Türk arkeolojisinin en önemli figürlerinden biri olan akademisyen Tahsin Özgüç, 1916 yılında Bulgaristan sınırları içerisindeki Kırcaali'de dünyaya gelmiştir. Türkiye'de bilimsel arkeolojinin kurumsallaşması ve toprak altındaki kadim medeniyetlerin aydınlatılması amacıyla ömrünü kazılara adayan bu değerli araştırmacı, 28 Ekim 2005 tarihinde başkent Ankara'da hayata gözlerini yummuştur.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yükseköğrenim hayatına adım atan Özgüç, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin (DTCF) ilk öğrencilerinden biri olma ayrıcalığına erişmiştir. Fakültenin Arkeoloji Bölümü'nde eğitim gördüğü bu dönemde, Almanya'dan gelen seçkin hocalar Hans Henning von der Osten ile George Rohde'nin yanı sıra Türk tarih ekolünün önemli isimlerinden Şemsettin Günaltay'dan dersler almıştır. 1940 yılında bu prestijli bölümden başarıyla mezun olan Özgüç, akademik ideallerinin peşinden giderek lisansüstü eğitimine vakit kaybetmeden başlamıştır. Genç araştırmacı, doktora derecesini 1942 senesinde elde etmiştir. Bu çalışmasının başlığı ise Tarih Öncesi Anadolu'da Ölü Gömme Gelenekleri şeklindedir. Büyük ses getiren bu kapsamlı doktora tezi, aradan geçen birkaç yılın ardından 1948 yılında hem Türkçe hem de Almanca dillerinde basılarak bilim dünyasının istifadesine sunulmuştur.
Akademik Yükseliş ve Büyük Ortaklık
Mezuniyetinin ardından DTCF çatısı altında okutman olarak görev alan Özgüç, 1945 yılında kadrolu asistan kadrosuna geçerek akademik kariyer basamaklarını tırmanmaya başlamıştır. Bu süreçte hayatının en önemli dönüm noktalarından birini yaşamış ve 1944 yılında kendi bölümünden mezun olan meslektaşı Nimet Dinçer ile evlenmiştir. Bu evlilik, yalnızca iki insanın hayatını birleştirmesiyle kalmamış, aynı zamanda Türk arkeoloji tarihinin en verimli bilimsel ortaklıklarından birinin doğmasını sağlamıştır. Eşi Nimet Özgüç, Tahsin Özgüç'ün ilerleyen yıllarda yürüteceği bütün büyük arkeolojik saha araştırmalarında ve bilimsel projelerde en yakın çalışma arkadaşı ve akademik ortağı olmuştur.
Özgüç, DTCF'deki kadrolu asistanlık görevinin ardından 1946-1954 yılları arasında doçent unvanıyla çalışmalarını sürdürmüştür. 1954 yılında profesörlük kadrosuna atanan ünlü bilim insanı, 1981 yılındaki emekliliğine kadar bu unvanla Ankara Üniversitesi bünyesinde hizmet vermiştir. Bilimsel mesaisinin yanı sıra idari sorumluluklar üstlenmekten de geri durmayan Özgüç, 1968-1969 yıllarında dekanlık yapmıştır. Hemen sonrasında, 1969 ile 1980 yılları arasında Ankara Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmıştır. Türkiye'nin ikinci üniversitesi unvanını taşıyan bu köklü kurumda rektörlük koltuğunda en uzun süre kalan isim olarak üniversite tarihine geçmiştir. 1981 yılında yaş haddi sebebiyle profesörlük görevinden emekliye ayrılmıştır.
Üniversiteden emekli olmasının hemen ardından, 1981 yılında Yükseköğretim Kurulu (YÖK) üyeliğine atanan akademisyen, 1988 yılına kadar bu kurumda başkanvekilliği görevini üstlenmiştir. Ancak bu dönem, Özgüç için çeşitli tartışmaları beraberinde getirmiştir. YÖK, 1980 askeri darbesinin üniversiteler ve akademik özgürlükler üzerindeki kısıtlayıcı kararlarının uygulayıcısı olmakla itham edilen bir yapıydı. Özgüç de bu kurumun yönetim kademesinde yer aldığı ve yürütülen politikalara karşı sessiz kaldığı gerekçesiyle o dönem ve sonrasında ciddi eleştirilere maruz kalmıştır.
Kültepe Kazıları ve Anadolu'nun Tarih Sahnesine Çıkışı
Tahsin Özgüç ve onun yetiştirdiği öğrencilerin, Anadolu coğrafyasının arkeolojik açıdan keşedilmesi noktasında muazzam katkıları olmuştur. Araştırmacının uluslararası düzeyde tanınmasını sağlayan en önemli çalışması, Kayseri yakınlarında bulunan Kültepe kazılarıdır. Özgüç, eşi Nimet Özgüç ile birlikte tam 57 yıl boyunca Kültepe mevkiinde kazı çalışmalarını büyük bir titizlikle sürdürmüştür. Antik adı Kanes olan ve MÖ 2000-1700 yıllarına tarihlenen bu yerleşim yerindeki Asurlu tüccarların ticaret merkezinde yapılan kazılar, Anadolu'nun ilk yazılı dönemini tamamen aydınlatmıştır. Çalışmalar sonucunda ortaya çıkarılan mimari eserler, sanatsal objeler ve 20.000'i aşan çivi yazılı tablet, bölgenin tarih öncesi dönemden tarihi dönemlere geçiş sürecini gözler önüne sermiştir. Keşedilen bu çivi yazılı tabletlerin o kadar zengin bir içerik barındırdığı belirtilmiştir ki, bunların çok büyük bir kısmının ancak gelecek nesillerin uzmanları tarafından detaylıca incelenebileceği öngörülmektedir. Bu uzun soluklu kazılar, Kayseri bölgesindeki arkeolojik zenginliğin katlanarak artmasını sağlamış ve doğrudan Kayseri Arkeoloji Müzesi'nin kurulmasına vesile olmuştur.
Anadolu Geneline Yayılan Araştırmalar ve Bilimsel Miras
Tahsin Özgüç'ün bilimsel araştırmaları yalnızca Kültepe ile sınırlı kalmamıştır. Kendisi ayrıca Anadolu'nun farklı bölgelerinde çok sayıda önemli kazıyı da bizzat yönetmiştir. Bu kazılar şunlardır:
- Karahöyük Elbistan
- Horoztepe (Tokat)
- Altıntepe (Erzincan)
- Masathöyük
- Kazankaya
- Terga
- Ferzant
- Kulülü
Özellikle Elbistan Karahöyük'teki kazı çalışmaları sırasında MÖ 1200 yılına ait, üzerinde Lüvi hiyeroglifi bulunan büyük bir kitabe keşedilmiştir. Bu kitabe, Hitit İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra Anadolu topraklarında yaşanan karanlık dönemi aydınlatan temel kaynak niteliğindedir. Türk Tarih Kurumu bu bulgular üzerine iki ciltlik kitap ve çok sayıda makale yayımlamış, bu yayımların büyük bir kısmında Özgüç'ün doğrudan katkısı bulunmuştur.
Özgüç, 1959 ile 1967 yılları arasında ise Altıntepe bölgesindeki kazıları yürütmüştür. Burada gün yüzüne çıkarılan görkemli tapınak kalıntıları ve mezarlar, buranın en batıdaki Urartu yerleşkesi olduğunu ispat etmiştir. Bunun yanı sıra, Tokat yakınlarındaki Masathöyük kazıları da büyük öneme sahiptir. 1973-1978 yıllarında gerçekleştirilen bu araştırmalarda zengin bir tablet arşivi bulunmuştur. Üç yerel idare binasında ele geçirilen küçük çivi yazılı tabletler, Hitit başkenti ile taşra idareleri arasındaki yazışmaları ve hiyerarşik bağları ilk kez belgelemiştir.
Hayatı boyunca yüzün üzerinde makaleye, kitap bölümüne ve kitaba imza atan Özgüç, uluslararası düzeyde saygın bir ün kazanmıştır. En önemli Türkçe eserlerinden biri, Yapı Kredi Kültür Yayınları'nın yazar serisinde de yer bulan, 1959 yılında basılmış Kültepe Kanış I, Assur Ticaret Kolonilerinin Merkezinde Yapılan Yeni Keşifler adlı çalışmasıdır. Geride bıraktığı bu zengin bilimsel miras ve yetiştirdiği arkeologlar sayesinde Anadolu'nun tarihi derinliği her geçen gün daha da iyi anlaşılmaktadır.
