Sami Yetik, 1878 yılında İstanbul'da doğmuş, askeri kimliği ile ressamlık yeteneğini birleştirerek Türk resim sanatına yön vermiş öncü bir sanatçıdır. Sanatçı, öğrencilik yıllarından itibaren fırçasıyla cephelerden akademilere uzanan bir köprü kurmuştur. Birinci Dünya Savaşı ve Balkan Savaşları gibi zorlu dönemlerde görev yaparken, edindiği izlenimleri tuvallere aktararak döneminin ruhunu belgelemiştir. Resim eğitimini hem yerel okullarda hem de Paris'teki ünlü atölyelerde tamamlayan sanatçı, 1945 yılında hayata gözlerini yummuştur.
Askeri Okullardan Sanat Akademilerine Uzanan Eğitim Yılları
Sami Yetik, ilköğrenimini Şehzadebaşı Taş Mektep bünyesinde tamamladıktan sonra Çiçek Pazarı Rüştiyesi'ne devam etti. Ardından Mülkiye İdadisi'nden Kuleli Askeri İdadisi'ne geçiş yaptı. Onun resme olan ilgisi Kuleli yıllarına kadar beğeni düzeyindeydi. Okul arkadaşı Mehmet Ali Laga'nın resim tutkusu, Yetik'in de bu sanata yönelmesini sağladı. Okul hocalarından Osman Nuri Paşa'nın teşviki ise resim yapma isteğini daha da güçlendirdi. Kuleli'den sonra 1896 yılında girdiği Harbiye Mektebi'nde Hoca Ali Rıza'nın öğrencisi oldu. 1898 yılındaki mezuniyetinin ardından da hocasının yakın ilgisi devam etti.
Mezuniyetinin ardından katıldığı sınavı başarıyla tamamlayan sanatçı, Eyüpsultan Baytar Askeri Rüştiyesi'ne resim öğretmeni olarak atandı. Buradaki görevinin sonrasında, 1900 yılında akademik sanat eğitimi almak amacıyla Sanayi-i Nefise Mektebi'ne girdi ve 1906'da bu okuldan mezun oldu. Mezuniyetinin ardından bir süre Harbiye Mektebi ve Kuleli Askeri İdadisi bünyesinde öğretmenlik yaptı. Sanatçının ilk resim öğretmeni Hoca Ali Rıza iken, figür alanındaki ilk hocası ise İtalyan sanatçı Valeri oldu. Koca Mustafa Paşa Askeri Rüştiyesi'nde görevini sürdürüken, Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa'nın özel izniyle Paris'e gitme fırsatı buldu. Paris'te bulunduğu dönemde Akademi Julian ve Ecole Pijieve gibi prestijli sanat kurumlarına devam eden ressam, aynı zamanda Juan Paul Lauren'in atölyesinde çalışarak kendini geliştirme imkânı buldu. Bu süreçte klasik anlayışın sınırlarını aşarak doğa gözlemine dayalı empresyonist akımın heyecanına kapıldı.
Paris'te bulunduğu 1908-1912 yılları arasında, Sanayi-i Nefise Mektebi'nden mezun olup Avrupa'ya gönderilen diğer Türk sanatçılarla bir arada bulundu. Yurda döndüklerinde Türk resminde yeni bir ekol yaratacak olan bu önemli isimler şunlardı:
- İbrahim Çallı
- Feyhaman Duran
- Hikmet Onat
- Nazmi Ziya Güran
- Namık İsmail
- Hüseyin Avni Lifij
Avrupa'da 19. yüzyılın ortalarında doğan Empresyonizm akımının Türkiye'deki ilk temsilcisi Hüseyin Zekai Paşa olsa da, akımın ülkede geniş kitlelere yayılması 1914 yılından sonra gerçekleşti. Paris'teki eğitimini tamamlayıp ülkeye dönen Sami Yetik, yeniden Kuleli Askeri İdadisi resim öğretmenliğine atandı. Öğretmenliği boyunca öğrencileriyle çok samimi ve güçlü ilişkiler kuran sanatçı, geleceğin başarılı ressamlarının yetişmesinde önemli roller üstlendi.
Savaş Cepheleri ve Esaret Yılları
Sami Yetik yalnızca tuval başında çalışan bir sanatçı değildi. O, aynı zamanda Osmanlı Ordusu'nda görev yapan onurlu bir subaydı. Bu görevi nedeniyle Balkan Savaşı patlak verdiğinde Edirne cephesi'nde görevlendirildi. Cephedeki bu zorlu görevde, okul yıllarından beri yakın arkadaşı olan Mehmet Ali Laga da onun yanındaydı. Balkan Savaşı'nın en sıcak anlarında Edirne'nin düşmesiyle sonuçlanan süreçte düşman kuvvetleri tarafından esir alınan yetenekli sanatçı, uzunca bir süre esaret altında kalacağı Sofya'ya gönderildi. Esaret günlerinde Sofya'da kalan sanatçı, zor koşullara rağmen Bulgar ressamlarla sanatsal ilişkiler kurmayı başardı. Savaştan hemen önce, Edirne'de yaşayan diğer bir asker ressam olan Hasan Rıza ile son gecesini paylaşmıştı. Bulgarlar tarafından haince şehit edilen Hasan Rıza'nın yağmalanan atölyesine sahip çıkan Yetik, bu atölyedeki eserleri koruma altına aldı. Yetik'in bu çabaları sayesinde, şehit ressama ait bazı tabloların kurtarılarak Viyana müzelerine ulaştırılması sağlandı.
1914 Kuşağı ve Türk Resminde Büyük Uyanış
Zorlu esaret günlerinin sona ermesinin ardından vatanına dönen yetenekli subay, Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle birlikte Boğazlar Müstahkem Mevkii bünyesinde aktif olarak görev aldı. Cephede aktif olarak savaşırken bile resim yapmaktan asla vazgeçmedi. Bulduğu her fırsatta etütler yaptı ve eskizler çizerek gözlemlerini kâğıda aktardı. Bu zor zamanlarda cephe gerisinde çizdiği etütler, onun gelecekte tuvale aktaracağı devasa kompozisyonların temelini oluşturdu. Savaş sonrasında Türk resim sanatında 1914 yılından itibaren çok büyük bir canlanma yaşandı. Sanat tarihimizde 1914 Kuşağı veya Çallı Kuşağı olarak adlandırılan bu uyanış hareketine Sami Yetik ve arkadaşları öncülük etti. Grupta yer alan isimler şunlardı:
- Sami Yetik
- Ali Sami Boyar
- Hikmet Onat
- İbrahim Çallı
- Ali Cemal
- Namık İsmail
- Nazmi Ziya Güran
- Feyhaman Duran
- Hüseyin Avni Lifij
Bu grup, Şişli'de kurulan özel bir atölyede bir araya gelerek büyük boyutlu savaş temalı tablolar üretti. Eserlerin Viyana ve Berlin şehirlerinde düzenlenecek olan Osmanlı Muharebe Resimleri sergisinde gösterilmesi planlanıyordu. Kısa bir hazırlık aşamasından sonra tamamlanan eserler sergilenmek üzere Viyana'ya taşındı. 1918 yılında Viyana Üniversitesi salonlarında açılan sergi, yerli ve yabancı devlet adamlarının katılımıyla büyük ses getirdi. Avrupa'nın kültür merkezlerinde açılan bu önemli sergi, dönemin popüler gazete ve dergilerinde geniş yer bularak Türk resim sanatının uluslararası alanda tanıtılmasına büyük katkı sağladı.
