Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde doğup büyüyen ve babasından devraldığı abdal müziği geleneğini tüm dünyaya duyuran Neşet Ertaş, bozlak denilince akla gelen en büyük halk ozanıdır. Anadolu insanının çileli yaşamını, aşkını ve kederini sazı ile sözüyle dile getiren sanatçı, 2012 yılındaki vefatına kadar milyonların gönlünde taht kurmuştur. Kendine özgü yorumuyla tanınan usta müzisyen, ömrü boyunca mütevazı duruşunu kaybetmeden halkın sanatçısı olmayı seçmiştir.
Kırtıllar Köyünden İstanbul Sahnelerine Ulaşan Ses
Neşet Ertaş, 1938 senesinde Kırşehir'in Çiçekdağı bölgesine bağlı olan ve tamamı abdallardan oluşan Kırtıllar Köyü'nde dünyaya gözlerini açtı. Saz ustası olan babası Muharrem Ertaş ile Döne Hanım'ın yedi evladından ikincisi olarak dünyaya geldi. Ertaş ailesi, geçim sıkıntısı sebebiyle Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Kırıkkale, Keskin, Yerköy, Kayseri ve Yozgat illerini sekiz yıl boyunca diyar diyar gezdi. Bu göçebe yaşam koşulları yüzünden küçük Neşet eğitim hayatına hiç başlayamadı. Ancak bu durum onun müzikle yoğrulmasına engel olmadı. Henüz beş altı yaşlarındayken babasının rehberliğinde keman çalmayı kavradı. Kısa süre sonra ise eline bağlamayı aldı.
Orta Anadolu Abdal Müziği geleneğinin gelmiş geçmiş en büyük ustalarından olan babası Muharrem Ertaş ile düğün düğün gezerek geçim mücadelesine katkıda bulunan Neşet Ertaş, küçük yaştan itibaren kemanıyla babasının nağmelerine eşlik ederek yoğrulmuştur. Genç yaşta kendi yolunu çizmek isteyerek on dört yaşında İstanbul’un yolunu tuttu. Mega kentte hayata tutunabilmek adına bulduğu her işte çalıştı. O günlerde hem çalışıp hem de sazıyla sesini duyuran bu yeteneğe çevresindekiler plak yapması yönünde tavsiyelerde bulundu. Bu yönlendirmeler neticesinde 1957 yılında Şençalar Plak firmasıyla ilk profesyonel çalışmasını gerçekleştirdi. 'Neden garip garip ötersin bülbül' isimli eseri plağa okununca, Türk halk müziğinde bir efsanenin ilk adımları atılmış oldu. Bu başarının hemen ardından Beyoğlu'ndaki gözde gazinolarda sahne almaya başladı.
Ankara Dönemi, Zorlu Yıllar ve Gurbet Hikayesi
İstanbul’da geçen iki hareketli yılın ardından rotasını başkent Ankara’ya çeviren sanatçı, müzikal yaşantısına buradaki gazinolarda devam etti. Ankara günlerinde hayatının akışını değiştirecek olan Leyla adında bir genç kızla tanıştı ve kısa sürede evlilik kararı aldı. Bu birliktelikten iki kız ve bir erkek çocuk sahibi oldular. Vatan borcunu ödemek üzere 1962 yılında İzmir Narlıdere’de askerlik vazifesini tamamladı. Askerlik sonrasında, Leyla Ertaş ile olan yedi yıllık evliliklerini sonlandırarak yollarını ayırdılar. Boşanmanın ardından kendisini tamamen müzikal çalışmalarına adayan usta sanatçı, ardı ardına çıkardığı yeni plaklar ve düzenlediği yoğun konser programları sayesinde Anadolu'daki birçok şehri en az altı yedi kez ziyaret etmiştir.
Yorulmak bilmeden çalışan büyük ustanın hayatı, 1978 yılında parmaklarında meydana gelen ani bir felçle sarsıldı. Müzikten başka hiçbir geçim kaynağı olmayan Ertaş, işsiz kalmanın yanı sıra tedavi masraflarını karşılayacak maddi gücü de bulamadı. Yaşadığı çaresizlik karşısında 1979 senesinde Almanya'da ikamet eden kardeşinin davetini kabul ederek yurt dışına gitti. Tedavisini gurbette tamamlayan sanatçı, daha sonra üç çocuğunu da yanına aldırdı. Almanya'daki Türk topluluklarının yoğun olduğu bölgelerde, düğün salonlarında ve gazinolarda çalıp söyleyerek sanatını icra etmeyi sürdürdü. Evlatlarının eğitimi ve sanatsal çalışmaları nedeniyle uzun yıllar boyunca gurbette yaşamak zorunda kaldı.
Vatana Dönüş ve Kültürel Mirasın Zirvesi
Uzun süren gurbet yıllarının ardından takvimler 2000 yılını gösterdiğinde, İstanbul’da gerçekleştirdiği muhteşem bir geri dönüş konseriyle ülkesindeki dinleyicileriyle yeniden kucaklaştı. Yöresel tınılarla örülü ve mahalli ögelerle bezeli müziğini, doğduğu toprakların dışına taşıyarak tüm ülkeye ve uluslararası camiaya sevdirmeyi başarıdı. Eserlerinin son kıtalarında mütevazı kişiliğini simgeleyen 'Garip' mahlasını kullanan sanatçı, sahne hayatı boyunca sazıyla hiçbir müzisyene eşlik etmeyip her zaman tek başına çalıp söylemeyi tercih etti.
Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlığı döneminde kendisine sunulan 'Devlet Sanatçısı' unvanını ve beraberindeki maddi desteği kibarca geri çeviren usta, bu kararı alırken, 'Devlet sanatçısı olmak toplumda bir ayrımcılığa yol açar, ben yalnızca halkımın sanatçısı olarak kalmak isterim' diyerek asil duruşunu sergilemiştir. Kültürel mirasa yaptığı eşsiz katkılar dolayısıyla UNESCO tarafından 'Yaşayan İnsan Hazinesi' olarak ilan edildi. 25 Nisan 2011 tarihinde ise İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tarafından kendisine fahri doktora unvanı takdim edildi. Hayatının son dönemini Seyhan Hanım ile evli olarak geçiren ozan, çocukları Döne, Canan ve Hüseyin ile huzurlu bir aile yaşantısına sahipti. Türk halk müziğinin bu dev çınarı, 25 Eylül 2012 tarihinde İzmir'de tedavi gördüğü hastanede prostat kanserinin ilerlemesi neticesinde 74 yaşında aramızdan ayrıldı. Kırşehir sokaklarında ve eğitim kurumlarında adı yaşatılan usta sanatçının, babası Muharrem Ertaş ile yan yana yükselen bir heykeli de memleketinde bulunmaktadır.
Öne Çıkan Albümleri ve Eserleri
- Neden Garip Garip Ötersin Bülbül (1957)
- Toplanmış Hakimler Dediler İdam (Adnan Menderes için yazdığı eser)
- Kıbrıs Destanı (Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası kaleme aldığı türkü)
- Türküler Yolcu (1979)
- Kendim Ettim Kendim Buldum (1988)
- Hapishanelere Güneş Doğmuyor (1989)
- Gönül Dağı 2 (1999)
- Neredesin Sen (1999)
- Vay Vay Dünya 15 (2005)
