Uma Karuna Thurman, 29 Nisan 1970'te Boston'da dünyaya geldi. Budizm profesörü babası Robert Thurman ile İsveçli model annesi Nena von Schlebrügge'nin kızı olan Thurman, çocukluğunun bir bölümünü Hindistan'da geçirdi; ailenin sık taşınmaları onu Massachusetts ve New York arasında büyüttü. Lisede sahneye çıkana dek silik bir öğrenciydi — ama "The Crucible" oyunundaki performansıyla yetenek avcılarının dikkatini çekince her şey değişti.
Modellikten Sinemaya İlk Adımlar
On beş yaşında okulu bırakıp New York'a taşınan Thurman, bir yandan bulaşık yıkayarak hayatını kazandı, bir yandan da oyunculuk kapıları aradı. On altı yaşında Elite ajansıyla anlaşarak modellik dünyasına girdi; Vogue, Glamour ve Rolling Stone kısa sürede ona kapak açtı.
1988, sinema hayatının başlangıcı oldu: "Johnny Be Good", "Kiss Daddy Goodnight", "The Adventures of Baron Munchausen" ve "Dangerous Liaisons" — dört film, tek yıl. İlk üçü gişede pek tutunmadı; ancak Glenn Close ve Michelle Pfeiffer'a Oscar adaylığı getiren Dangerous Liaisons, yapımcı gündemine Thurman'ın adını kalıcı biçimde yazdırdı. Rol arkadaşı John Malkovich, film sonrasında onu "son derece yetenekli ve zeki" olarak tanımladı.
Pulp Fiction ve Hollywood'a Açılan Kapı
1993'te Gus Van Sant'ın yönettiği "Even Cowgirls Get the Blues" ile ilk başrol deneyimini yaşadı; hem eleştirmenlerden hem gişeden düşük not geldi. Hemen ardından Robert De Niro'yla oynadığı "Mad Dog and Glory" da benzer bir akıbetle karşılaştı. Bu sürüklenme döneminde Quentin Tarantino'nun yeni projesinin seçmelerine katıldı. Tarantino başta onu Mia Wallace için uygun görmemişti; ancak seçmeler sonrası yaptıkları yemek toplantısı bu kararı köklü biçimde değiştirdi.
1994'te vizyona giren Pulp Fiction sinema tarihinin kült yapıtlarından biri oldu. Thurman "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu" dalında Oscar adaylığıyla onurlandırıldı ve Tarantino'nun kalıcı favori oyuncusu olarak kariyer yolunu yeniden şekillendirdi.
1997-1998 dönemi ise bambaşka bir tablo sundu. "Batman & Robin", "The Avengers", "Gattaca" ve "Les Misérables" birbiri ardına ticari hayal kırıklığına dönüştü; oyuncu çeşitli törenlerde "En Kötü Oyuncu" listelerine girdi. Hamileliğiyle de çakışan bu çöküş, Thurman'ı büyük stüdyo projelerinden uzaklaştırdı.
Kill Bill ile Yeniden Doğuş
Yaklaşık beş yıl düşük bütçeli yapımlar ve televizyon filmlerinde çalıştı. 2002'de "Hysterical Blindness"ta hem oyuncu hem yapımcı olarak görev aldı; bu performans ona Altın Küre ödülünü getirdi.
Asıl büyük dönüş 2003-2004'te gerçekleşti: Tarantino, senaryosunu doğrudan Thurman'dan ilham alarak kaleme aldığını açıkladığı Kill Bill serisiyle onu yeniden perdeye taşıdı. Çekimler hamilelik nedeniyle birkaç ay ertelendi; bu süreçte Thurman dövüş sanatları ve Japonca dersleri aldı. "Gelin" rolü ikinci Altın Küre adaylığını, MTV'den ise "En İyi Kadın Oyuncu" ve "En İyi Dövüş Sahnesi" ödüllerini kazandırdı.
2005'e gelindiğinde Thurman, film başına yaklaşık 12,5 milyon dolar kazanan Hollywood'un en yüksek ücretli aktrislerinden biriydi. "Be Cool", "Prime" ve "The Producers" filmlerinin yanı sıra Lancôme ve Louis Vuitton markalarıyla çalıştı. Silahsızlanma kampanyalarına katılan, kürtaj hakkı ve kadın özgürlüklerini kamuoyunda savunan oyuncu, mesleki kimliğini toplumsal bir duruşla bütünleştirdi.
Özel hayatında aktör Gary Oldman ile 1990-1992 yılları arasında evlilik yaşadı. 1998'de "Gattaca" setinde tanıştığı Ethan Hawke ile ikinci kez yüzük taktı; bu birliktelikten Maya Hawke (1998) ve Levon Roan (2002) dünyaya geldi. Çift 2004'te boşandı. 1,83 metre boyuyla öne çıkan Thurman'ın adı, Hint mitolojisinde ışık ve güzellik tanrıçasını simgeler — bu ismi ona Budizm geleneğine derin bir bağla büyüttüğü babası verdi.
.jpg?width=640)