Tatar göçünün Türkiye'deki en önemli temsilcileri arasında yer alan Saniye İffet Ugan, 1899 yılında Rusya sınırları içindeki Çistay kentinde dünyaya gözlerini açmış; Tatar ve Türk edebiyat dünyasında derin izler bırakarak 12 Nisan 1957 tarihinde Ankara'da yaşamını yitirmiştir. Şair, yazar, oyun yazarı, öğretmen ve yayıncı kimlikleriyle çok yönlü bir portre çizen Ugan, ulusal kimlik mücadelesini sanatıyla birleştirmiştir. Tüccar bir ailenin çocuğu olarak başladığı yaşam yolculuğunu, zorlu göç yollarının ardından Türkiye'de tamamlamıştır. Yaşamı boyunca kaleme aldığı milli duygularla örülü şiirleri ve eğitime sunduğu katkılarla Türk dünyasının unutulmaz kadın aydınlarından biri haline gelmiştir.
Çocukluk Yılları ve Fikir Dünyasının Şekillenişi
Genç yaşta annesi Galiya'yı kaybeden küçük Saniye, dönemin şartlarına göre oldukça donanımlı ve eğitimli olan ebesi Hadice'nin şefkatli ellerinde büyümüştür. Çocukluk döneminde aldığı bu aile terbiyesi, onun gelecekteki güçlü karakterinin temel taşını oluşturmuştur. İlerleyen yıllarda Tum kasabasına giderek, burada yayımlanan "Sibirya" gazetesinde çalışan teyzesinin kızı Fatıymai-Feride Vahapova-Nevruzova'nın yanına yerleşmiştir. Zengin kütüphane, genç kızın dünya görüşünü değiştirdi. Burada Tatar, Türk ve Rus edebiyatının seçkin eserlerini okuma fırsatı bularak bilgiye olan açlığını gidermiştir. Aynı zamanda akrabasının ceditçi ve feminist fikirlerinden derinden etkilenmiştir. Eğitim hayatını Çistay ile İj-Bubiy okullarında tamamlayan yazar, ilk şiiri "Ölsem eğer"i henüz çok genç bir yaşta, 1912 yılında Sibirya gazetesinde okurla buluşturmuştur.
Milli Mücadele ve Ufa Dönemi
Eğitim hayatının ardından genç bir bilim insanı ve milliyetçi olan Zakir Kadıri ile evlenen şair, eşinin Ufa şehrinde çıkardığı "Turmuş" gazetesinde aktif olarak yazmaya başlamıştır. Bu yayın organındaki şiirleriyle sesini geniş kitlelere duyurmuştur. Özellikle milletin karşı karşıya kaldığı zorlukları ve toplumsal meseleleri ele alan eserleriyle milli bir şair olarak tanınmıştır. 22 Temmuz 1917 tarihinde İç Rusya ve Sibirya Türk-Tatarlarının Milli-Medeni özerkliği ilan edilince, büyük bir coşkuyla bağımsızlık hislerini mısralara dökmüştür. Ancak bu özerk yönetimin Sovyet hükümeti tarafından zorla dağıtılması üzerine şair, derin bir hüzün ve isyan barındıran eserler kaleme almıştır. Bu dönemde öne çıkan önemli şiirlerinden bazıları şunlardır:
- İl (Memleket)
- Yeniden Doğarız
- Düş mü bu?
- Tan atması
- Yok!
- Nerede söz?
Bolşevik baskısı altındaki Ufa'dan kaçmak zorunda kalan eşi Zakir Kadiri, Petropavlovsk ve Mançurya üzerinden Türkiye'ye sığınırken, Saniye İffet bir süre okulda öğretmenlik yaparak Tatar dili ve edebiyatını genç nesillere aktarmıştır.
Türkiye Yılları ve Edebi Mirası
Eşinin gidişinden iki yıl sonra, iki çocuğuyla birlikte büyük tehlikeleri ve zorlukları aşarak Türkiye'ye ulaşmayı başarmıştır. Saniye İffet, eşiyle yeniden bir araya geldiği bu yeni vatanında da edebi üretkenliğini ara vermeden sürdürmüştür. Burada şiirler yazıp tiyatro oyunları kaleme almıştır. Eserleri, dönemin önemli fikir dergilerinden biri olan ve Ayaz İshaki tarafından yayımlanan "Yeni Milli Yol" dergisinde kendine yer bulmuştur. Sanatçı ayrıca, eşi Zakir Kadiri'nin Arapçadan çevirdiği beş ciltlik devasa eser "Milletler ve Hükümdarlar Tarihi" çeviri çalışmalarına da doğrudan katkı sağlamıştır. Ankara'da hayata gözlerini yumana dek kalemini elinden düşürmeyen yazar, hem bir öğretmen hem de bir fikir kadını olarak Türk dünyasına hizmet etmiştir.
