Avrupa Birliği siyasetinin en tepesindeki isim olan Ursula von der Leyen, modern Avrupa'nın şekillenmesinde son derece kritik roller üstlenen bir devlet kadınıdır. 8 Ekim 1958 tarihinde Brüksel'in Ixelles bölgesinde dünyaya gelen Alman politikacı, 2019 yılından bu yana Avrupa Komisyonu Başkanı sıfatını taşıyor. Bu göreve gelen ilk kadın olma unvanını elinde bulunduran von der Leyen, Brüksel'de başlayan ve Almanya'da olgunlaşan kariyeriyle dikkat çekiyor. Hem tıp doktoru hem de deneyimli bir siyasetçi olarak, uzun yıllar Angela Merkel'in kabinelerinde görev alarak Alman politikasına yön vermiştir. O, zirvedeki bir liderdir. Küresel sahnede söz sahibi olan devlet kadını, Forbes tarafından üst üste dünyanın en güçlü kadını seçilmiştir.
Tıp Eğitiminden Federal Bakanlığa Uzanan Yolculuk
Ursula von der Leyen, siyasetin içine doğan şanslı çocuklardan biriydi. Eski CDU üyesi politikacı Ernst Albrecht ile Heidi Adele'in kızı olan von der Leyen, babasının Avrupa Komisyonu'ndaki görevi nedeniyle ilk yıllarını Brüksel'de geçirdi. Beş erkek kardeşiyle birlikte büyüyen von der Leyen, 1971 yılında ailesiyle birlikte Hannover yakınlarındaki Lehrte'ye taşındı. Eğitim hayatında son derece başarılı bir grafik çizdi. Ekonomi eğitimi alarak başladığı yükseköğrenimini Göttingen Üniversitesi, Münster Üniversitesi ve Londra Ekonomi Okulu gibi saygın kurumlarda sürdürdü. Ancak daha sonra karar değiştirerek tıp okumaya başladı ve Hannover Tıp Yüksekokulu'na girdi. 1987 yılında pratisyen hekim olarak mezun oldu. Kadın hastalıkları alanında çalışırken 1991 yılında doktorasını tamamlayarak tıp doktoru unvanını kazandı.
Evlilik hayatı ve aile yaşantısı da onun en çok konuşulan yönlerinden biri oldu. 1985 yılında tıp profesörü Heiko von der Leyen ile hayatını birleştiren ve 1987 ile 1999 yılları arasında yedi çocuk dünyaya getiren ünlü politikacı, geniş ailesiyle de her zaman medyanın odağında kalmayı sürdürdü. Eşinin Stanford Üniversitesi'ndeki işi sebebiyle bir süre Kaliforniya'da yaşayan başarılı hekim, burada işletme bölümünde misafir konuşmacı olarak sunumlar yaptı. Almanya'ya döndükten sonra halk sağlığı alanında master derecesi elde etti. Tıp dünyasından siyaset sahnesine geçişi ise 1990 yılında üye olduğu Hristiyan Demokrat Birliği ile gerçekleşti. Aktif siyasete girdikten sonra basamakları hızla tırmanan von der Leyen, kısa sürede yerel yönetimlerden federal bakanlıklara kadar yükseldi. Aşağı Saksonya Eyalet Parlamentosu'ndaki başarısının ardından Angela Merkel tarafından kabineye davet edildi.
Kabinelerdeki uzun soluklu bakanlık serüveni boyunca üstlendiği başlıca roller şunlardır:
- Aile, Yaşlı İnsanlar, Kadınlar ve Gençlik Bakanlığı (2005 - 2009)
- Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı (2009 - 2013)
- Almanya Savunma Bakanlığı (2013 - 2019)
Sosyal Reformlar ve Muhafazakâr Partideki Fikir Ayrılıkları
Aile bakanlığı döneminde, partinin geleneksel yapısıyla çelişen bazı ilerici adımlar attı. Özellikle çocuk bakım evleri kurulması için 4.3 milyar avroluk bütçe hazırlatması ve babalara özel iki aylık doğum izni verilmesini savunması muhafazakâr tabanda derin tartışmalara yol açtı. Kadınların toplumsal hayattaki yerini güçlendiren bu adımlar, muhafazakâr çevrelerde kadını adeta bir doğum makinesine dönüştürdüğü iddiasıyla eleştirilse de sol kesimin takdirini topladı. Bakanlığın yürüttüğü milyonlarca avroluk tanıtım kampanyaları da kamu fonlarının boşa harcandığı gerekçesiyle çeşitli tartışmaların odağı oldu. Ayrıca çocuk pornografisine karşı internet sansürünü savunması da geniş kitlelerin tepkisini çekti.
Siyaset dünyasındaki duruşuyla her zaman ezber bozan bir profil çizdi. Şirketlerin yönetim kurullarına kadın kotası getirilmesi, asgari ücret uygulaması ve eşcinsel evlilik gibi konulardaki reformcu tavrı, partisi içindeki gelenekselcilerin tepkisini çekse de partinin tabanını genişletmeyi başardı. 2013 yılında Almanya'nın ilk kadın Savunma Bakanı olarak tarihe geçti. Savunma bakanlığı döneminde ordunun modernizasyonu ve uluslararası ilişkilerdeki etkin rolüyle kabinenin en uzun süreli üyesi olmayı sürdürdü.
Avrupa Birliği Zirvesi ve Küresel Liderlik Rolü
Kariyerindeki en büyük dönüm noktası ise 2019 yılında gerçekleşti. Avrupa devlerinin uzlaşamaması üzerine 2019 yılında sürpriz şekilde Avrupa Komisyonu Başkanlığına aday gösterilen tecrübeli siyasetçi, Avrupa Parlamentosu'nda yapılan kritik oylamada salt çoğunluğu sadece dokuz oy farkla aşarak bu tarihi görevi üstlendi. Göreve gelmesinin ardından karşılaştığı krizlerde aktif bir dış politika izlemeyi tercih etti. Rusya'nın Kırım'ı ilhakıyla başlayan gerginliklerden Ukrayna savaşına kadar birçok uluslararası krizde Avrupa'nın ortak sesini temsil etti. Belarus'taki protestolar sonrasında yaptırım çağrısı yaparken, komşu ülkelerle ilişkilerde dengeli siyaset yürütmeye çalıştı. Rusya'nın ekonomik bağımlılığını dile getirerek yaptırımların önemini savundu.
Son dönemdeki küresel çatışmalarda ise cesur ve tartışılan kararlara imza attı. 2023 yılındaki İsrail-Hamas savaşı sırasında sergilediği İsrail yanlısı tutum ve ateşkes çağrısı yapmaması, bazı Avrupa Birliği milletvekilleri ve diplomatlar tarafından eleştirildi. Gazze'ye yönelik insani yardımları üç katına çıkararak insani boyuta katkı sunmaya çalışsa da sergilediği jeopolitik duruş eleştiri konusu olmaya devam etti. İsrail'in bağımsızlığının 75. yılında sarf ettiği bazı ifadeler ise Filistin kanadında tepkiyle karşılandı. Buna rağmen, hem dünyanın en güçlü liderlerinden biri olarak kabul görmekte hem de Time dergisinin en etkili 100 kişi listesinde yer alarak gücünü korumaktadır.
