Türk spor tarihinin en çok yönlü şahsiyetlerinden biri olan göz hekimi, futbolcu ve uluslararası hakem Dr. Tarık Özerengin, 12 Ocak 1914 tarihinde İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. Spor aşkını tıp mesleğiyle birleştiren bu sıra dışı isim, genç yaşta başladığı meşin yuvarlak sevdasını sahalardan yöneticiliğe kadar taşıyarak Türk futbolunun kurumsallaşmasına büyük katkı sundu. Yaşamını spora ve insan sağlığına adayan Özerengin, hem düdük çaldığı prestijli müsabakalarla hem de yetiştirdiği genç hakemlerle adını altın harflerle yazdırdı.
Yeşil Sahalardan Tıp Fakültesine Uzanan Yıllar
Özerengin'in futbol tutkusu, ortaokul sıralarında filizlenmeye başladı. Bu ilgi, 1930 yılında adım attığı İstanbul Erkek Lisesi'nde okul arkadaşları olan İstanbulspor, Beşiktaş ve Vefa oyuncularının yakın etkisiyle çığ gibi büyüdü. Genç futbolcu adayı, 1932 yılında Süleymaniye kulübünün genç takımına katılarak aktif sporculuk hayatına ilk resmi adımını attı. Üç yıl süren bu futbolculuk macerasını 1935'te noktaladı. Kulübün önde gelen yöneticilerinden Orhan Şeref Apak ve arkadaşlarının ayrılmasıyla birlikte, genç yaşında Süleymaniye kulübünün genel sekreterlik koltuğuna oturdu.
Spor yöneticiliğinin yanı sıra tıp eğitimine de devam eden Tarık Özerengin, 1939'da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun olarak doktorluk unvanını aldı. Hekimlik kariyerine hazırlanırken sporla bağını hiç koparmadı. 1936 senesinde, Türk Spor Kurumu ve federasyon başkanı Hamdi Emin Çap öncülüğünde İngiliz bir eğitmenin yönettiği ilk bilimsel hakem kursunu gözlemci kimliğiyle yakından takip etti. Bu deneyimin ardından aynı yıl Nuri Bosut'un düzenlediği resmi hakemlik kursuna katıldı ve eğitim programını birincilik derecesiyle bitirdi. Başarılı hekim, 1937 ve 1938 yıllarında İstanbul'daki amatör liglerin yanı sıra birinci ve ikinci liglerde çok sayıda kritik karşılaşmada düdük çaldı. Bu dönemde spor yazarlığına da adım atarak Kırmızı-Beyaz dergisi ile Son Posta gazetesinde analizler kaleme aldı.
Anadolu Deplasmanı: Mardin ve Mersin Yılları
Genç hekim, 1940 ile 1942 yılları arasında yedek subay olarak vatani görevini tamamladıktan sonra, 1942-1944 yılları arasında uzmanlık stajını bitirdi. 1944 yılının ortalarında Mardin Trahom Hastanesi başhekimliğine atanan Özerengin, bu şehirde hekimliğin yanı sıra halkevi başkanlığı görevini de üstlendi. Tayin rüzgarları onu 1945 yılında güneye, Mersin'e savurdu. Mersin'de dört yıl geçiren Özerengin, tıp çalışmalarının yanı sıra bölgedeki spor organizasyonlarında başrol oynadı. Kentte kaldığı süre boyunca Türkiye Futbol Birinciliği karşılaşmalarında adil yönetimiyle dikkat çeken hakemlik görevini sürdürdü.
Mersin'de spor yöneticiliğine hızlı bir dönüş yapan Dr. Tarık Özerengin, şehirde şu önemli görevleri başarıyla yürüttü:
- Mersin İdman Yurdu spor kulübünün başkanlığını üstlendi.
- Bölge müdürlüğü ve Mersin valisinin talebi üzerine atletizm sorumluluğu yaptı.
- Bölge istişare heyeti başkanlığı ile hakem hocalığı rollerini üstlendi.
Ayrıca 1946 yılında, Mersin İdman Yurdu'nun Suriye şampiyonu ile gerçekleştirdiği prestijli özel dostluk maçında orta hakem olarak görev aldı.
Uluslararası Başarılar ve MHK Yönetimi
İstanbul'a 1949 yılında tayin olmasıyla birlikte Özerengin, yeşil sahalardaki hakemlik kariyerine şehirde kaldığı yerden devam etti. Disiplinli ve bilgili yönetimi sayesinde 1950 yılında ulusal, 1952 yılında ise uluslararası hakem unvanını kazandı. Bu süreçte dünya çapında ses getiren önemli milli maçları yönetti. 1951 yılında Atina'da oynanan Yunanistan - Türkiye mücadelesi ile 1952 yılında Tel Aviv'de düzenlenen İsrail - Yunanistan karşılaşması, yönettiği uluslararası prestijli müsabakalardan en önemlileri arasındaydı.
Takvimler 1954 yılının başını gösterdiğinde, dönemin federasyon başkanı Ulvi Yenal'ın özel ricasıyla karşılaştı. Dr. Tarık Özerengin, 40 yaşında aktif hakemlik kariyerini noktalayarak Merkez Hakem Kurulu (MHK) üyesi ve genel sekreteri oldu. Yalnızca dört ay sonra federasyon başkanlığı koltuğuna Hasan Polat oturdu. Özerengin, Polat'ın 1957 yılında milletvekili seçilerek görevinden ayrılmasına dek MHK asbaşkanı olarak Türk futboluna idari düzeyde hizmet vermeyi sürdürdü. Çok yönlü spor insanı, geride unutulmaz anılar bırakarak 10 Haziran 1997 tarihinde yine doğduğu şehir olan İstanbul'da hayatını kaybetti.
