Klasik Türk edebiyatı ve tasavvuf tarihi araştırmaları denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan edebiyat tarihçisi ve mütercim Abdülbaki Gölpınarlı, 12 Ocak 1900 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. Asıl adı Mustafa İzzet Baki olan bu değerli ilim insanı, 25 Ağustos 1982'de yine aynı şehirde, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde hayata veda edene dek ömrünü Türk kültürünün köklerini incelemeye adadı. Babasının Mevlevi kimliği ve gazetecilik mesleği sayesinde küçük yaşlardan itibaren zengin bir kültürel atmosferde yetişen Gölpınarlı, babasının vefatının ardından zorlu bir mücadeleye girişti. Genç yaşta eğitimine ara vererek çalışmaya başlamasına rağmen öğrenme tutkusunu hiç kaybetmeyen araştırmacı, hem sahaflık yaparak geçimini sağladı hem de öğretmenlikten akademisyenliğe uzanan parlak bir kariyer inşa etti. Mezuniyet tezi olarak hazırladığı çalışmasıyla bilim dünyasında adından söz ettiren Gölpınarlı, Cumhuriyet döneminin en üretken ve tartışmalı edebiyat tarihçilerinden biri oldu.
Zorluklarla Başlayan Bir Yaşam ve Eğitim Mücadelesi
Gölpınarlı'nın kökleri çok kültürlü bir aile yapısına uzanmaktadır. Babası Ahmed Agâh Efendi, Azerbaycan'ın Gence bölgesinin Gökçay bucağına bağlı Gülpınar köyünden (günümüzde Şeki ilçesinin Göybulak köyü) İstanbul'a göç etmiş bir Mevlevi ve gazeteciydi. Annesi ise Kafkasya kökenli bir Ubıh (Vubh) ailesine mensuptu. Genç Mustafa İzzet Baki, Gelenbevi İdadisi'nin son sınıfında öğrenim gördüğü sırada babasını kaybetmesiyle derin bir sarsıntı yaşadı. Ailesinin geçim yükünü omuzlamak durumunda kalan genç, tahsil hayatına geçici bir süre ara verip çalışma hayatına atıldı. Bu sırada Vezneciler'de kitapçılık yaptı. Kitaplarla olan bağı hiç kopmadı. İlk durağı Çorum'un Alaca ilçesi oldu. Burada bulunan Menbâ-i İrfân İptidâî Mektebinde hem idarecilik hem de öğretmenlik görevlerini üstlendi. 1922 senesinde İstanbul'a geri dönen Gölpınarlı, sınavla kabul edildiği İstanbul Erkek Muallim Mektebi'ni başarıyla tamamladı. Bu başarısının ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne kaydolarak Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde yükseköğrenimine başladı. Dönemin ünlü profesörü Köprülüzade Mehmet Fuat Bey'in rehberliğinde hazırladığı Melâmilik ve Melâmiler isimli mezuniyet tezi ile 1930 yılında üniversite eğitimini tamamladı.
Anadolu Liselerinden Üniversite Kürsülerine
Üniversiteden mezun olan taze öğretmen, edebiyat dersleri vermek üzere Anadolu'nun farklı şehirlerindeki liselerde görevlendirildi. Bu doğrultuda genç beyinlere edebiyat sevgisi aşılamak amacıyla farklı şehirlerindeki şu kurumlarda görev üstlendi:
- Konya, Kayseri, Balıkesir ve Kastamonu'daki çeşitli liseler
- İstanbul Haydarpaşa Lisesi
- Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (Farsça okutmanlığı ve metinler şerhi dersleri)
- İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi (İslam-Türk tasavvuf tarihi ve edebiyatı dersleri)
Eğitimcilik faaliyetlerinin yanı sıra bilimsel araştırmalara da ağırlık veren yazar, akademik dünyada derin izler bıraktı. Aynı zamanda bilimsel çalışmalarıyla tanınan araştırmacı; Türkiyat Mecmuası, Şarkiyat Mecmuası ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası gibi saygın yayın organlarında makaleler kaleme aldı. Ayrıca dönemin önemli ansiklopedileri olan İslam Ansiklopedisi ve Türk Ansiklopedisi için telif ettiği maddelerle ansiklopedik yazarlığa da katkıda bulundu.
Fikir Ayrılıkları, Hapis Günleri ve Emeklilik
Gölpınarlı'nın akademik ve entelektüel hayatı her zaman sakin geçmedi. 1945 yılında Türk Ceza Kanunu'nun 142. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle tutuklanarak hakim karşısına çıkarıldı. Yaklaşık 10 ay boyunca cezaevinde kalan ünlü edebiyat tarihçisi, davanın sonunda beraat ederek özgürlüğüne kavuştu ve kesintiye uğrayan görevine geri döndü. Aynı yıl yayımladığı Divan Edebiyatı Beyanındadır isimli eseri, edebiyat çevrelerinde adeta bir bomba etkisi yarattı. Divan edebiyatına yönelik geleneksel yaklaşımlar sorgulayan ve eleştirel olmaktan ziyade ideolojik bir perspektifle kaleme alındığı yönünde eleştiriler alan bu kitap, çok büyük entelektüel tartışmalar beraberinde getirdi. Yaşadığı bu çalkantılı süreçlerin ve akademik mesaisinin ardından, 1949 senesinde kendi arzusu doğrultusunda emekliliğini isteyerek resmi görevlerinden ayrıldı. Gölpınarlı, emeklilik yıllarında da telif çalışmalarına ve araştırmalarına devam ederek ardında devasa bir kültürel miras bıraktı.
