İngiliz edebiyatının ve Romantik Dönem'in en sıra dışı şairlerinden biri olan Percy Bysshe Shelley, 4 Ağustos 1792 tarihinde İngiltere'nin Horsham kentinde, varlıklı bir toprak sahibinin oğlu olarak dünyaya gözlerini açtı. Çocukluğunu büyük bir refah ve lüks içinde geçiren genç Percy, dönemin seçkin ailelerinin çocukları gibi yatılı olarak Eton Koleji bünyesinde eğitim gördü. Ardından yükseköğrenim için adım attığı Oxford Üniversitesi'nde, hayatının ilk büyük kırılma noktasını yaşayacaktı. 1811 yılında bir arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı "Ateizmin Gerekliliği" (The Necessity of Atheism) başlıklı makale, onun burjuva düzeniyle ilk ciddi çatışması oldu. Bu cesur çıkışı nedeniyle üniversiteden atılan genç adam, babası tarafından da evlatlıktan reddedilerek başkent Londra'nın yolunu tuttu.
Oxford'dan Sürgün Edilen Özgür Ruh
Londra'daki ilk günlerinde oldukça zorlu şartlarda, adeta başıboş bir hayat süren Shelley, kız kardeşlerinin harçlıklarından artırıp gönderdiği paralarla ayakta kalmayı başardı. 1811 yılında zengin bir lokantacının kızı olan Harriet Westbrook ile Edinburgh'da gizlice evlendi. Eşinin sunduğu maddi olanaklar sayesinde çeşitli seyahatler yapan şair, Galler'de yaşadıkları dönemde iki önemli eseri üzerinde çalıştı. Özgür aşkı, cumhuriyetçi fikirleri ve vejetaryenliği savunduğu epik şiiri "Kraliçe Mab"i (Queen Mab), kovuşturma korkusu nedeniyle başlangıçta yayımlatamadıysa da 1813'te kendi imkanlarıyla okuyucuya ulaştırdı. Ancak Harriet ile olan birlikteliği uzun ömürlü olmadı. Karısının basit dünyasından hızla sıkılan Shelley, 1814 yılında hayatını derinden etkileyen yazar William Godwin'in 16 yaşındaki kızı Mary Shelley ile tutkulu bir aşka yelken açtı. Mary'nin babasının bu ilişkiye karşı çıkması üzerine çift, İngiltere'yi terk ederek İsviçre'ye sığındı. Burada ünlü şair Lord Byron ile yolları kesişti. Eşi Harriet'ın dramatik intiharının ardından İngiltere'ye dönerek Mary ile resmi olarak evlenen Shelley, 1816 yazını Lord Byron ile Cenevre Gölü kıyısında geçirdi.
İtalya Yılları ve Ölümsüz Eserler
1818 yılında Avrupa turuna çıkan aile, sonunda İtalya'ya yerleşti. Büyükbabasından kalan yüklü miras sayesinde maddi olarak rahat bir yaşama kavuşan Shelley, en olgun ve güzel eserlerini bu topraklarda kaleme aldı. 1816-1818 yılları arasında yazdığı "İslam'ın İsyanı" (The Revolt of Islam) ve 1820 tarihli "Zincirlerinden Kurtulmuş Prometheus" (Prometheus Unbound) gibi yapıtlarında, kadın ile erkeğin birlikteliğini kurtarıcı bir güç olarak nitelendirdi. Umudunu Doğu'ya bağlayan şair, bu dönemde Lev Tolstoy ile birlikte vejetaryenliğin en aktif gönüllü savunucuları arasında yer aldı. İtalya'da geçirdiği verimli yıllarda "Tarlakuşuna" (To a Skylark) ve dostu John Keats'in vefatı üzerine yazdığı "Adonais" gibi başyapıtları üretti. Ayrıca "Alastor ya da Yalnızlığın Ruhu" (1816), "Rosalind ve Helen" (1819) ile düzyazı alanındaki önemli makalesi "Şiirin Savunması" (A Defence of Poetry, 1821) bu dönemde gün yüzüne çıktı.
Shelley'nin edebiyat dünyasında derin iz bırakan başlıca yapıtları şunlardır:
- Prometheus Unbound (Zincirlerinden Kurtulmuş Prometheus)
- Adonais (John Keats'in ölümü üzerine yazılan ağıt)
- To a Skylark (Tarlakuşuna)
- Ode to the West Wind (Karayele Gazel)
- Queen Mab (Kraliçe Mab)
- A Defence of Poetry (Şiirin Savunması)
Fırtınalı Bir Son ve Edebi Miras
Şairin ilk evliliğinden bir kızı ve bir oğlu dünyaya gelmişti. Mary Shelley ile olan ikinci evliliğinden ise Percy Florence, Claire Clairmont ve William adlarında çocukları oldu. 1822 yılının Temmuz ayında, arkadaşı Edward Williams ve eşi Mary ile "Ariel" adını verdiği yelkenlisiyle denize açılan şair, Livorno sahili açıklarında yakalandıkları şiddetli bir fırtınada teknesinin alabora olması sonucu sulara gömüldü. Kayboluşundan on gün sonra cansız bedeni kıyıya vuran Shelley, vasiyetine uygun şekilde bulunduğu sahilde yakılarak son yolculuğuna uğurlandı. Otuz yıllık kısa ömrüne sığdırdığı coşkulu tarlakuşu betimlemeleri ve "Karayele Gazel" (Ode to the West Wind) gibi eşsiz doğa şiirleriyle, dünya edebiyatında silinmez bir iz bıraktı.
