Türkiye'de tıp dünyasının en cesur kadın figürlerinden biri olan Pakize Tarzi, 1909 yılında Halep'te hayata gözlerini açtı. Tıbba adım atabilmek için yaşını mahkeme kararıyla büyüten Tarzi, 18 Ekim 2004 tarihinde 95 yaşında İstanbul'da vefat etti. Ülkemizin ilk kadın jinekoloğu olarak tarihe geçen Tarzi, sadece tıp alanındaki başarılarıyla değil, sosyal alandaki öncü adımlarıyla da modern Türk kadınının simgelerinden biri haline geldi. O, hem İstanbul Boğazı'nı yüzerek geçen ilk kadın unvanını kazandı hem de Türkiye'nin ilk özel kadın doğum hastanesini kurdu. Genç Cumhuriyet'in hekim yetiştirme seferberliğinde en ön saflarda yer alarak binlerce kadının hayatına dokundu.
Cumhuriyet tarihinin bu efsanevi ismi, yaşamı boyunca pek çok ilke imza attı:
- Türkiye'nin ilk kadın kadın doğum uzmanı ve jinekoloğu olması,
- İstanbul Boğazı'nı yüzerek aşmayı başaran ilk kadın unvanını alması,
- Ülkenin ilk özel kadın doğum kliniğini kurarak modern tıp hizmeti sunması,
- Türkiye'deki ilk Soroptimist kulübün kurucuları arasında yer alması.
Savaşın Gölgesinde Çocukluk ve Tıbba Uzanan Yol
Tarzi'nin çocukluk yılları, Osmanlı İmparatorluğu'nun çalkantılı son dönemlerine rastlar. Ziraat Bankası Suriye Genel Müdürü olan babası İzzet Saltık Bey'in görev yeri sebebiyle Halep'te başlayan yaşamı, Şam'daki görkemli bir köşkte geniş aile fertleriyle sürdü. Ancak Birinci Dünya Savaşı'nın getirdiği işgaller, ailenin kaderini tamamen değiştirdi. İngilizlerin Şam'ı işgal etmesiyle önce Adana'ya, ardından Fransız baskısıyla Konya'ya göç etmek zorunda kaldılar. Tarzi, ortaokul eğitimini Konya'daki Sörler Okulu'nda tamamladı. 1920 yılında patlak veren Delibaş İsyanı, aile için derin bir trajediye dönüştü. Ablasını bu kalkışmada kaybeden ve amcası Mustafa Tevfik Bey esir düşen Tarzi, ailesiyle Bursa'ya taşınmak zorunda kaldı. Yatılı olarak okuduğu Bursa Amerikan Kız Koleji'nden mezun olduktan sonra hekim olmaya karar verdi. Ailesi onun bu idealini desteklemek için İstanbul'a yerleşti. Gerçek doğum yılı 1912 olmasına rağmen, tıp fakültesine kabul edilebilmek için yasal yollarla yaşını üç yıl büyüterek Darülfünun kapısından içeri adım attı.
Boğaz'da Kırılan Rekor ve Tıpta Akademik Adımlar
Üniversite yıllarında kimya ve fizik bilimleriyle başlayan yükseköğrenim yolculuğu, hekimlik stajlarıyla zenginleşti. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün teşvikiyle Anadolu köylerinde kadınların sağlık sorunlarını yerinde inceleme fırsatı buldu. Üç haftalık bu saha deneyimi, uzmanlık alanı olarak kadın hastalıklarını seçmesinde belirleyici bir rol oynadı. 1932 yılında fakülteden mezun olduktan sonra, ünlü Alman Profesör Wilhelm Liepmann'ın yönetimindeki Haseki Kadın Hastalıkları Kliniği'nde ilk kadın asistan olarak göreve başladı. Mesleki başarılarının yanı sıra sporcu kimliğiyle de öne çıkan hekim, aynı yılın yazında düzenlenen yüzme yarışında İstanbul Boğazı'nı yüzerek geçen ilk kadın sporcu oldu. Zorlu uzmanlık eğitimini Liepmann ile birlikte girdiği ameliyatlarla pekiştirerek bir buçuk yıl gibi kısa bir sürede tamamladı. Üniversitenin ilk kadın doğum uzmanı sıfatıyla mezun olduktan sonra, 1935 yılında Afganistan Kralı'nın yeğeni Prens Fettah Tarzi ile dünya evine girdi. Çift evliliklerinin ardından Roma'ya yerleşti. Pakize Hanım burada da diplomasını onaylatarak hekimlik mesleğini sürdürdü. İlk çocuğunun doğumu için vatanına dönen başarılı doktor, Türkiye'de kalmaya karar vererek akademik çalışmalarına devam etti.
Öncü Bir Sağlık Girişimi ve Toplumsal Katkılar
Tıp fakültesinde doçentlik sınavına giren Tarzi, tezi tam not almasına karşın pratik ders anlatımındaki süre kısıtı nedeniyle akademik engelle karşılaştı. Sınavda kırk beş dakikalık süreyi dolduramadığı gerekçesiyle doçentliği onaylanmayınca üniversiteden istifa etti. Bu haksızlık onu yıldırmadı; aksine kendi bağımsız yolunu çizmesine vesile oldu. Özel hastanelerde sürdürdüğü ameliyatların ardından, yalnızca kadın doğum üzerine odaklanan özel bir kliniğin eksikliğini hissetti. Tarihler 21 Temmuz 1949'u gösterdiğinde Şişli'de Türkiye'nin ilk özel kadın doğum kliniğinin kapılarını açtı. Klinikte, pıhtılaşmayı önleyici "heparin" adlı ilacın hastalarda alerji ve kangrene yol açtığını ilk kez saptayarak dünya tıp literatürünün ilgisini çekti. 1966 yılında kliniğini Nişantaşı'na taşıyan ünlü hekim, muayenehanesinde 1998 yılına kadar aralıksız hizmet vererek binlerce yeni doğanın dünyaya gözlerini açmasını sağladı. Sağlık alanındaki devrimlerinin yanı sıra sosyal sorumluluk projelerinde de yer alan hekim, 1948 yılında yazar Müfide Ferit ile birlikte Türkiye'deki ilk Soroptimist kulübünü kurdu ve çeyrek asır boyunca başkanlığını üstlendi. Fatma, Zeynep ve Mahmut adında üç evlat sahibi olan hekim, geride silinmez izler bırakarak aramızdan ayrıldı.
