İçeriğe Atla
Yılmaz Güney fotoğrafı
Anasayfa Varlık

Yılmaz Güney Kimdir?

Türk sinemasının Çirkin Kral lakaplı efsane yönetmeni Yılmaz Güney, 1937'de Adana'da doğdu. Cannes'da Altın Palmiye kazanan sanatçı, yapıtlarıyla çığır açtı.

Diğer adlar: Yılmaz Pütün, Çirkin Kral

Bu Konuda Neler Var?

💡 Başlıklara tıklayarak sayfa içinde hızlı gezinebilirsiniz.

Yılmaz Güney Hakkında

Türk sinemasının 'Çirkin Kral'ı olarak tanınan Yılmaz Güney, gerçek adıyla Yılmaz Pütün, 1 Nisan 1937 tarihinde Adana'nın Yenice köyünde dünyaya gözlerini açtı. Sadece oyunculuğuyla değil, yönetmenliği ve senaryolarıyla da Yeşilçam'ın geleneksel kalıplarını derinden sarsan sanatçı, toplumsal gerçekçi sinemanın en güçlü öncüsü haline geldi. Zorlu yaşamı, sürgünleri ve mahkumiyetleri arasında şekillenen sanatsal çizgisi, onu dünya çapında bir başarıya ulaştırarak Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülünü kazanmasını sağladı. Son yıllarını geçirdiği Paris'te 9 Eylül 1984 tarihinde mide kanseri sebebiyle 47 yaşında yaşama gözlerini yuman bu efsane isim, geride sinema tarihini kökten şekillendiren ölümsüz yapıtlar bıraktı.

Adana'dan Yeşilçam'a Uzanan İlk Adımlar

İşçi sınıfından bir ailenin iki evladından biri olarak Adana'da büyüyen sanatçının babası Urfa Siverekli bir Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürttür. Çocukluk yıllarında pamuk tarlalarında ter döken, gazoz ve simit satarak geçim mücadelesi veren Güney, ilk ve ortaöğrenimini bu şehirde tamamladı. Sinemaya olan ilgisi, And Film ve Kemal Film şirketlerinin bölge temsilciliklerinde film dağıtıcısı olarak çalışmasıyla filizlendi. Gençlik yıllarında edebiyata yönelerek öyküler yazdı. Hukuk eğitimi almak üzere Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Bu dönemde hayatının akışını değiştirecek olan usta yönetmen Atıf Yılmaz ile yolları kesişti. Onun teşvişiyle kamera önü ve arkasında görev almaya başlayan Güney, 1959'da 'Bu Vatanın Çocukları' ile 'Alageyik' filmlerinin senaryolarını yazarak ve bu yapımlarda rol alarak profesyonel sinema kariyerine ilk adımı attı. Ayrıca 'Karacaoğlan'ın Karasevdası' filminde yönetmen yardımcısı olarak deneyim kazandı.

Dergi sayfalarında edebiyat ürünleri yayınlamayı sürdüren Yılmaz Güney, yazarlık becerisini sürekli besledi. Onüç dergisindeki bir öyküsü nedeniyle komünizm propagandasıyla suçlandı. Bahsi geçen bu öykü 'Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri' başlığını taşıyordu. Yapılan yargılama neticesinde 1961 yılında 18 ay hapis cezasına çarptırıldı ve 8 ay süreyle Konya'ya sürgün edildi.

Çirkin Kral Efsanesi ve Sinemada Devrim

Mahkumiyetinin sona ermesinin ardından 1963'te sinemaya coşkuyla dönen Yılmaz Güney, küçük bütçeli macera filmlerinde boy göstermeye başladı. Bu filmlerde hayat verdiği, kötülüklere boyun eğmeyen, haksızlığa karşı tek başına çarpışan dürüst Anadolu delikanlısı imajıyla kısa sürede halkın sevgilisi oldu. İzleyici, perdede izlediği bu gururlu karakterlerle kendini özdeşleştiriyordu. Dönemin popüler yapımlarından 'Çirkin Kral' filmi, aktörün ömür boyu taşıyacağı efsanevi lakabını da beraberinde getirdi. Ardından senaryosunu kendi yazdığı, Ömer Lütfü Akad'ın yönettiği 'Hudutların Kanunu' filmindeki abartısız ve yalın performansı, sinemada yeni bir karakter tipolojisinin habercisiydi. Yeşilçam'daki yakışıklı jön ve çirkin kötü adam kalıplarını yıkarak doğal oyunculuğu zirveye taşıdı.

Yönetmenlik kariyerine 'At Avrat Silah' ile başlayan Güney, 1968'de doğu insanının aşk mücadelesini aktaran 'Seyyit Han'ı çekti. Anlatımındaki özgünlükle büyük takdir kazanan bu yapıtın sonrasında 'Aç Kurtlar' ve 'Bir Çirkin Adam' gibi filmleri tamamlayıp askere gitti. Sinema dışı hayatında ise 1964'te 'Kamalı Zeybek' çekimlerinde tanıştığı Nebahat Çehre ile 30 Ocak 1967'de evlendi. Bu evlilik 24 Nisan 1968'de boşanmayla son buldu. 1970 yılında ise Fatoş Güney ile ikinci evliliğini gerçekleştirdi.

Aynı yıl Türk sinemasında çığır açan 'Umut' filmini izleyicilerle buluşturdu. Ailesini faytonculukla geçindirmeye çalışan Cabbar'ın hikayesini çarpıcı bir gerçekçilikle ele alan bu başyapıt, Adana Altın Koza Film Şenliği'nde en iyi film seçildi. Sansür kurulunun engeline takılmasına rağmen Danıştay kararıyla gösterime giren yapıt, uluslararası alanda da yoğun ilgiyle karşılandı. Sanatçının 1971'de yönettiği 'Ağıt', 'Acı' ve 'Umutsuzlar' filmleri ise Altın Koza'da tüm ödülleri toplayarak festival tarihine altın harflerle yazıldı.

Sanatçının Türk sinemasına armağan ettiği bazı başyapıtlar şunlardır:

  • Umut: Adana Altın Koza Film Şenliği'nde en iyi film ödülünü alan ve sinema tarihimizin en önemli gerçekçi yapıtlarından biri kabul edilen başyapıt.
  • Sürü: Senaryosunu cezaevindeyken yazdığı ve Zeki Ökten'in yönetmen koltuğuna oturduğu, büyük ilgi uyandıran kült yapım.
  • Yol: Şerif Gören yönetmenliğinde çekilen ve Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ve en iyi senaryo ödüllerini kazandıran sinema klasiği.

Zorlu Cezaevi Yılları ve Cannes'a Giden Yol

Siyasi çalkantıların ortasında kalan sanatçı, 1971'de gözaltına alınarak Nevşehir'e üç aylık bir sürgüne gönderildi. Durumun ardından 12 Mart 1972 darbesi sonrasında siyasi olaylara karşıtığı gerekçesiyle tutuklanarak 10 yıl hapis cezası aldı. Cezaevi sürecinde edebiyata yönelen Güney, 'Boynu Bükük Öldüler' ismiyle bastırdığı romanıyla Orhan Kemal Roman Ödülü'nün sahibi oldu. 1974'teki genel afla serbest kalınca toplumsal kültür çatışmalarını ele alan ve şarkısıyla klasikleşen 'Arkadaş' filmini çekti. Ne var ki, Adana'da 'Endişe' filminin çekimleri sürerken karşıtığı talihsiz bir olayda bir yargıcın hayatını kaybetmesiyle suçlu bulunarak 19 yıl hapse mahkum edildi.

Parmaklıklar arkasında bile yazmaktan vazgeçmedi. Cezaevinde 'Güney' isimli yeni bir dergi çıkartarak çeşitli sinema senaryoları kaleme aldı. Bu dönemde kaleme aldığı 'Sürü' Zeki Ökten, 'Yol' ise Şerif Gören tarafının beyaz perdeye aktarıldı. 1981 yılında Isparta yarı açık cezaevinden izinli olarak çıktığı sırada yurt dışına firar etti. Fransa'ya geçerek 'Yol' filminin kurgusunu yeniden gerçekleştiren usta sinemacı, katıldığı prestijli Cannes Film Festivali'nde hem büyük ödül olan Altın Palmiye'yi hem de en iyi senaryo ödülünü kucaklamayı başardı. Geri dönmesi yönündeki çağrılara yanıt vermediği için 1983'te Türk vatandaşlığından çıkarılan efsane yönetmen, aynı yıl Fransa'da son filmi 'Duvar'ı yönetti. 9 Eylül 1984 tarihinde Paris'te mide kanserine yenik düşerek 47 yaşında aramızdan ayrıldı.