Pakize Başaran, Saraybosna’dan Türkiye’ye göç eden Boşnak bir ailenin kızı olarak 1 Ocak 1920'de Bandırma’da dünyaya gözlerini açtı. Üç kız kardeşin ortancası olan Pakize Başaran, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren ülkenin toplumsal ve kültürel dönüşümüne yakından tanıklık ederek Türk edebiyatında derin izler bırakan son derece üretken bir yazar haline geldi. Annesi Naile Aykut Musiç ile müzisyen babası Ömer Musiç’in yönlendirmesiyle erken yaşta hayatı tanımaya başladı. Babasının vefatının ardından Bandırma Belediyesi’nde daktilo memuru olarak işe başlayan ablasından daktilo kullanmanın inceliklerini öğrenmesi, genç Pakize’nin gelecekteki parlak yazı serüveninin ilk tohumlarını atmıştır. Noter memurluğu sınavını kazanarak 1941 yılında adım attığı iş hayatı, ona hem geçim kapısı oldu hem de İstanbul'un seçkin edebiyat çevreleriyle tanışma fırsatı sundu. Uzun ve üretken yaşamını 12 Haziran 2023 tarihinde yine doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği topraklarda, 103 yaşında noktalayan bu asırlık çınar, geride aşkın ve tarihin kusursuzca harmanlandığı çok sayıda unutulmaz eser bıraktı.
Noter Odalarından Sanat Dünyasına Uzanan Yolculuk
Genç yaşta girdiği noter memurluğu, Pakize Başaran'ın hayatının en büyük dönüm noktalarından biridir. İstanbul İkinci Noterliğinde 1941 yılında göreve başlayan Başaran, mesleki disiplini sayesinde kısa sürede yükseldi. Nitekim 14 Mayıs 1954 tarihine gelindiğinde artık yeminli vekil ve yeminli başkatip unvanlarını taşıyordu. Tam 37 yıl boyunca aynı noterlikte aralıksız hizmet verdi. Burası sadece resmi evrakların düzenlendiği soğuk bir daire değildi. Aksine, dönemin önde gelen aydınlarının, şairlerinin ve yazarlarının yollarının kesiştiği canlı bir kültür durağıydı.
Noterlikte mesai yaparken tanıştığı gazeteci Tarık Mümtaz Göztepe, onun içindeki edebi yeteneği ilk fark eden isim oldu. Göztepe'nin ısrarlı teşvikleri, genç memurun kalemini kağıtla buluşturmasını sağladı. Zamanla buraya yolu düşen pek çok usta yazar da onun şiirlerindeki derin duygu dünyasını beğendi. Onu şiir sınırlarının dışına çıkmaya, öykü ve roman yazmaya yönlendirdiler. Bu cesaret verici ortamda yazılan ilk öykü olan 'Hacı Nine', 31 Ocak 1948 günü Yeni Sabah Gazetesi sayfalarında okurla buluştu. İlk romanı Benim Doktorum ise 1951 yılında yayımlanarak edebiyat dünyasındaki yerini sağlamlaştırdı. Başaran artık sadece bir noter çalışanı değil, geleceği parlak bir edebiyatçıydı.
Tarihin ve Aşkın Kusursuz Birlikteliği
Pakize Başaran’ın eserleri, okuyucuyu hem heyecanlı bir aşk serüvenine sürükler hem de yakın tarihe ayna tutar. Romanlarında tarih ve aşk her zaman iç içedir. Yazar, kurgularını hep toplumsal dönüşümlerin yaşandığı kritik dönemlerin üzerine inşa eder. Eserlerinde şu önemli tarihi dönemleri ve olayları başarıyla işlemiştir:
- Cumhuriyet'in tek parti yönetimindeki yılları,
- İkinci Dünya Savaşı'nın tüm dünyayı sarsan buhranlı günleri,
- Demokrat Parti'nin iktidara gelişiyle yaşanan siyasi değişimler,
- 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ve sonrasındaki gerilimli süreç.
Yazar, bu büyük toplumsal çalkantıların ortasında bireyin yaşadığı aşkı, hasreti, ayrılığı ve kavuşma özlemini eşsiz bir duyarlıkla işler. Olay örgüsünü son derece sağlam temellere oturtan yazar, kahramanlarının ruhsal tahlillerini de ince ayrıntılarıyla yapar. Romanlarındaki gizem ve merak unsuru, okuru adeta bir dedektif gibi ipuçlarını takip etmeye davet eder. Düğümler her zaman şaşırtıcı ve beklenmedik finallerle çözülür. Kitaplarındaki akıcı dil, güçlü diyaloglar ve gizemli üslup, onun Türk edebiyatındaki özgün konumunu pekiştirir. Kendi hayat tecrübelerinden süzülen otobiyografik ögeler, romanlarına sarsılmaz bir gerçeklik çizgisi kazandırır.
Siyaset, Sanat ve Aile Hayatı
Edebi başarılarının yanı sıra Pakize Başaran, renkli ve cesur kişiliğiyle de ön plana çıkmıştır. Örneğin, sanat güneşimiz Zeki Müren ile röportaj yapma başarısını gösteren ilk kadın gazeteci unvanı ona aittir. Sanatın farklı dallarına uzanan yeteneği, radyolarda ses getiren piyesleriyle ve ünlü müzisyen Cem Karaca tarafından bestelenen unutulmaz 'Unut Beni' şiiriyle taçlanmıştır.
Öte yandan yazarın hayatı siyasetin sıcak rüzgarlarıyla da sarsılmıştır. Demokrat Parti üyesi olan Başaran, parti yöneticisi Safa Kılıçlıoğlu'nun dikte ettiği parti tüzüğünü bizzat daktiloya çekmiştir. Ancak bu siyasi duruşu, 27 Mayıs Darbesi sonrasında zor günler geçirmesine neden oldu. Davutpaşa Askeri Cezaevi'nde yatan tutuklularla gizlice irtibat kurduğu iddiasıyla sorgulandı. Yaşadığı tüm bu siyasi ve hukuki gerilimlere rağmen, dönemin cumhurbaşkanı Celal Bayar cezaevinden tahliye edildikten sonra kendisiyle yüz yüze özel bir görüşme gerçekleştirecek kadar dirayetli ve cesur davrandı.
Özel hayatında ise henüz 17 yaşındayken, 1937 yılında usta marangoz Fikri Başaran ile dünya evine girdi. Bu evlilikten Türk sinemasına ve tiyatrosuna yön verecek iki evlat dünyaya getirdi. Bunlardan biri ünlü yönetmen Tunç Başaran, diğeri ise başarılı oyuncu Meriç Başaran'dır. Evlatlarının sanat dünyasındaki başarıları, anne Başaran için her zaman büyük bir gurur kaynağı olmuştur. Yazarlık kariyerinde yayımlanmış 12 romanının yanı sıra şiir, anı ve öykü türünde pek çok eser veren yazar, 2008 yılından sonra memleketi Bandırma'ya yerleşerek sakin bir hayat sürmüştür. 103 yıllık ömrüyle Türkiye'nin yakın tarihinin canlı bir abidesi olan usta yazar, geride doldurulamaz bir boşluk bırakarak aramızdan ayrılmıştır. Yazarın edebiyat dünyasına kazandırdığı öne çıkan eserlerinden bazıları şunlardır:
- Benim Doktorum (1951)
- Sahte Gelin (1953)
- Köye Dönen Yosma (1955)
- Meçhule Giden Yol (1958)
- Şaka Bitti (1960)
- Seni Yalnız Seni (1963)
- Aşk Acıları (1964)
- Döner Koltuk (1967)
- Devenin Öcü (1969)
- Günahkar Adam (1973)
- Tekinsizler (1977)
- Fırtına'nın Oğlu (2006)
