Osmanlı mimarlık tarihinin en sıra dışı dönemlerinden biri olan on sekizinci yüzyılda, imparatorluğun ilk Barok eseri kabul edilen Nuruosmaniye Camii’nin inşasında başrolü üstlenen Simeon Kalfa, İstanbul’da yaşamış Rum asıllı hassa mimarıdır. Doğum yılı kesin olarak bilinmeyen ancak 1761 senesinde vefat ettiği kaydedilen bu usta sanatkâr, geleneksel Osmanlı yapı sanatını Avrupa’dan gelen yeni akımlarla harmanlayarak dönemin başkentine anıtsal bir ibadethane kazandırmıştır. Kendisi hakkında günümüze çok az detay ulaşmıştır. Yapının inşasında gösterdiği üstün beceriler, padişahın takdirini kazanmasını sağlamıştır. Böylece saray, mimara Kandilli civarında bir yalı ihsan etmiştir.
Köken Tartışmaları ve Tarihi Kayıtlar
Simeon Kalfa’nın soyu ve ailesi hakkında araştırmacılar arasında çeşitli fikir ayrılıkları bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar onun Ermeni kökenli olabileceğini ileri sürmüştür. Nümizmat Yertvart Alyanakyan, 5 Ocak 1945 tarihli Jamanak gazetesinde yazdığı makalede onun Kayserili bir Ermeni olduğunu iddia etmiştir. Kanıt olarak Pangaltı Ermeni Mezarlığı’ndaki bir mezar taşını göstermiştir. Taştaki bilgilere göre bu mezar Kayseri’nin Nirze köyünden gelen ve 1761’de vefat eden bir Simeon Kalfa’ya aittir. Buna karşın eski Ermeni kaynaklarında mimarın kökenine dair hiçbir kayıt bulunamamıştır. Rahip Hagop Çamçiyants tarafından kaleme alınan mektuplarda mimardan açıkça bir Rum olarak bahsedilmektedir. Rum Patrik Vekili Metropolit Melitinis Yuvakim’in sunduğu belgeler de bu tezi kuvvetle desteklemektedir. Bu belgelerde Simeon’un on sekizinci asırda Türklerin katında büyük nüfuz kazandığı belirtilmektedir. Ayrıca onun Patrik Kirillos’u destekleyen etkili bir hassa mimarı olduğu açıkça yazılıdır.
Nuruosmaniye Camii’ndeki İmzası ve Mimari Dehası
Caminin yapım sürecinde teknik idareyi bütünüyle üstlenen mimar, kubbenin inşasında büyük rol oynamıştır. Şantiyeyi gezen Fransız seyyah Li Roi, kubbenin yapımında teknik sorumluğun bir Rum ustaya verildiğini yazar. Simeon Kalfa, devasa bir kubbe inşa edebilmek için büyük usta Sinan’ın tasarımlarını incelemiştir. Geleneksel mimarinin en iyi örneklerini etüt ederek yapısal çözümler üretmiştir. Öte yandan ibadethanenin diğer kısımlarını serbestçe tasarlayarak önemli bir sanatsal yeniliğe imza atmıştır. Bu yenilikçi anlayışın en somut kanıtı, caminin giriş kısmında uygulanan çokgen avlu biçimidir. Klasik formların dışına çıkan bu oval avlu planı, sonraki dönemlerde bir daha tekrarlanmamıştır. İnşaat tamamlanınca Padişah Mahmud ve Osman, mimara hizmetlerinden dolayı görkemli bir törenle hilât giydirmişlerdir. Bina kâtibi Ahmet Efendi de kayıtlarında mimarın fen ve sanattaki büyük tecrübesine atıfta bulunur.
Simeon Kalfa’nın mesleki başarıları ve dönemindeki konumunu özetleyen unsurlar şunlardır:
- Nuruosmaniye Camii şantiyesindeki tüm mimari ve teknik uygulamaları başarıyla yönetmesi
- Osmanlı’nın ilk barok cami tasarımında klasik kare planı oval hatlarla harmanlaması
- Padişah tarafından hilât giydirilerek taltif edilen gayrimüslim ustalar arasında ilk sırada yer alması
- Kandilli sahilinde kendisine verilen değerli bir yalıda ikamet edecek derecede saray nezdinde nüfuz sahibi olması
Kandilli’deki Kızıl Yalı Sürgünü
Saray’ın mimarlık alanındaki başarılarına karşılık Simeon Kalfa’ya hediye ettiği yalı, ilerleyen yıllarda büyük bir tartışmanın odağı haline gelmiştir. Boğaziçi kıyısındaki bu koyu kırmızı konut, Sultan III. Mustafa’nın Bebek gezisi esnasında dikkatini çekmiştir. Karşı sahilde yükselen gösterişli binayı gören padişah, mülkün sahibinin bir gayrimüslim olduğunu öğrenince bu duruma sert tepki göstermiştir. Padişahın emriyle anahtarları elinden alınan mimar, Kandilli’deki evini boşaltmak zorunda bırakılmıştır. Bunun üzerine Simeon Kalfa, Ortaköy’de bulunan Şöhretoğlu bostanı manzaralı başka bir kırmızı eve nakledilmiştir. Bu hadise, dönemin azınlık cemaati arasında büyük bir korku ve endişe dalgasına yol açmıştır. Kandilli’deki kıymetli mülkün satışı için saray yetkilileri ile mimar arasında pazarlıklar uzun süre devam etmiştir. Sultan’ın yalı için önerdiği on beş kese bedeli az bulan Simeon Kalfa, mülkü için on sekiz kese talep etmiştir. Tarihe geçen bu olay, Osmanlı döneminde gayrimüslim tebaanın mülkiyet ve iskân haklarının ne denli hassas dengeler üzerine kurulu olduğunu gösteren ibretlik bir kesittir.