Türk edebiyat tarihinin önemli isimlerinden biri olan Ali Rıza Seyfi, 1880 senesinde İstanbul'da dünyaya gözlerini açmıştır. Edebi çalışmalarıyla tanınan yazar, denizcilik mesleğini kuşaktan kuşağa aktaran bir ailede büyüyerek fikri altyapısını bu ortamda şekillendirmiştir. Babasının denizcilik görevi nedeniyle küçük yaşlarda Gemlik'e taşınan yazar, hem babasından miras kalan edebiyat sevgisiyle hem de aile geleneği olan denizcilik kültürüyle iç içe bir çocukluk geçirmiştir. Bu çift yönlü birikim, onun gelecekteki yaşamını doğrudan etkilemiştir. Denizcilik ve edebiyat, çocukluk yıllarından itibaren onun hayatının ayrılmaz parçaları haline gelmiştir.
Heybeliada Mekteb-i Bahriye ve Edebi Uyanış
Tarihler 1892 yılını gösterdiğinde Ali Rıza Seyfi, Heybeliada'da yer alan Mekteb-i Bahriye'de askeri eğitimine adım atmıştır. Okul yılları, genç denizci adayının edebiyata olan merakının derinleştiği ve edebi kimliğinin filizlendiği en verimli dönemi teşkil etmiştir. Bahriye mektebindeki eğitimi sırasında Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi isimlerin fikirleriyle tanışan yazarın, Osmanlı İmparatorluğu'nun içinde bulunduğu siyasi ve sosyal meselelere olan ilgisi giderek artmıştır. Bu dönemde imparatorluğun sorunlarını yakından takip etmeye başlamıştır. Genç yaşta edindiği bu toplumsal farkındalık, yazarın ilerleyen yıllardaki edebi ve fikri duruşunun temel taşını oluşturmuştur. Heybeliada Mekteb-i Bahriye'deki eğitim yıllarında yazarın gelişimini ve fikir yapısını şekillendiren temel faktörler şunlardır:
- Namık Kemal ve Ziya Paşa'nın fikirleriyle harmanlanan edebi ilgi,
- Askeri eğitim sürecinde edinilen yüksek düzeydeki İngilizce dil becerisi,
- Öğretmeni Saffet Bey vasıtasıyla benimsenen Türkçülük ideolojisi.
Söz konusu mektepte yabancı dil becerilerini de geliştiren Seyfi, okul bünyesinde iyi derecede İngilizce öğrenmeyi başarmıştır. Mektepteki öğretmenlerinden biri olan Saffet Bey, onun düşünce dünyasında derin izler bırakan isimlerden biri olmuştur. İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi olan hocası vasıtasıyla Türkçülük düşüncesini benimseyen yazar, zamanla bu konudaki görüşleriyle çevresinde dikkat çeken bir şahsiyet olmuştur. Türkçülük akımına dair özgün fikirleri ilgi toplamıştır.
Askerlikten Edebiyat Tarihçiliğine Uzanan Yol
Bahriyedeki başarılı eğitiminin ardından askeri görevine başlayan Ali Rıza Seyfi, orduda yüzbaşı rütbesine kadar yükselmiştir. 1909 yılında bu rütbedeyken emekliye ayrılan yazar, askeri üniformasını çıkararak ömrünün geri kalanını tamamen edebi çalışmalara adamıştır. Yüzbaşılık rütbesinden emekli olduktan sonra, kalemiyle kültürel sahada varlık göstermiş ve araştırmalarını bu odağa yönlendirmiştir. Askerlik sonrasındaki dönemde edebiyat tarihçisi kimliğiyle ön plana çıkan Seyfi, çalışmalarını bu yönde sürdürmüştür. Türk kültür hayatına değerli katkılar sunan yazar, 14 Temmuz 1958 tarihinde yaşama veda etmiştir. Onun entelektüel mirası bugün de önemini korumaktadır.