Türk edebiyatı ve basın dünyasının saygın isimlerinden biri olan Tuba Çandar, 1948 yılında İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. Gazetecilik kariyerini derinlikli nehir söyleşileri ve ses getiren biyografik çalışmalarıyla taçlandıran yazar, çok yönlü entelektüel kimliğiyle tanınır. Ortaöğrenimini Avusturya Lisesi'nden sonra Amerika Birleşik Devletleri'nde tamamlayan yazarın Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden 1979 yılında mezun olması, onun toplumsal meselelere bakışını şekillendiren en önemli adımlardan biridir. Çandar, özellikle Türkiye'nin yakın tarihine yön veren isimlerin hayat hikayelerini kendine has, akıcı ve edebi bir üslupla okuyucuya aktarmayı başarmıştır.
İstanbul'dan Dünyaya Uzanan Bir Medya Kariyeri
Ortaöğrenimini Avusturya Lisesi'nde tamamladıktan sonra eğitimine Amerika Birleşik Devletleri'nde devam eden yazar, edindiği geniş vizyonu medya dünyasına taşıdı. Bizim Almanca dergisinde yayın yönetmenliği yaptı. Ardından dönemin nitelikli kültür sanat yayını Gergedan dergisinde yazı işleri müdürü olarak görev aldı. Kültür, sanat ve seyahat yazılarını Yeni Yüzyıl gazetesinde okurlarla buluştururken, Gazete Pazar bünyesinde ise insan ruhunun derinliklerine inen etkileyici portre yazıları kaleme aldı. Bu üretkenlik yıllarca sürdü.
Tarihi Dönüm Noktalarının İzinde Bir Seyyah
Hayatını 1986 yılında kendisi gibi gazeteci olan Cengiz Çandar ile birleştiren Tuba Çandar, eşiyle birlikte dünya tarihinin seyrini değiştiren pek çok kritik olaya yerinde şahitlik etti. Çift, 1988 yılında Kudüs'te ve aynı yılın Noel döneminde Ramallah topraklarında yaşanan gerilimleri doğrudan gözlemledi. Berlin Duvarı yıkılırken Berlin'delerdi. Kadife Devrim sırasında Prag'da bulunarak bu tarihi dönüşümü anbean takip ettiler. Yazar, 1995 yılında kuşatma altındaki Saraybosna'ya tehlikeli bir yolculuk gerçekleştirerek oradaki insani dramı kaleme aldı. Bu tanıklıklar derin izler bıraktı.
Belleklerde Yer Eden Eserleri
Tuba Çandar'ın edebiyat dünyasındaki asıl büyük çıkışı, nehir söyleşiler ve biyografik romanlar türünde verdiği özgün eserlerle gerçekleşti. Türkiye'nin ilk kadın mimarlarından Mualla Eyüboğlu ile gerçekleştirdiği söyleşi, 2003 yılında Hitit Güneşi: Mualla Eyüboğlu Anhegger adıyla okurlarla buluştu. Yazarlık serüvenine, entelektüel Murat Belge ile üç yıla yayılan görüşmelerinin bir meyvesi olan ve 2007'de yayılanan Murat Belge: Bir Hayat... çalışmasıyla devam etti. Hrant Dink'in trajik kaybının ardından büyük bir titizlikle yürüttüğü üç yıllık emeğin sonucunda 2010 yılında Hrant kitabını tamamladı. Bu eser, 2016 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde İngilizceye çevrilerek uluslararası alanda da geniş yankı uyandırdı.
Yazarın geniş kitlelerce takip edilen başlıca kitapları şunlardır:
- Hitit Güneşi: Mualla Eyüboğlu Anhegger (2003)
- Murat Belge: Bir Hayat... (2007)
- Hrant (2010)