da Accademia di San Luca'nın başkanlığına başladı. 1815 yılında Papa XIV. Puis tarafından Paris'e gönderildi. Amacı, Napolyon ordularının yağmaladığı İtalyan sanat eserlerini geri almaktı. Bu zor görevi başarıyla yerine getirdi. Ödül olarak kendisine Ischia Markisi unvanı verildi.
Canova'nın sanat dünyasında derin izler bırakan en meühr başyapıtlarından bazıları şunlardır:
- Orpheus ve Eurydice: Genç sanatçının on altı yaşlarında tamamladığı ve şöhretinin temelini atan ilk büyük başarısıdır.
- Minotaur'u yenen Theseus: Muzaffer Theseus'un canavarın cansız bedeni üzerindeki duruşunu betimleyen, sanatçıya Roma kapılarını açan eserdir.
- Psyche Revived by Love's Kiss: Aşkın öpücüğüyle hayat bulan Psyche'yi tasvir eden ve Louvre Müzesi'ni süsleyen mermer çalışmadır.
- Paolina Borghese: Napolyon'un kız kardeşini dingin ve asil bir Venüs olarak mermere işlediği ünlü heykelidir.
- The Three Graces: Sanatçının olgunluk döneminde, 1812-1816 yılları arasında hayat verdiği görkemli üçleme serisidir.
Arayışını sürdüren ve aynı zamanda yetenekli bir ressam da olan Canova, bu alandaki çalışmalarını çoğunlukla Possagno'daki Gipsoteca Canoviana'da sergilenen sınırlı bir koleksiyonda topladı. Son yıllarında doğduğu topraklara olan vefa borcunu ödemek isteyen Canova, Possagno'da kendisi için bir anıt-müze inşa ettirmeye başladı. Ancak bu eserin tamamlandığını göremeden, 13 Ekim 1822 tarihinde Venedik'te 65 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Tasarımını bizzat yaptığı ve Roma'daki Pantheon Tapınağı'ndan esinlendiği bu özel anıt mezara, doğduğu yer olan Possagno'da defnedildi.
