Dokuzuncu yüzyılın şafağında, Hazar Denizi'nin kıyısındaki topraklarda İslam düşünce tarihini kökten değiştirecek adımlar atan ve ilim dünyasında Taberi adıyla ebedileşen Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr b. Yezîd el-Âmülî et-Taberî el-Bağdâdî, ömrünü tamamen bilgiye adamış müstesna bir şahsiyetti. 838 veya 839 yılında İran'ın Taberistan bölgesindeki Amul şehrinde, varlıklı bir ailede dünyaya gözlerini açtı. Küçük yaşlardan itibaren ilim yolculuğuna adanmış bir ömür sürdü. Henüz yedi yaşındayken Kur'an-ı Kerim'i ezberleyerek dehasını kanıtlayan bu dahi çocuk, dokuz yaşına geldiğinde ise gelecekteki büyük kariyerinin habercisi olan hadisleri yazmaya başlamıştı. Erken yaşta başlayan bu derin bilgi arayışı ve sergilediği olağanüstü başarılar, onu kısa sürede dönemin en büyük ilim merkezlerine taşımaya yetti. Tefsir, fıkıh ve tarih alanlarında çağları aşan eserler verdi.
İlim Uğrunda Geçen Bir Ömür ve Seyahatler
Henüz on iki yaşındayken ilim tahsil etmek amacıyla doğup büyüdüğü toprakları geride bırakan genç Taberi, beş yıl boyunca kalıp tarih, hadis ve Hanefi fıkhı öğreneceği İran'ın Rey şehrine doğru uzun bir yolculuğa çıktı. Bilgiye olan açlığı onu durdurmadı. Dönemin en büyük muhaddisi Ahmed bin Hanbel'den ders almak amacıyla Bağdat'a doğru yola çıktı. Ancak şehre ulaştığında büyük imamın henüz yeni vefat ettiğini öğrendi. Bu kayba rağmen Bağdat'ta kalarak Za‘ferânî ve Ebû Said el-İstahrî gibi kıymetli hocalardan Şafii fıkhı okudu. Seyahat rotasını daha sonra Basra ve Kûfe'ye çevirdi. Basra'da İbn Musennâ başta olmak üzere çok sayıda alimden ders alarak hadis kayıtları tuttu. Bu dönemde cahiliye devri olaylarını, Hz. Muhammed'in hayatını ve Dört Halife dönemine dair önemli rivayetleri derledi. Kûfe'de ise kıraat, Arap dili ve edebiyatı üzerine yoğunlaştı. İki yıl süren Kûfe ikametinin ardından tekrar Bağdat'a dönen Taberi, oradan Mısır'a gitmek üzere yola koyuldu. Seyahati sırasında Anadolu topraklarına uzanarak Adana ve civarındaki sınır bölgelerini ziyaret etti. 867 yılında Mısır'a ulaşmadan evvel Filistin, Ürdün, Şam, Humus ve Kınnesrin gibi önemli ilim havzalarında bulundu. Beyrut'ta Abbas b. Velid el-Beyrûtî'nin yanında Kur'an hatmi yaparak Şamlıların kıraat ekolünü öğrendi. Tolunoğulları Devleti kontrolündeki Mısır'a vardığında fıkıh, hadis ve edebiyat derslerine devam etti. Şam seyahatinin ardından tekrar Mısır'a dönen ve çalışmalarını derinleştiren büyük deha, nihayet 870 yılında halifelik merkezi olan Bağdat'a kalıcı olarak yerleşti. Bağdat'ta matematik, tıp, kıraat ve tarih gibi geniş bir yelpazedeki hocaların ders halkalarına katılarak çok yönlü bir entelektüel kimlik kazandı.
Fıkıhta Zirve ve Cerîriyye Mezhebi
Taberi, kazandığı derin birikimle sadece bir aktarıcı değil, aynı zamanda müstakil bir fıkıh otoritesi haline geldi. Fıkıh eğitimini Davud-i Zahiri, Mısır'da Rebi' bin Süleyman ve Bağdat'ta Muhammed Za‘ferani gibi devrin büyük üstatlarından alan alim; ayrıca Yunus bin Abdüla‘la'dan Maliki fıkhını, Ebu Mukatil'den ise Hanefi fıkhını büyük bir titizlikle öğrendi. Başlangıçta Şafii mezhebine bağlı olarak Bağdat'ta on yıl boyunca fetvalar veren Taberi, zamanla mutlak müctehidlik mertebesine yükseldi. Ancak edindiği muazzam bilgi birikimi, onu kendi fıkhi sistemini kurmaya yöneltti. Kaleme aldığı İhtilâfu'l-Fukahâ adlı eseriyle mezheplerin delillerini kıyaslayıp kendi özgün görüşlerini sundu. Böylece İslam dünyasında Taberiyye veya Cerîriyye mezhebi adıyla anılan yeni bir fıkıh ekolü doğdu. Bu bağımsız mezhep, yaklaşık bir asır boyunca varlığını korumayı başardı. Fakat takipçilerinin azalması, eserlerin korunamaması ve Şafii ile Hanbeli mensuplarının yoğun mezhep taassupları yüzünden günümüze ulaşamadı.
Çağları Aydınlatan Ölümsüz Eserleri
Taberi, ömrü boyunca durmaksızın çalışarak devasa bir miras bıraktı. Yüz bin hadis-i şerifi ravileriyle birlikte ezberleyen güçlü bir hafızaydı. Entelektüel birikimini cömertçe insanlığa sundu ve farklı disiplinlerde çok sayıda eser yazdı. Bu eserlerin önemli bir kısmı zaman içinde kaybolmuş olsa da günümüze ulaşanlar bile İslam düşüncesinin temel referans kaynakları kabul edilir. Büyük alimin günümüze ulaşan ve İslam dünyasında derin izler bırakan başlıca eserleri şunlardır:
- Peygamberler ve Melikler Tarihi (Tarih er-Rusül ve'l Muluk ve'l Hulafa): Erken dönem İslam tarihi ile Emeviler ve Abbasiler dönemini kronolojik olarak aktaran benzersiz bir başvuru kaynağıdır.
- Cami'ul Beyân an Tevil'il Kur'ân (Tefsir'ut Taberi): Rivayet tefsirlerinin anası olarak kabul edilen ve 883 yılında tamamlanan bu dev eser, Kur'an yorumculuğunda bir dönüm noktasıdır.
- İhtilafu'l Fukaha: Farklı coğrafyalardaki fıkıh alimlerinin görüş ayrılıklarını ve bu ayrılıkların delillerini inceleyen kıymetli bir mukayeseli hukuk çalışmasıdır.
- Kitabu Şerhi's Sünne: İtikadi ve mezhebi tartışmaları ele alan, döneminin inanç esaslarına dair ışık tutan önemli bir risaledir.
- Letâifu'l Kavl fi Ahkam-i Şerai'l İslâm: Taberi'nin usul-i fıkıh sahasındaki yetkinliğini ve metodolojisini ortaya koyan temel metinlerden biridir.
Kendisinden Ebu Şuayb-il-Harrani ve Abdülgaffar Huseybi gibi kıymetli talebelerin ders aldığı büyük fikir adamı, 17 Şubat 923 tarihinde, o dönem hilafet merkezi olan Irak'ın Bağdat şehrinde 84 yaşında hayata gözlerini yumdu. Ardında bıraktığı devasa kütüphane ve çağları aşan ilmi metodoloji, günümüzde dahi İslam bilimleri üzerine çalışan araştırmacıların yolunu aydınlatmaya devam etmektedir.
