Takiyettin Mengüşoğlu, 1905 yılında Malatya'nın Hekimhan ilçesine bağlı Ağılbaşı mahallesinde dünyaya gözlerini açan, insanı ve değerleri felsefenin merkezine yerleştiren öncü bir Türk filozofudur. Düşünür, orta öğrenimini Sivas kentinde tamamlamıştır. Kendisi, felsefi antropolojinin ülkemizdeki en önemli temsilcisidir. Genç yaşta Almanya'ya giderek felsefe eğitimi alan Mengüşoğlu, Maarif Vekaleti bursu ve referansıyla eğitimini başarıyla tamamlamıştır. Akademik kariyerini İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde profesörlük payesiyle sürdüren akademisyen, felsefe dünyasına kazandırdığı Felsefeye Giriş isimli başyapıtıyla nesiller boyu öğrencilere rehberlik etmiştir. İnsanı somut problemleriyle kavramayı amaçlayan bu çalışmalar, felsefe tarihimizde son derece ayrıcalıklı bir yere sahiptir.
Almanya'dan İstanbul Üniversitesi'ne Akademik Yolculuk
Akademik kariyerine adım atarken devletin sunduğu imkanlardan yararlanan Takiyettin Mengüşoğlu, Almanya'da felsefe biliminin derinliklerine inmiştir. Düşünür, doktorasını bu ülkede Almanca vermiştir. Türkiye'ye döndükten sonra ise tüm akademik birikimini İstanbul Üniversitesi bünyesine başarıyla aktarmıştır. Felsefe kürsüsünde profesörlük makamına kadar yükselen Mengüşoğlu, akademik hayatı boyunca öğrencilerine sadece teorik bilgiler sunmamış, aynı zamanda onların dünyaya eleştirel gözle bakmalarını sağlamıştır. Onun kaleme aldığı Felsefeye Giriş kitabı, Türk akademisinde felsefe eğitiminin temel taşlarından biri haline gelmiş ve güncelliğini korumuştur. Bu eser, felsefeye ilgi duyan herkes için rehber bir kaynak olma özelliği taşımaktadır.
İnsan Felsefesi ve Kosmostaki Varlık Yapısı
Takiyettin Mengüşoğlu'nun felsefe dünyasındaki en özgün yönü, insanın dünyadaki yerini ve anlamını sorgulayan felsefi antropoloji alanındaki çalışmalarıdır. Antik Çağ'dan itibaren sorulan ve Immanuel Kant ile temelleri atılan "İnsan nedir?" sorusu, 1930'lu yıllarda Max Scheler ve Ernst Cassirer gibi isimlerle yeni bir boyut kazanmıştır. İşte tam da bu dönemde, yirminci yüzyılın ilk yarısında Mengüşoğlu, insanı kendi felsefe dalının doğrudan inceleme konusu haline getirmiştir. Scheler ve Cassirer'in çalışmalarıyla zenginleşen bu saha, Mengüşoğlu'nun katkılarıyla ülkemizde ilk kez kurumsal ve akademik bir zemine kavuşmuştur. Düşünür, insanın doğrudan doğruya yaşam durumlarına odaklanarak onun kosmostaki özel yerini aydınlatmayı amaçlamış ve felsefemize yeni bir soluk getirmiştir.
Ontolojik Temelli Antropoloji ve Değerler
Ona göre bu alan, başka hiçbir bilim dalı tarafından bu derinlikte incelenmeyen, tamamen felsefeye ait bir çalışma sahasıdır. Düşünür bu özel disiplini; insan felsefesi, felsefi antropoloji ve insan ontolojisi olmak üzere üç temel kavram altında toplamıştır. Mengüşoğlu'na göre, insanın ne olduğunu ve diğer varlık alanlarıyla olan bağlarını anlamak için felsefenin bu özgün dalına ihtiyaç duyulmaktadır. Doğal ve tarihsel varlık alanlarında olduğu gibi insan konusu da ele alınmalıdır. Bu, felsefe açısından kaçınılmaz bir zorunluluktur. Çünkü insan, varlık dünyasındaki diğer tüm alanlarla son derece sıkı bağlara sahiptir. Mengüşoğlu, insanla birlikte varlık dünyasına katılan özgün anlam boyutları ile yeni varlık seferlerinin ne olduğunu ve bunlarla insan arasındaki ilişkileri inceleyerek, insanın kosmostaki yerini açıklamaya yönelmiştir.
Düşünürün ortaya koyduğu bu derin felsefi yaklaşım, öğrencisi ve meslektaşı olan ünlü felsefeci İonna Kuçuradi tarafından da detaylandırılmıştır. Kuçuradi, onun kuramlarını derinlemesine incelemiştir. Kuçuradi, Mengüşoğlu'nun çalışmalarını "ontolojik temelli felsefi antropoloji" olarak nitelendirmiştir. Bu ontolojik bakış açısı, felsefenin nesne edindiği her konunun varlık yapısını, neliğini, bağlantılarını ve diğer varlıklarla olan ilişkisini görmeyi hedefler. Takiyettin Mengüşoğlu da bu doğrultuda insanın ne olduğunu, diğer varlık alanlarıyla nasıl bağlar kurduğunu ve insan ekseninde varlık dünyasına katılan anlam boyutlarını büyük bir titizlikle incelemiş, insanın kozmostaki yerini aydınlatmıştır. Onun gerçekleştirdiği bu özgün incelemeler, Türk felsefe tarihindeki en güçlü mirası temsil etmektedir.