Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde dünyaya gözlerini açan Said Nursî, Osmanlı'nın son döneminden Türkiye Cumhuriyeti'ne uzanan süreçte derin izler bırakmış bir İslam âlimi, müfessir ve yazarıdır. Babasının adı Abdullah Mirza, annesi ise Nuriye'dir. Kendisi yedi çocuklu çiftçi bir ailenin dördüncü evladıdır. Genç yaşta gösterdiği ilmî başarılarla Bediüzzaman unvanını alan bu önemli şahsiyet, ömrü boyunca hem eğitim projeleri hem de kaleme aldığı eserlerle toplumu aydınlatmayı amaçlamıştır. Özellikle fen ve din bilimlerinin bir arada okutulacağı modern bir üniversite hayaliyle İstanbul'a gelmiş, bu uğurda dönemin padişahlarıyla görüşmeler gerçekleştirmiştir. Birinci Dünya Savaşı'nda gönüllü milis alayı kumandanı olarak Kafkasya Cephesi'nde savaşmış ve esaret yılları yaşamıştır. Cumhuriyet döneminde ise inanç konularına yoğunlaşarak milyonlarca insanı etkileyen Risale-i Nur külliyatını telif etmiştir.
Medreseden Cepheye Uzanan Fikir ve Mücadele Yılları
Genç yaşlarında medrese geleneklerine bağlı ilmi tartışmalarda üstün başarılar gösteren Molla Said, zekasıyla kısa sürede şöhret kazandı. Henüz on beş yaşındayken katıldığı bir sınavın ardından Molla Fethullah tarafından kendisine "çağın eşsizi" manasına gelen Bediüzzaman unvanı layık görüldü. Doğu Anadolu'da fen ilimleri ile dini ilimlerin birlikte okutulacağı Medresetü'z-Zehra isimli büyük bir eğitim kurumunun hayalini kuruyordu. Bu projeyi hayata geçirmek için İstanbul'a gelerek Sultan İkinci Abdülhamid ile görüşmek istedi ancak bu girişiminden bir sonuç alamadı. Daha sonra tahta geçen Sultan Reşad ile görüşmeyi başararak projesini ayrıntılarıyla aktardı. Sultan tarafından kabul gören bu vizyoner eğitim projesi için Van Valiliğine bin altın tutarında bir ödenek gönderildi. O dönemde meşrutiyet fikrini savunan ve bu sistemin İslam diniyle çelişmediğini dile getiren alim, görüşlerini Münazarat adlı eserinde topladı. İstanbul'a çeşitli gazete ve dergilerde yazılar neşretti. Ayrıca İttihad-ı Ekrad ve Marifet isimli gazeteleri çıkarma teşebbüslerinde bulundu. Tarihe 31 Mart Vakası olarak geçen ayaklanmanın yatıştırılması için orduya ve halka hitap eden makaleler kaleme aldı. Olayların ardından kurulan askeri mahkemede yargılansa da suçsuz bulunarak beraat etti. Burada Horhor Medresesi'nde talebelerine ders vermeye başladı.
Eski Said'den Yeni Said'e Ruhsal ve Fikirsel Dönüşüm
Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle vatan savunmasında aktif rol üstlenen Said Nursî, ilk olarak Alay Müftüsü olarak görev aldı. Ardından Enver Paşa'nın görevlendirmesiyle gönüllü milis alayının başına geçerek Kafkas Cephesi'nde Rus ordusuna karşı çetin mücadeleler verdi. Savaş esnasında talebelerinin bir kısmını kaybetti, kendisi de ayağından yaralanarak Ruslara esir düştü. Kostroma'daki esir kampında geçirdiği esaret günlerinin ardından vatana dönmeyi başarıdı. Savaşta gösterdiği kahramanlıklardan ötürü kendisine Harp Madalyası takdim edildi. İstanbul'a döndükten sonra Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye üyeliğine atandı ve aynı dönemde Yeşilay'ın kuruluş faaliyetlerinde kurucu üye olarak yer aldı. Nursî, kendi hayat serüvenini "Eski Said" ve "Yeni Said" olmak üzere iki farklı evreye ayırır. Eski Said dönemi, onun toplumsal ve siyasal sorunların çözümünde aktif olarak sorumluluk üstlendiği, gazete yazıları yazdığı hareketli yılları kapsar. Milli Mücadele sonrasında, 1923 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin daveti üzerine Ankara'ya gitti. Ancak Ankara'daki siyasi havayı kendi düşünceleriyle uyuşmuyor görerek oradan ayrıldı ve Van'da inzivaya çekildi. Bu inziva, onun dünyevi meselelerden tamamen uzaklaşıp imanı güçlendirmeye odaklandığı Yeni Said döneminin fiili başlangıcı oldu.
Zorlu Sürgün Yılları ve Risale-i Nur'un Doğuşu
Yeni Said döneminde siyasetten ve sosyal tartışmalardan tamamen elini eteğini çeken Nursî, en mühim vazifenin sarsılan inanç temellerini sağlamlaştırmak olduğunu savundu. Fikirsel olarak benimsemediği yeni Cumhuriyet yönetimine karşı hiçbir zaman silahlı bir mücadeleye veya isyana girişmedi. Buna rağmen hayatının büyük bölümünü sıkı bir gözetim altında, zorunlu ikametlerde ve çeşitli cezaevlerinde geçirmek zorunda bırakıldı. Isparta'nın Barla nahiyesinde sürgündeyken, Kur'an-ı Kerim'in yaklaşık üç yüz ayetini tefsir eden Risale-i Nur Külliyatı'nı yazmaya başladı. Bu eserler, zamanla el yazısıyla çoğaltılarak geniş kitlelere ulaştı ve Nur Cemaati'nin temelini oluşturdu. Elliye yakın dünya diline çevrilen bu geniş külliyat, İslam dünyasında modern dönemin en çok okunan tefsir çalışmaları arasında yer aldı. Osmanlı döneminde doğduğu bölge nedeniyle daha çok Said-i Kürdî ismiyle anılan ünlü müfessir, Cumhuriyet'in ilanından sonra bu adın siyasi mecralarda istismar edilmesini engellemek amacıyla soyadını Said-i Nursi şeklinde değiştirmiştir. Böylece hem yanlış anlaşılmaların önüne geçmiş oldu hem de doğduğu köye atıfta bulunarak yeni bir kimlik edindi. Tarihsel kayıtlarda doğum yılına dair farklı veriler bulunsa da resmi belgelere göre 1878 yılında doğan ve 23 Mart 1960 tarihinde hayata gözlerini yuman alim, ardında devasa bir fikri miras bırakmıştır.
Said Nursî'nin hayatı boyunca kaleme aldığı veya yayınlanması için girişimlerde bulunduğu başlıca çalışmalar şu şekilde sıralanabilir:
- Risale-i Nur Külliyatı: Yaklaşık üç yüz ayetini tefsir eden ve elliye yakın dile çevrilen devasa eser.
- Münazarat: Meşrutiyet yönetiminin dine aykırı olmadığını savunan sosyo-politik kitap.
- İttihad-ı Ekrad ve Marifet: Gazetecilik alanında neşretmek istediği süreli yayın teşebbüsleri.
